ethem gonenc

Ey halkım, doğanın sesine kulak ver!

21. yüzyıla girdiğimizden itibaren yaşadıklarımız, kâbus gibi çöktü üstümüze.

Kemalist devrimlerimiz yerle bir edildi, Cumhuriyetimizin tüm kazanımlarını birer birer kaybettik. Öte yandan su kaynaklarımızı yitirmekteyiz, doğal sistemimiz tahrip ve talan edilmekte.

Tarım ve hayvancılığımız yok edilerek, çiftçi aileler perişan edildi, ekip biçemez hale getirildi. Tarım ürünlerimizi, meyvelerimizi, etimizi, sütümüzü, peynirimizi, yağımızı, yoğurdumuzu başka ülkelerden satın almaya başladık veya onların şirketleri gelip yurdumuzda ürettiler, biz onların işçisi olduk. Emek ve emeğin değeri gözardı edilip, çalışanlar köleleştirildi. Çiftçimizin halen alın teriyle ürettikleri de, yabancıların markalı zincir mağazalarında satışa çıkartılıp, kazançlar yurtdışına transfer edilmekte. Yurttaşlarımızın, Cumhuriyetin ilk yıllarından başlayarak binbir emekle, alın teriyle, birikimleriyle kurduğu tüm fabrikalarımız, petrol ve maden tesislerimiz, enerji santrallerimiz, iletişim ve haberleşme ağımız, hatta sanat kurumlarımız bile üç kuruşa peşkeş çekildi. Yetmedi; yandaş, yalaka, emperyalistlerin uşağı sözde işadamlarına HES kursunlar, maden ocakları açsınlar, oteller inşa etsinler diye tüm doğal güzelliklerimiz, ekolojik değerlerimiz, can sularımız, kıyılarımız pazarlandı ve mahvedildi. İstanbulumuz, Boğaziçimiz, Marmara Denizimiz, kuzey ormanlarımız, su kaynaklarımız köprü, havaalanı, kanal adlı hiçbir bilimsel akla sığmayan projelere kurban edilmekte. Yakında Anadolumuzun bereketli toprakları da satılığa çıkartılacak şaşırmayın ha! Bunlara karşı çıkanlar terörist, gezici, çapulcu, darbeci ilan edilip, türlü yollarla susturulmakta.

Ne acıdır ki yurdumun güzel insanlarının yarıya yakını, dogmalarla beyni doldurularak efsunlandı, celladına aşık edilerek bunlara alkış tutar hale getirildi. Diğer yarısının bir kesimi ya olanları görmezden gelmekte ya da düzene uyup, sessiz kalmakta. Herşeyin ayırdında olan bir kesimi ise çaresiz beklemede. Bizi birbirimize kırdıracak mezhepçi ve ırkçı kışkırtmalar yapılmakta. Muhalefet partileri zavallı, pejmürde ve çözüm üretemiyor. Üniversiteler suskun, bilim insanları sindirilmiş veya satın alınıp ünvanlı şarlatan yapılmış. Kahraman Türk ordusunun eli kolu bağlanmış ve susturulmuş. Memurlar, öğretmenler, sanatçılar, işçiler, çiftçiler, tüm emekçiler tüketim tuzağıyla avlanıp, geçim derdine düşürülmüş, inim inim inliyor, sesleri çıkamıyor, çıksada ne örgütleri ne de mücadele güçleri var. Yargı deseniz güdümlü hale getirilmiş, adalet dağıtamıyor. Yaşamımızdaki tüm olaylar bile, bilimin ışığında değil, hurafelerle, dogmatik düşüncelerle tartışılıyor ve bunlar yazılı görsel basında manşet oluyor. Sor be halkım sor; toprağımıza, suyumuza, havamıza, doğamıza, bize ne yapıyorsunuz, sor!

Elli yıllık süreçte göreceklerimiz!

Ey halkım, eğer dur demezsen, tüm bu yapılanlara doğanın tepkisi çok ağır olacak bilesin! Elli yıl sonrasına baktığımda; kıyıları yosunlarla kaplanmış, balıkları soluksuz kalmış, akarsularının suyu çekilmiş, gölleri kurumuş, yeraltı suları ve sulak alanları yok olmuş, ormanlarını, verimli topraklarını yitirmiş, çölleşmiş, kuraklaşmış, tüm doğal güzelliklerini kaybetmiş bir ülke ve bu ülkenin kentlerine yığılan, dev beton kafesler içinde yaşamaya mahkum zavallı insanlar görüyorum. Bu yazdıklarımı, bir süredir yaşamağa başlamadın mı zaten ey halkım? Sellerle, depremlerle, fırtınalarla kaybettiğin malları ve canları, yetersiz yağışlarla hasatını yapamadığın buğdayını, kaysını, kirazını, çölleşen ovalarını, sayıları giderek azalan hayvanlarını, bitkilerini, onlarca yokedilen sulak alanlarını, kurumuş derelerini, artık balık tutamadığın göllerini ve denizlerini görmüyor musun? Doğanın sesine kulak ver be halkım, uyarıyor seni, dinle!

Yeter artık durun de!

Ey halkım, hem senin bugünün hem de çocuklarının tüm geleceği elden gidiyor, farkına var artık. Bunun geri dönüşü de yok, düzeltemeyiz, yerine yenisini koyamayız kaybettiklerimizin.

Gör bunları be halkım gör, başını kumdan çıkar, silkelen, cahil olsanda senin atalarından gelen kültürün ve değerlerin var, hatırla bunları, özüne dön! Köroğlunun, Yunusun, Pir Sultanın, Mevlananın, Aşık Veysel'in ve de ovalarının, yaylalarının, dağlarının, ağaçlarının, kuşlarının, börtü böceklerinin, balıklarının ve de derelerinin sesi çınlasın kulaklarında! Artık yeter, durun, durun de!

Ethem GÖNENÇ - 13 Haziran 2014 - Aydınlık

Son Yazılar

Sunny

36°C

Istanbul