baraj dosyasi3 

HES Barajlar Dosyası! (3)

Fırat ve Çoruh üzerindeki boş barajlar ne yapıyor?

Bu sorunun cevabı, maalesef, çok açık ve korkutucudur :

Fırat üzerine dizilen, ve yine, peş peşe, iç içe; içlerinde bekletilecek suyu olmayan; elektrik üretimine, sulamaya asla katkısı olmayan; aksine, her iki hizmet beklentisine büyük zarar veren, 5 adet barajla, aynı şekilde, ülkemiz coğrafyası yırtılmıştır. Malum plan sınırının öncesi, ülkemiz üzerine derin bir şekilde kazılmıştır. Fırat ana kolu üzerine dizilmiş, Karkamış, Birecik, Atatürk, Karakaya ve Keban barajlarında bekletilecek su yoktur; bu barajlar da, açıklanan görevleri asla yapamazlar, yapmamaktadırlar.

Bu barajların da yaptığı, ülkeyi borca batırmak ve coğrafyamızı 700 kilometre yırtmaktır.

İki nehir üzerindeki barajların yaptıklarını aklımıza ve ülkemiz haritasına işlediğimizde görünen, Büyük Ortadoğu Projesi’nin alt yapısının coğrafyamıza kazındığı ve sonuna gelindiğidir. Biliyoruz ki: Dünyadaki doğal sınırları,sular ve dağların tepeleri belirler, çizer.

Buradan varılacak sonuç: Ülkemizin başına Fırat üzerinde geçirilen BOP çuvalının ağzı, Çoruh Enerji Planıyla büzülmektedir.

Böylelikle, Çoruh Enerji Planının ne amaçla yapıldığının biçimsel koşullarını ayrıntısıyla ve öncesiyle birlikte gözönüne sermiş olduk. Biçimsel koşulları yeterli bulmayanlar, planın içerisine bakarak ülkeye hayırlar getirmek için yapılmadığını kanıtlayan, destekleyen unsurları bulabilirler:

coruh yirtiklari

*** *** ***

Planın içerisine baktığımızda!

Planın içine baktığımızda, yukarıda biçimsel olarak varılan sonucun içini dolduran, akıl almaz durumlar karşımıza çıkmaktadır:

1- Su bekletme yapıları barajlar, aklın ve mühendislik ilkelerinin emrettiği, enerji üretimini ve sulama alanlarını daha çoğaltan, insan yerleşimlerinin en az olduğu hatta olmadığı; geri kalmış bölgelere yakın; kamulaştırma gereksiniminin,değerli tarım alanlarının olmadığı; daha da önemlisi, bekletilmesi gereken suların oluştuğu yerlerde değil en büyük ekonomik ve çevre tahribatının yaşandığı, insan yaşamı için olmazsa olmaz tarım alanlarının yok edildiği ve insan yerleşimlerinin daha yoğun olduğu yerlerde yapılmaktadır.

2- Su bekletme yapılarına verilen aktif hacim/toplam hacim oranları, bir mühendisin kabul edebileceği oranlarda değildir:

3- Laleli Barajı ve santralına verilen kapasiteler, olabilir en büyük değerlerden en az iki buçuk katı fazladır; o şekilde seçilmiştir. Bu hal, ancak ve ancak kötü bir amaç için düşünülür. Bu durum bile, bu plan hakkında hüküm vermeye yeterlidir. Laleli barajından sonra nehire su katılmadığı halde İspir Barajı plana konulmuştur. Bu barajın yapacağı tek şey vardır: coğrafya yırtmak. Bu ancak art niyetle olur.

4- Bir baraja aktif hacim verilirken kendisinden yukarıdaki su bekletme hazneleri yok sayılmıştır; bu durum,mühendislik açısından utanç vericidir, kahredicidir. Varı yok saymaktır. Ancak kasıtla olur.

5- Heyelanlar havzasında yamaç stabilite etüdleri yapılmamıştır;bu doğrudan doğruya büyük bir kıyım ve yıkım girişimidir. Bunun açık söylenişi, ‘katliama örtülü teşebbüs’tür. Herhangi bir nedenle en yukarıdaki barajın yıkılmasıyla sınır tanımaz büyük bir yıkımın oluşacağı düşünülmemiştir.Bu hal, tehditi siyasetinin aracı olarak kullananlar için bulunmaz bir nimettir. Mühendislik açısından bu asla kabul edilemez bir durumdur. Askerlerin bu plana seyirci kalmaları açıklanamaz.

6- Yusufeli Barajı’nın yüksekliği,elektrik üretimine hiçbir katkısı yokken, içinde bekletecek su yokken, plan uygulamasına başladıktan sonra 200 metre artırılmıştır. Yusufeli,bu yarma işleminin budağıdır, kilit taşıdır. Bu sebeple, hiçbir görevi olmayan bu baraj plandadır.

Biliyoruz ki: Her baraj yapıldığında kötülüklerinin tümünü işler; yaratacağı fayda varsa sonra görülür.

firat yirtiklari

*** *** ***

Dışarıdan bakınca görünenler!

Plana dışarıdan bakıldığında da akıl almaz durumlar ortaya çıkmaktadır:

1- Planın uygulanmasına, akla ve mantığa aykırı olarak aşağıdan yukarıya başlanmıştır. Bu ancak kötü amaca hizmet için yapılabilir; hiçbir uygulayıcı böyle bir aymazlığa düşemez;

2- Kayıp ve kaçağa giden enerji resmi ağızların anlatımına göre %23 tür. Bu planın üreteceği enerji, ülkenin gereksiniminin %5’ i kadardır. Kayıp ve kaçağı bir yana bırakıp bu planın uygulanmasında ısrar etmek, akıl dışılıktır; başka amaç aranması doğaldır.

3- Elektrik üretimi için başka daha uygar, daha geniş olanaklar (Güneş, Rüzgâr, Yerısısı gibi) varken böyle bir planın uygulanmasına ısrar, derin bir şüpheyi doğurur.

4- Küresel ısınma savı, ya da gerçeği varken su yapılarının plan ve projeleri yenilenmesi gerekirken plan uygulamasına ısrar edilmektedir; neden?

5- Çevremizde olan olaylar, bu planın uygulanmasına başlanmasıyla hız kazanmıştır. “Fıratın doğusu Fıratın batısı” kavramı toplumun bilinçaltına sürekli işlenmektedir.

Bu iki nehir üzerine dizilmiş barajların görev yapmaması; ülkenin inanılmaz hızla borç batağına itilmiş olması ve yukarıda sayılanları varılan sonuç için yeterli bulmayanlara tek başına dahi yeterli olan kanıtı ifade edeyim:Ülkemizin sınırları, Lozanda uluslar arası bir anlaşmayla çizilmiştir. Bu anlaşmaya imza atan iki ülke bu anlaşmayı parlamentolarının onayından geçirmemiştir. Bu ülkelerden biri, Çoruh ve Frat üzerindeki barajları planlayan DSİ’ye akıl veren, yönlendiren uzmanların(!) ülkesidir.

Buradan çıkaracağımız sonuç:” Fırat üzerindeki barajlarla ülkemizin başına geçirilmiş olan BOP çuvalının ağzı,Çoruh Enerji Planıyla büzülmektedir.” Şeklinde ifade edilecektir.

Durumu özetlersek :

Çoruh Nehrinin hidrolik potansiyeli elektrik üretmek için planlanmıştır. Bu plan, seçilen projelerle, 55-60 milyar USD ye mal olmaktadır. Halbuki, aynı potansiyelin HES lerle planlanması halinde harcanacak para 3,5-4 milyar USD yi geçmiyor. Mevcut plan, elektriğin KWh tını en az 60 cent’e mal ediyor. Buna karşılık bu rakam, HES’lerde 6 cent’i geçmiyor. Bu plan yılda 6-7 milyar USD faiz ödetiyor buna karşılık yıllık geliri 600 milyon USD.Bunun sonucu ülkenin hızla borca batırılmasıdır.

Bir ürünü, aynı kurum tarafından yapılan başka projelere nazaran, 10 misli daha daha pahalı üretip ülkeyi sonu gelmez bir borç çukuruna yuvarlamak ağır bir suç değil midir?

Planın uygulanmasıyla havzadan 50-55 bin kişi göçe mecbur bırakılmakta; telafi edilemez doğal, kültürel, turistik ve ekonomik değer kayıplarına sebep olunmaktadır.

Refah yaratacağını iddia eden bir planla böyle bir durumun ortaya çıkması, bilgisizlik, aymazlık, korku saikiyle veya aymazlıkla açıklanamaz.

Yukarıdaki sonuçlara, mühendislik mesleği, ilkeleri ve etik değereleri dışlanarak inanılmaz bir sefaletle hizmete sokularak varılmaktadır: Plandaki 15 barajdan 11 adedinin içinde bekletecek su yoktur. Dolmayan barajların enerji üretimini 1,2 milyar KWh azaltmaktadırlar.

Bu durumun da bilgisizlik, aymazlık, korku saikiyle veya aymazlıkla işlenemeyeceği açıktır. Çünkü, basit aritmetik işlemler dahi yapılmamıştır. Bu hal sistematiktir. İşlenen sefalet, birinci madde de özetlenen olumsuzluklarla doldurulamaz derinliktedir.

bos barajlar yirtigi

*** *** ***

Cumhurıyet savcıları nerede?

Millete dolup boşalacak diye satılan 15 barajdan 11 adedinin dolup boşalmaması, görev yapmaması ağır bir mesleki suçu göstermez mi?

Kasıtla yapıldığı ortadadır. Açıklanan sonuçlarla burada işlenen mühendislik sefaleti orantısızdır. Başka amacı aramak aklın gereğidir:

Boş barajlar, çevreye verdikleri büyük tahribatı bir kenara bırakırsak, üç şeyi eksiksiz yapıyor:biri, üretilecek enerji miktarını azaltıyorlar ikincisi, ülkeyi borca batırıyorlar; üçüncüsü, coğrafyamızı yırtıyorlar.Bu plandaki yırtılma, Büyük Ortadoğu Projesi haritasının ülkemizdeki son bölümünü detayıyla çiziyor.

Fırat nehri üzerinde de bu işlemler daha ağır ve derin bir şekilde işlenmiştir. Her iki nehir ekseninde peş peşe ve iç içe dizilen boş brarajlarla, Büyük Ortadoğu Projesinin ülkemizde çizmek istediği sınır fiilen çizilmiştir; sonu çizilmektedir.

Yusufeli Barajı yapıldığı takdirde Fırat üzerinde ülkemizin başına geçirilen BOP çuvalının ağzı da büzülmüş olacak ve boğulma işi başlatılmış olacaktır.

İlk iki maddede özetlenen hususların devlete karşı işlenen ağır bir suç olduğu açıktır. 3, 4 ve 5 no. da sıralamak istediklerim, varılmak istenen stratejik sonuçlardır.Ülke akıl almaz, inanılmaz bir hızla borca batırılmaktadır.Bu işlem,planlama,ve mühendislik ilkeleri bir kenara bırakılarak yapılmaktadır.

Sonuç ise vahimdir; ülke borçlandırılmakta ve coğrafyamız parçalanmaktadır.

Bu sonuçlar, ilk iki maddede işlenen ağır suçu dahada ağırlaştırmaz mı?

Daha vahim ve dikkat çekici olan, bir çok uyarıya rağmen, ısrarla devam edilmektedir.

Ülke coğrafyasının yırtılmasıyla yeni bir sınırın fiilen teşkil edilmesinin amaç olmadığını düşünebilenler, iki nehir üzerindeki barajların, görev yaptıklarını ve refah yarattıklarını; yani dolup boşaldıklarını, ülkeyi zenginleştirdiklerini; böylelikle, BOP’un alt yapısını oluşturmak, ülkeye diz çöktürülüp parçalamak kastıyla yapılmadıklarını aynı derinlikte kanıtlarla isbat etmelidirler.

Uyarılara rağmen, ısrarla, bu suçun işlenmesine devam edilmektedir. Ülkemiz, kendi evlatları eliyle inanılmaz bir melanetin içine itilmiştir, itilmektedir. İşlenen, ihanet ötesi bir durumdur. İşleneni anlatmakta “ağır suç” tanımı dahi yeterli olmamaktadır.

Böyle bir suçun tarifini yapmak, kanundaki yerini bulmak bana düşmez. Bu hukukçuların görevidir. Ülkemizde yurtsever ve devletine sahip çıkacak hukukçular vardır.Onları da göreve çağırıyorum. Hukuk adamı ünvanı taşıyan, hukukun üstünlüğüne inanan herkesin üstüne düşen görev, vardır.

altiparmak barajinin tehdit ettigi yapi

*** *** ***

Hiç bir tecavüz veya ırza geçme başladı diye meşruiyet arzetmez!

Yeminle diplomasını almış, göreve gelmiş hiç kimsenin,hangi şartlarda olursa olsun, devleti sürekli büyüyen bir borç altına sokmak hakkı yoktur. Yaptıklarının hesabını her zaman vermeye hazır olmalıdır. Devleti sürekli zarara uğratan, kamu aleyhine işleyen, ülkeyi yokluğa iten,coğrafyasını parçalayan hiçbir anlaşma, meşruiyet arz etmez.Hiç bir tecavüz, başladı diye, meşruiyet kazanmaz. Tecavüz, her safhada tecavüzdür. Hiçbir kimsenin,meslek ilkelerini ve etik değerlerini terk ederek mesleğiyle ilgili konularda karar verme yetkisi de yoktur.

Böyle bir durumda icraata devam etmek de, mühendislik hizmeti vermek de, bu suçun aslı faili olmaktır.Planda görev alan yapımcı kuruluşların da bu büyük suça hizmet ettiklerini bilmeleri gerekir.

DSİ yi yönetenler, bu icraata devam edenler, en büyük sorumluluk altındadırlar. Ülkenin akarsuları onlara emanet edilmiştir. Aklın bilimin ışığında ülkeye refah yaratmakla yükümlüdürler. Ülkeyi borca batırarak parçalamak hakkı kimseye verilmemiştir. Fiilde ısrar, kastın açıklanmasıdır.

İnşaat mühendisleri odası başta olmak üzere ilgili odalar, üniversiteler; böyle planların maddi ve manevi sorumluluğunu taşımaktadır.

Ülkenin yönetimini elinde tutanlar ve TBMM si başkanlığı ve üyeleri, ayrı ayrı, en ağır sorumluluğu taşımaktadırlar.

Bir gün dahi vakit kaybetmeden, hiç kimseden işaret, emir veya tavsiye beklemeden herkesin resen harekete geçmesi gerekir. Hiç bir gerçek aydın ve yurtsever, asla ve asla,sessiz kalamaz. Yetkililerden, ilgililerden ve sorumlulardan hesap sorulmalı, neden olanlar, bu fiile hizmet edenler yargılanmalı, gereken yapılmadır. Bunu yaparken ülkenin gerçek sahibi halk, aydınlatılmalıdır.

Bu konuda susmak, hiçbir şey yapmamak;ülke inanılmaz bir borç batağına düşerken üstüne düşen görevi yapmamak,ülkemizin parçalanmasına bütünlüğümüzün yok edilmesine seyirci kalmak; yüzlerce yıllık düşmanlarımızın isteklerine kavuşmasına sesizce destek ve hizmet vermektir. Sessiz kalan hiçbir aydın, ya da hiçbir yurttaş, bu sorumluluktan kurtulamaz.

Devam edecek...

Yurttaş Mazlum ÇORUH - 27 Mayıs 2013 - Aydınlık

Son Yazılar