Türkiye'nin HES Gerçeği

Doğu Karadeniz başta olmak üzere Türkiye'nin neresinde bir akarsu yatağı, kaynağı bulunuyorsa, burada uygun olsun olmasın HES projeleri için çalışmalar yürütülüyor.

Devlet Su İşleri, Enerji Bakanlığı ve Enerji Piyasası Denetleme Kurulu verilerine göre ülkemizde şimdiye kadar 2000 civarında HES (Hidroelektrik Santral) projesi geliştirildi ve bunlardan 400’e yakını için çalışma başlatılmış durumda. Doğu Karadeniz başta olmak üzere Türkiye’nin neresinde bir akarsu yatağı, kaynağı bulunuyorsa, burada uygun olsun olmasın HES projeleri için çalışmalar yürütülüyor. Ülkemizdeki mevcut su potansiyeli, ilk bakışta Devlet Su İşleri’nin gerçekleştirmeyi planladığı 2000’e yakın hidroelektrik santralı için bulunmaz bir fırsat gibi gözüküyor. Çünkü gelişmekte olan her ülke gibi, ülkemizde de üretim sürecinin kesintisiz bir şekilde devam edebilmesi, dolayısıyla halkımızın yaşam standartlarının yükseltilebilmesi elbette enerjiye bağlıdır. Bu enerjinin yenilenebilir enerji tipi olan hidroelektrik santrallardan karşılanması da en doğrusudur. Ancak ortada yalın bir gerçek var ki, HES projeleri, gerekli bilimsel altyapı oluşturulmadan uygunluk ve yeterlilik kriterlerine bakılmadan, tek yanlı anlayışla, elektrik enerjisi ihtiyacının arkasına sığınılarak hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Türkiye genelinde yapılması planlanan 2000’e yakın nehir tipi “HES”ler alternatif bir enerji kaynağı olsa da bu projelerin inşaatı ve işletmesi sırasında uyulması gereken kurallar, yasal düzenlemeler vardır. Bu kuralların, projelerden etkilenecek yerel halkın ve STK’lerin görüşlerine başvurulmadan belirlenmiş olması, telafisi güç maddi manevi sorun ve sıkıntılara, zaman kaybına yol açmaktadır. Ayrıca HES projelerinin hayata geçirildiği bölgelerdeki halkın, flora ve faunanın proje nedeniyle ortaya çıkan su mağduriyetleri de net olarak değerlendirilememekte, göz ardı edilmektedir.

Küresel ısınma sebebiyle buzulların erimesi, yanardağların patlaması gibi yaşanan doğal felaketlere karşı tüm dünyanın ortak çaba ve kaygısına rağmen, Türkiye’de elde kalan doğal hayatın eşsiz güzellikleri sorumsuzca tahrip edilmektedir. Bu kıyıma göz yummak, seyirci kalmak yalnızca yetkililerin değil bu projelere ses çıkartmayan herkesin ortak sorumluluğudur. Gelişmiş ülkeler, doğayı daha fazla tahrip etmemek, ekolojiyi korumak için alternatif, yenilenebilir enerji kaynaklarından enerji üretmeye çalışırken aynı zamanda çevrenin korunması ve bu bilincin yerleşmesine büyük önem veriyor. Bizde ise durum farklı işliyor. Ülkemizde planlanan projelerde amaç, vadi ve akarsular üzerine “HES”ler kurup onları uluslararası ve yerli dev şirketlere satarak su kullanım hakkının bölge halkının elinden alınmasıdır. Yani amaç “Nasıl daha çok kâr ederiz”dir. Başta Divriği Sincan Çayı üzerinde kurulmak istenen “HES” projesi olmak üzere diğer 16 adet “HES” projesinde gözlemlediğimiz gibi halkın su kullanım hakkı elinden alınmak istenmektedir. Elektrik üretmek için 49 yıllığına özel şirketlere verilen bu “HES”leri alan firmalar, sadece sudan elde edilen enerji kullanım hakkını değil, bulundukları bölgelerdeki madencilik, tarım ve suyun tüm kullanım haklarını da ellerine almak istiyorlar. Muğla’nın Köyceğiz ilçesi yakınlarındaki Yuvarlakçay’da da durum aynıdır. Yuvarlakçay’a santral yapanlar da hem doğal yaşamı mahvedecek hem de tüm canlıların ihtiyacı olan suyu para kazanmak için bir araç olarak kullanacaklardır.

Kurulacak HES’lerle birlikte bu bölgelerdeki tüm endemik bitki türleri ve yaban hayat da bu projelerden olumsuz etkilenecek. Tüm bu hidroelektrik santralları kurmak için yapılacak çalışmalardan sonra yüz binlerce bitki türü yok olacak, Doğu Karadeniz halkının tek geçim kaynağı olan kısıtlı tarım arazileri büyük zararlar görecek, oluşacak fiziki durum tarım yapmaya da olanak sağlamayacaktır. Öngörülen şudur ki, milyarlarca yılda oluşan bölgedeki doğal hayat dev şirketlerin daha fazla kâr etme hırsı yüzünden kısa zamanda yok olacaktır.

Sıvas Divriği, Muğla Yuvarlakçay ve daha pek çok yerdeki gibi Senoz Vadisi’nin de etkilendiği çalışmalar için TEMA Vakfı, Senoz Vadisi’nin Karadeniz’in diğer vadileri gibi ciddi ekolojik tehlikeler altında olduğunu vurgulayarak bizleri uyarıyor. Başta Doğu Karadeniz’in el değmemiş vadileri olmak üzere ülkemizin tüm vadileri ve akarsuları doğayı katletme pahasına işgal tehdidi altındadır. HES projeleriyle yapılmak istenen, sularımızın kullanım hakkının satılmasıdır. Lütfen bu kıyıma daha fazla seyirci kalmayalım. Ülkemizin gelişmesi için elbette enerjiye ihtiyaç var ama bu enerji arayışı her köşesi ayrı bir cennet olan ülkemizi ve insanlarımızı sıkıntıya sokarak, yasalar çiğnenerek, şahıs, şirket menfaatları gözetilerek, doğa katledilerek yapılmamalıdır. HES projelerinin başarıyla uygulanabilmesi için bu projeler, yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri ve sektörel temsilcilerin görüş ve onayı alınarak oluşturulmalıdır.

Sadık ÇELİK - 24 Nisan 2010 - Cumhuriyet
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.
http://www.guncelmeydan.com/pano/

Son Yazılar