Yaşam mı? Bir daha düşünün...

Bazı bilim adamları laboratuarlarda yeni yaşam biçimleri yaratmaya çalışırken, diğer bazı bilim adamları da güneş sisteminde ve güneş sisteminin ötesinde farklı yaşam biçimleri olup olmadığını araştırıyor.

Yeryüzündeki sahip olduğumuz karbon temeline dayalı organik yaşam biçiminin ve bu yaşam biçimi için gerekli koşulların; prebiyotik molekülleri kendi bünyesine alarak değiştirdiği ve diğer türden veya inorganik bir yaşam formunun ortaya çıkmasını engellediği veya en azından diğer yaşam formlarının farkedilmesini engellediği biliniyor. Dolayısıyla, bilinen yaşam formundaki canlıların yaşayamayacağı; aşırı sıcak ve kuru çöller, kutuplardaki buzul tabakaları, atmosfer tabakasının üst katmanları, mağmatik oluşumlar ve çok sıcak hidro-termal kaynaklar ile kimyasal bileşenleri farklı olan mikro-biyolojik varlıklar ile nanobakteriler organik veya inorganik yeni yaşam biçimlerinin keşfiedilmesi için uygun imkan ve ortamlar oluşturuyor ki; bu konulardaki keşiflerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Şüphesiz ki; bu çalışmalar ve keşifler, Big-Bang’den (büyük patlamadan) bugüne kadar geçen sürede dünyamızda kaç farklı yaşam biçiminin var/yok olduğuna, güneş sistemi ve ötesinde benzeri koşulları taşıyan gezegenlerde var olması muhtemel yaşam biçimleri konusundaki tartışma ve beklentilere de önemli ölçüde ışık tutacak.

Diğer taraftan, başta biyoteknolojistler olmak üzere bilimadamlarının; ilaç sanayinden petrokimyasallara kadar birçok bileşeni kullanarak, kendi kendini geliştiren, kendini onarabilen, yapay akıllı olan, değişen ortamlara uyum sağlayabilen, slikon bazlı, bilgisayar ve robotik temelli “cyborg” türü sentetik/yapay yaşam türü yaratma konusunda son aşamaya geldikleri bildiriliyor. Bu gelişmelere bir de organ nakli amacıyla insan kolonlanması konusundaki gelişmeleri eklediğimizde; yaşam mühendisliğinin gerçekleriyle yüz yüze geliyoruz.

Yeni yaşam biçimleri ile ilgili gelişmeler, çalışmalar, model ve kurgular ile bunlar üzerindeki bilimsel tartışmalar bu kadarla da sınırlı değil: Karadelikler ve anti-maddeden oluşabilecek yaşam formları, evrenin farklı boyutlarında oluşabilecek yaşam formları, moleküler yapısı bizim görme ve algılama kapasitemizin dışında olabilecek yaşam formları, saf enerji veya “plazma” benzeri yaşam formları bunlardan bazıları.
Yeryüzünde birden fazla yaşam biçiminin olduğu ispatlanırsa; biri diğerinden bağımsız ve farklı yaşam kaynakları bulunduğu, bunların evrim süreçlerinin de farklı oldukları dolayısıyla da evrende yalnız olmadığımız anlaşılmış olacak.
Bu gelişmelerin ve bilim dünyasındaki yarışın yerleşik etik ve moral değerler karşısındaki durumu, uzun dönemdeki sonuç ve etkileri, hatta piyasa ekonomisi içindeki yerleri ise, üzerinde çok tartışılacak konular arasında.

Bilim kurgu; bilimin gerçekleri mi oluyor? Yoksa bilimin gerçekleri bilim kurguya mı dönüşüyor? sorularına cevap vermek kolay gibi görünse de, cevaplandırılması zor olan soru: yaşam konusundaki bakış açımızı geliştirip, değiştirmeye hazır mıyız?

http://www.bagimsizgundem.com/