kuslar havada balik resmettiginde2 

Oksijen ne zaman dünyadan kaybolacak? Yaşam ne zaman son bulacak?

100 yıl içinde dünyada artık oksijen olmayacak!

Okyanusların dengesi için en önemli eleman fitoplankton kaybolma yolunda. Suyun ısınması bu büyük felaketin başlıca sebebidir. Ve bu, bize, düşündüğümüzden çok daha çabukca öldürücü darbe vuracak. Çok sayıda bilimsel çalışma, eğer denizlerdeki canlı yaşam alanlarının kayboluşunu durdurmayı başaramazsak, bu kayboluşu zaten öngörüyor. Gerçekte durum nedir ?

fitoplankton1

Dünyanın akciğerleri yeşil-mavidir !

Fitoplankton, denizlerin tekhücreli bitkisel mikro-organizmasıdır. Ve okyanusların besin zincirinin temelidir. Karbonun dönüşümünde çok önemli bir rol oynar. Gerçekte, dünyadaki tüm oksijenin yarısından fazlasının üretiminden sorumludur ve havadaki karbondioksiti pompalayarak iklimin kontrolünde önemli bir rolü vardır. Günde aşağı yukarı 100 milyon ton karbondioksit çeker ve bu güncel olarak atmosferde tutulan karbondioksitin yaklaşık  % 45 idir.

Genellikle, oksijenimizi karadaki bitkilerin fotosentez yoluyla ürettiği düşünülür. Oksijenin % 98 i fotosentez ile yaratılmıştır ve tam olarak söylersek, ciyanobakteriler bunu üretmektedirler. Geriye kalan  % 2  ise, kısmen ultraviolet ile su molekülleri tarafından yapılır.

Yakın dönemde yapılan çalışmalar gösteriyor ki ormanlar ve karadaki bitkilerin tümü gerçekte atmosferimizin oksijeninin sadece % 15 ini üretiyor zira geceleyin de karbondioksit üretiyorlar.

fitoplankton2

Şu halde, atmosferimizdeki oksijenin % 80 inden fazlasını okyanuslar üretmekte ve çok büyük kısmını fitoplanktonlar yapmaktadırlar.

Çok büyük miktarda denizin yüzeysel katmanlarında bulunan bu fitoplanktonun oksijen üretimi fotosentez prensibi ile yapılmaktadır. Yani mineral tuzları ve karbonu emerken dioksijeni (oksijenin bilimsel adlandırılışı) ışığın etkisiyle atar.

Okyanusların suyunu % 88 oluşturan oksijen, suyun altındaki tüm deniz yaşamını mümkün kılar.

fitoplankton3

Fitoplanktonun kayboluşu !

1889 dan beri, okyanuslardaki fitoplanktonların varlığı üzerine ölçümler yapılmaktadır.Ölçüm teknikleri güçlü birşekilde evrim geçirdi zira bugün suyun içerdiği klorofil miktarını satelitler vasıtasıyla okyanusların renginin analiziyle ölçebiliyoruz.

Fitoplankton dönemleri karmaşık ve inişli çıkışlıdır, mevsimler ve yerin durumuna göre.Bu deniz mikro-organizmalarının evrimiyle ilgili olarak bir eğilim belirlemek zordur.Fakat herşeye rağmen öyle görünüyor ki fitoplankton miktarı aşağı yukarı yılda % 1 oranında azalmakta ve bu 30 yıldır sürmektedir.1950 den beri fitoplanktonun toplam miktarı % 40 oranında kaybolmuştur.

fitoplankton4

Daha net olarak, Kanada Dalhousie Üniversitesi araştırmacıları incelenen 10 okyanustan sekizinde (Atlantik okyanusunun güneyi ile ekvator kısmında ve kutuplarda, Arktik okyanusu ile Antartika’da) fitoplanktonların nüfusunun başdöndürücü bir şekilde düştüğünü ortaya koydular.

Sadece, Hint Okyanusu, fitoplanktonların bio-kütlelerinin artış işaretlerini gösteriyor.

fitoplankton5

Denizlerdeki bitkilerin ve hayvanların yaşadığı alanların zayıflaması !

Böylesi bir evrimin nedenleri mi? Okyanusların ısınması elbette. Denizin en üst kesimi ki orada yaşarlar fitoplanktonlar ve okyanuslar, geçtiğimiz yüzyıl süresinde, aşağı yukarı 0,5 ila 1 °C arasında, katmanlaşma etkisini de vurgulayarak ve nihayet yüzeydeki su ile derinlerdeki su arasındaki yiyecek değiş-tokuşunu da sınırlandırarak ısındı.

Dahası, insan aktivitesi, okyanusların asitliliğinin artması ve kirliliğin sonucunda aşırı ölçüde algların artmasıyla ekosistemin yokoluşuna katkıda bulunuyor. (CO2 deniz suyuna karıştığında suyu daha fazla asitli kılarak karbonik aside dönüşür. Ötrofizasyon : canlı ve bitkisel yaşamın olduğu alanların, aşırı tarımın sonucu olarak, gübre atıklarının deniz sularını kirletmesiyle çok büyük ölçüde algların türemesiyle boğulması ve ölü alanların doğmasıdır.)

Bugün gözlemlenebilir ilk sonuçlar : asitliliğin artışıyla belli başlı önemli yiyeceklerinden yoksunlaşan korayların kayboluşu ve deniz canlılarının genel olarak düşüşü vesaire…ve  « ölü bölgeler » diye adlandırılan alanların oluşmasıdır.

fitoplankton6

Ölü Bölgeler…

Okyanusta bir bölge, önemli ölçüde oksijen azalmasına maruz kaldığında, « ölü bölge » diye nitelendirilir. Bütün deniz hayvanları, bu ölü bölgelerden geçtiklerinde boğulma tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. Çok ağır olanları, buralarda sistemli bir şekilde ölürler halbuki hızlı balıklar bilinçlerini kaybetmeden evvel kendilerini kurtaracak bir şansa sahiptirler. 2003 yılında, bu ölü bölgelerin sayısı, 150 idi. 2008 de 450 ye çıktı ! BM ye göre, bu ölü bölgelerin en büyüğü 70 bin km² dir.

Bazı durumlarda, Baltık denizinde olduğu gibi, birkaç on yılda, tüm yüksek yaşam biçimleri, su yüzüne çıkmış kara parçalarında hayatın ortaya çıkmasından önce, milyarlarca yıl önce yaşamış olanlara yakın, çok ilkel düzeydeki bakterilerin lehine kayboldu.

Daha tasalandıran ise, fitoplanktonların satelit gözlemi, 1998 den beri, bu ölü bölgelerin yılda % 8,3 ortalama bir büyüme göstererek güçlü bir şekilde ilerlediğini gösteriyor. Kuzey Atlantik Okyanusu, yakında balıkların hiç bulunmadığı bir çöl olacak.

fitoplankton7

Bu kez, söz konusu olan sorun küresel ısınma değil fakat BM in son raporuna göre kimyasal tarım ilaçlarının aşırı ölçüde kullanımı ile yoğun tarımsal faaliyetler.

Oksijen atmosferimizden kaybolabilir mi ?

Pensilvanya Üniversitesi araştırmacısı jeokimyacı Dick Holland’ın en son çalışmalarına göre bugün bilinen bir oluşum sürecine rağmen onun ortaya çıkışı tam olarak açıklanamıyor olsa bile Oksijen, dünyamızda 2,8 milyar yıl önce ortaya çıktı. Daha sonra, bunu, şu meşhur fotosentezden sorumlu ciyanobakterilerin ortaya çıkışı izledi.Ondan sonra, havada oksijenin yeterli bir şekilde yoğunlaşmasıyla, hayvan yaşamının doğuşunun mümkün olması için 1 milyar yıl gerekecekti.Bu oran, günümüze kadar, takip eden şu yüzdelik oranlarında değişmedi : % 78,08 azote, % 20,95 oxygène, % 0,93 argon, % 0,040 karbondioksit ve diğer gazların izleri.

Oksijen atmosferde önemli bir rol oynuyor zira güneş ışınları etkileşimiyle ozon yaratıyor ve böylelikle dünyayı UV ışınlarının zararlı etkilerinden koruyor.Oksijenin kaybolmasıyla ozonun yaratılması mümkün olamayacağından muhtemelen çok kısa bir zaman içinde pişeceğiz ve tüm motorlar duracak (fakat bu çok güzel birşey!), metaller sistemli olarak kaynayacak, betonlar toz olacak (doğaya dönüş !) ve okyanuslar uzayda kaybolacaklar.

3 milyar yıl önce, Mars’ta niçin oksijen ve okyanusların kaybolduğunu anlamak isteyen araştırmacılara böylesi bir senaryonun fikirler vermesi gerekdi.

Şu halde, evet oksijen yok olabilir ! Fakat bu nasıl mümkün olabilirdi? Önümüzde ne kadar zamanımız kaldı?

Oksijen ne zaman dünyadan kaybolacak ?

GIEC in son raporunun öngördüğü haliyle, iklimsel dengelerin bozulmasının hızlanmasıyla fitoplanktonların kaybolması da hızlanıyordu. Bu, bizim tanıyabileceğimiz bir yokoluştur zira 2050 yılına doğru düşünülüyor. Bu, koraylardan balinalara, okyanuslarda yaşam biçimlerinin çoğunluğunun hızlıca kayboluşunu tetikleyecekti. Okyanuslardaki oksijen oranının düşüşü çok büyük bir şekilde tüm deniz yaşamını etkileyecekti.

Bu, gezegenimizin başlıca oksijen kaynağının artık varolmayacağı anlamına geliyordu. Şu halde, 100 yıl içinde, oksijen yokluğu yüzünden, okyanusların yaşamdan yoksun bir çöl olacağını ve karadaki tüm yaşamın da yok olacağını iddia edebiliriz. Biz, gelecek yüzyılda, okyanusları 1 ila 2 metre büyütecek iklimsel ısınmanın tehditlerinden çok uzağız…

Biz, burada, içinde bulunduğumuz yüzyılda, dünyamızda hayatın yokoluşunu konuşuyoruz !

fitoplankton8

Peki bu süreç halihazırda yürürlükte mi ?

Scripps Enstitüsü bilim adamlarının yaptığı bir çalışmaya göre ki Dr Ralph Keeling bu çalışmanın içindedir, 1989 dan beri, belirgin bir şekilde atmosferdeki oksijen düşüyor karbondioksitin lehine . O, sonucu çok basit bir formülle özetliyor : « Havadaki 3 oksijen molekülünü fosil yakıtların yanmasıyla üretilen karbondioksit molekülüyle kaybediyoruz »

Dr Keeling, 1990 – 2008 arasında atmosfer oksijeninin  % 0,0317 oranında düştüğünü ortaya koydu. Bu oran, gülünç görünebilir belki ama % 20,98 lik bir oksijen deposu bulundurduğumuzu hesap ettiğimizde…

fitoplankton9

Oksijen seviyesi % 19,5 altına inerse, bu, yaşamak için atmosferdeki oksijene bağımlı olan her hayvanın -insan da dahil olmak üzere- bilinç kaybı demektir ve ölüm garantidir zira bilinçsiz beslenemeyiz.

Fakat ondan önce, çok daha başka belirtiler ortaya çıkacak. Kan gitgide daha az oksijenlenecek, kalp daha sıkı çalışmak zorunda kalacak ve elimizle kolumuzla yaptığımız işlerde çok daha önemli ölçüde çaba sarfedeceğiz. Kalp hastalıklarıyla gitgide daha sıkça karşılaşacağız. Kanser hastalıkları ve diğer yıpratıcı hastalıklar güçlü bir şekilde gelişecekler.

Fakat bu, halihazırda, şehirlerde yaşamakta olduğumuz şey değil midir? Süreç şu halde çalışmakta!

Hangi çözümler?

Atmosferde karbondioksit seviyelerinin güncel artışı gösteriyor ki doğal döngü artık dengede değildir. Biz, ürettiğimiz karbondioksiti artık gezegenin biyosferinin işleyemeyeceği noktaya ulaştık.

Bir çözüm : karbondioksit salımlarını ikiyle bölmek! Fakat bu çok fazla basit olacaktı...

Bu yüzden, bilim adamları su moleküllerini hidrojen ve oksijenden ayırarak yapay fotosentez çözümleri arıyorlar.

fitoplankton10

Bazıları, karbondioksiti karbonmonoksite dönüştürmeyi konuşuyor. Amerika’da Sandia Laboratory, güneş enerjisinin kullanımı sayesinde, bu prensip üzerinden bir teknoloji geliştiriyor. Ortaya çıkan karbonmonoksit, daha sonra, konvansiyonel teknolojilerin kullanımında, hidrojen ve metanol gibi farklı tip yakıtları üretmek için kullanılıyor olabilir. Bu, bununla birlikte,henüz daha kullanılabilir teknoloji olarak geliştirilemedi.

fitoplankton11

Bazıları, hala, 3 milyar yıl önce, hayatın Dünya’ya Mars’tan geldiğini haykırmakta…

Eğer Dünya’mız Mars’a benzemek durumunda olsaydı ne olurdu bizim mesajımız?

Craig Venter’in buluşu sayesinde, yaşam izleri olan bir gezegen üzerinde, birkaç milyar yılda, yaşam sürecini başlatmak ve bu yeni insan türünün bir üyesi olarak benzer bir blog yapıp alarm zilini çekmek! Ne dersiniz?

Hiçbir stratejisi olmadan her ne pahasına olursa olsun ilerlemek!, öyle görünüyor ki bu, bizim düşündüğümüzden çok ama çok uzun zamandan beri izlediğimiz bir yol olabilir…

fitoplankton12

Büyük annemin bana dediği gibi !

Yakında 96 yaşını kutlayacak olan büyük annemin bana söylediği :

« Çocuk, eğer istediğin şeylerin yapılmasını istiyorsan onları kendin yapmakla işe başla ! »

Çok tanınmış bir diğer büyük anne de bunun çok doğru olduğunu söyleyecekti.

Üretilen karbondioksitin % 41 i, bizim yaptığımız şeylerden geliyor. (Evlerin ısıtması, arabalar ve çöp atıklarının idaresi vesaire. ) Bizim, bu durumda, politikacılara bile ihtiyacımız yok.

- Evdeki ısıtmayı 22 derece yerine 18 derecede tutmak ve bir kazak giymek…Bizim tekne ve çalışma odalarımızda ne ısıtma ne de klima var.

- Arabayı sadece ihtiyaç durumunda kullanmak, onu başkalarıyla paylaşmak ve toplu taşıma araçlarını kullanmak…Bizim arabamız yok ve bulunduğumuz beldenin minibüslerine 10 kişilik olmasına rağmen 20 kişi sıkışarak biniyoruz. 35 derece sıcak havayla arkadaşlık korunmuştur !

- İşlem gerektiren atıklarımızı sınırlandırmak…Gübresiz doğal yiyecekler yiyor ve hemen hemen rafine edilmiş hiçbir ürünü yemiyoruz.

- Kirlilikten sorumlu endüstriyi yenmek, onları vergilendirerek değil fakat onların ürünlerini artık tüketmeyerek mümkündür. Yapılması en zor olanı da, bilhassa, her tarafımızı kaplayan Çin malı ürünlerle… İlerleme kaydediyoruz ama değil mi ?!

Bu konuda herkes kendi çapında farklı yaratıcı düşüncelerini hayata geçirebilir. Bu büyük felakete doğru gidişe dur demek için elimizden gelebilecek herşeyi yapmalıyız. Maalesef bindiğimiz geminin bir kaptanı yok. Fazla zamanımız kalmadı. Çözüm bize bağlı. Artık sorumlu, duyarlı ve bu doğrultuda iş gören bir dünyalı olmaya ne dersiniz ?

fitoplankton13

Henüz hiçbirşey kaybolmuş değildir !

Burada ve Şimdi iş yapmak için bilgiye sahibiz !

Herbirimiz kendi seviyesinde ve birlikte başaracağız !

Pascal Bouche
http://www.123ocean.com/

Dünya48 - 15 Eylül 2014
Fransızcadan Çeviri : dünya48.com

Son Yazılar

Sunny

36°C

Istanbul