aziz sancar1 1

Aziz Sancar’la Ata’ya…

2015 yılında Nobel Kimya Ödülü’nü kazanan Aziz Sancar, madalyasını Atatürk’e hediye etmiş, madalya 2016’da Anıtkabir’de sergilenmeye başlanmıştı.

Aziz Sancar’la Ata’yı ziyaret edip madalyanın sergilendiği alanı iki yıl sonra gezdik. Sancar, Türkiye’deki siyasi gelişmelerden rahatsız. “Ben küsüm ülkeye” diyor. Ülkenin toplumca bölünmüş yapısı kendisini son derece üzüyor ve ülkeye gelmek istemiyor.

aziz sancar soylesi1

Aslanlı Yol’dan ilerliyoruz, normal sıcak bir pazar günü olmasına rağmen etrafta öbek öbek kalabalıklar, gidiyor ve geliyor.. Aileler, genç çiftler, çocuklar, yaşlılar, gençler, el ele tutuşan gençler ve çok sayıda da başörtülü ve türbanlı kadınlar..

“Aziz Bey bir fotoğraf çektirebilir miyiz..” Çoğu yanıt beklemeden yanlarında çocukları varsa onları hemen Aziz Hoca’nın yanına itiyorlar ve klik klik klik... cep telefonları çalışıyor. “Bak kızım (ya da oğlum) Aziz Sancar, Nobel kazandı, tanıdın mı! Aziz Bey bir fotoğraf lütfen”.. Koruma tetikte, Aziz Sancar ’ın sürekli yanında, önünde arkasında. Sancar kalabalıktan bunaldığında araya giriyor ve hızlı yürümemiz için yol açıyor. Aslanlı Yol’un artık epey parlaklaşmış blok taşlarının üzerlerine basıp yürüyoruz. Anıtkabir karşımızda!  

Bir millet canlanıyor...

Sancar’a diyorum ki, “Burayı millet sadece bir kişinin, Atatürk’ün anıtı sanıyor. Aslında karşımızdaki görkemli yapıt, Atatürk’ü yüceltmenin ötesinde bir yeni varoluşu simgeliyor. Burası Türkiye’nin kuruluş simgesi, Atatürk ise bir başmimar; emperyalizmden kurtulan bir ülkenin kuruluş, diriliş, varoluş, bağımsız ve özgürlüğü olarak ve egemen bir millet olarak sahneye çıkışının, yeniden doğuşunun simgesi.”

Yürüyoruz insanlar arasında, karşımızdaki Anıtkabir gözümüzde Kurtuluş Savaşı olarak canlanıyor. Sakarya, Dumlupınar, Afyon, İnönü’ler, Ankara’lar olarak canlanıyor. Bir kurtuluş ve kuruluş tarihi. Bir Cumhuriyet ve millet canlanıyor. O büyük öyküyü, ne kadar mükemmel olursa olsun bir müzede canlandırmak asla mümkün olamazdı, bazen ise böyle bir anıtla çok güzel anlatırsınız. Türkiye’yi simgeliyor karşımızdaki yapı...

Aziz dinliyor, yüzüme bakıyor gülümseyerek, çevremizdekilerle ilerliyoruz. Bazen tedirginlik seziyorum. Anıtın merdivenlerine vardık.

‘Gel Ankara’ya, görüşelim’

İstanbul’da evde çalışırken telefon çalmıştı, Sancar’ın sesi: “Pazar günü Ankara’ya gel, bütün gün beraber olalım, Atatürk’e gidelim.”

Bu yıl Türkiye’ye gelmeyecekti. Türkiye’deki siyasi gelişmelerden rahatsızlığını dile getiriyordu: “Ben küsüm ülkeye”.. Keskin, eleştirel bakışlı gülmeyen bir fotoğrafını paylaşmıştı benimle. “Ruh halim bu, bunu kullanın” demişti, o sırada Bahçeşehir Üniversitesi’nce basılan İngilizce “Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü” kitabının kapağı için (Yunanca çevirisi de hazır, sonbaharda basılacak). Aziz Sancar hâlâ aynı ruh halinde! Ülkenin toplumca bölünmüş yapısı kendisini son derece üzüyor, bu duygusunu en üst düzeyde yetkililere de iletiyor ve ülkeye gelmek istemiyor.

Bu yıl mayısta Azerbaycan ve Kırgızistan’a gitmişti; İstanbul üzerinden ABD’ye dönerken havaalanından aramış konuşmuştuk. Orada aynı zamanda yolları kesişen Cumhurbaşkanı ile de 15 dakika kadar görüşmüştü.

aziz sancar3

Daha sonra Cumhurbaşkanı’nın Başkanlık törenine davet edilince, telefonla süreç üzerine sohbet etmiştik. Küslüğüne rağmen, Ankara’da törene katılma kararı almıştı sonuçta. Uzun uçak yolculuğu yıpratıcıdır, sevmiyor; zaten bir de kulak sorunu yaşadı. Türkiye’den çok davet alıyor, özellikle bilimsel kongrelerde Sancar’ı görmek, dinlemek, tartışmak, sohbet etmek, ağırlamak istiyorlar. Şüphesiz ki hepsine gitmesi mümkün değil, ama bir iki önemli büyük kongrede bizim bilimcilerle buluşmasının iyi olacağını söylüyorum ona. Mesela bir kongrede Nobel’den sonra kendi alanındaki gelişmeleri ve son yaptığı çalışmaları anlatabilir. Sancar, Türkiye’de bilim insanlarını motive edici, tetikleyici bir karakter, buna ihtiyaç var. Türk bilim insanları laboratuvarında araştırmalarına sık sık misafir oluyor, üst düzey katkıda bulunuyorlar. Onlardan çok memnun. Bu konuyu sonra yazacağım.

Sancar tam bir temel bilimci. Laboratuvardaki çalışmaları her şeyden daha önemli. Sürdürdüğü bilimsel çalışmalarından alacağı olumlu sonuç kadar kendisini mutlu edecek başka bir şey yok. İnsanlığa hizmet ve Türk’ten, bir Atatürk Cumhuriyetçisinden dünyaya katkıyı çok önemsiyor. “Şurada kaç yıl daha çalışabilirim, üretebilirim ki” diyor. 72 yaşında. İnşallah sağlıklı çok uzun süre bilimsel çalışmalarını sürdürür! Laboratuvarında işler mükemmel gidiyor! Nelerle uğraştığı konusu sonraya...

aziz sancar soylesi2

Önce Anıtkabir

Havaalanından Büyük Ankara Oteli’ne 12’de vardığımda resepsiyondaki beyler telefon ediyor Sancar’a. Beklerken çevreme bakıyorum, bir iki kişi hareketli, “Şöyle oturun Orhan Bey..” Sancar’ın koruması ve şoförü. Cumhurbaşkanlığı’nca tahsis edilmiş. İlişkileri düzenleyen Cumhurbaşkanı Bilim Başdanışmanı Davut Kavranoğlu.

Aziz 5 dakikada aşağı iniyor, bir köşede sohbete dalıyoruz. Geleli birkaç saat olmuş. Günü programlıyoruz. Önce Anıtkabir’e gideceğiz. Ankara sıcak; Sancar’ın üzerinde önü boğaza kadar düğmeli, ince siyah bir mont var. Ben de ceketliyim, Anıtkabir ziyaretinden sonra çıkarırız, diyor. Anıttepe’ye yollanıyoruz. Aslanlı Yol’dan gireceğiz. Kontrol var arabalara; koruma pencereden “Cumhurbaşkanlığı” diyor, yollar hemen açılıyor.

İniyoruz ve Aslanlı Yol’dan yürümeye başlıyoruz...

Anıtkabir’in merdivenlerinden tırmanıyoruz, yeniden çevreye bakıyorum, doğal bir kalabalık var, içeri giriyoruz, saygı sırasında kadınlar, gençler, çocuklar, erkekler... Kadınlar özellikle çocuklarını Aziz Hoca’nın yanına itip resim çektiriyorlar. Kim bilir belki Aziz Hoca’dan bir şeyler bulaşır düşüncesini okuyorsunuz yüzlerinden. İnşallah! Selfi çeken çekene!

Ata’nın huzurundayız. Dua ediyor, bir fatiha kahramanın canı için! Bir minnet borcu olarak.. Bir doktor tanımıştım, “ Atatürk’e ödenecek borç, kendi işini, mesleğini Atatürk kadar iyi, hatta daha da iyi yapmaktır, ben de bunu hedef olarak koyarım kendime” diyordu. Aziz de işinin en iyisini yaptı ve Atatürk’e ve ülkesine borcunu ödedi diye düşünüyorum. Atatürk sevgisinin aslında en somuta dönüşmüş hali diye düşünüyorum: İşinin en iyisini yapmak! Cehaleti yenmiş, bilgili toplumunun tanımı olabilir bu!

Kalabalığı, fotoğraf meraklılarını ve Sancar’a övgüleri yararak, galerilere yöneliyoruz. Bir Anıtkabir sorumlusu subay bize eşlik etmeye başlıyor. Hedefimiz Sancar’ın Nobel Madalyası’nın sergilendiği galeri. Biliyorsunuz, madalyayı Atatürk’e, Anıtkabir’e hediye etmişti. Galeride yeri hazırlanmış, nasıl sergileneceği tasarlanmış, Aziz Hoca açılış töreninin 19 Mayıs’ta yapılmasını istemiş ve 2016 19 Mayısı’nda Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı’nın da katıldığı törenle madalya ziyarete açılmıştı.

aziz sancar soylesi3

Vefa borcu...

Sancar, “Bu madalyayı Atatürk’e, Atatürk’ün silah arkadaşlarına ve cumhuriyeti kuranlara vefa borcumu ödemek için hediye ediyorum” demişti törende.

Neden Anıtkabir’e hediye ediyorsunuz sorusuna da, “Bu Nobel’i ülkemin gençlerine adıyorum, bu Atatürk’ün ve Cumhuriyetin madalyasıdır, madalyayı Ata adına aldım, Ata’ya aittir ve yeri de Ata’nın yanıdır” demişti.

İki yıl önceki törenden sonra, Anıtkabir’i ve madalyanın bulunduğu galeriyi gezmemişti. Bunu “Orayı görmedim” sözleriyle dile getirdi. Tabii tören başka, sonradan sivil olarak gidip görmek başka.. Oraya doğru yürürken, kısmi bir kalabalık da bize eşlik ediyor. Normal bir pazar günü olmasına rağmen, demek ki Anıtkabir halkımızın çocuklarıyla severek gelip dolaştığı ve zamanını geçirdiği bir yer, diye düşündüm.

Aziz Hoca, Nobel Madalyası’nı Anıtkabir’e hediye edeceğini ilk bana açıklamıştı. O sırada Stockholm’de Nobel ödülleri tören haftasındaydık ve Grand Hotel’de oturmuş sohbet ediyorduk. “Ne dersin” diye sormuştu, ne diyeceğim, daha iyi bir yer olamazdı. Sonra bu isteğini devlete iletmiş ve hazırlıklar başlamıştı.

aziz sancar4

İşte Galeri’ye vardık. Karşımızda özel hazırlanmış vitrinde Sancar’ın madalyası dönüyordu. Resimler çektirdik. Galerinin iki yan duvarı Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ve Ata zamanında eğitim konusunda yapılanların belgeleri, haberleriyle doluydu.

Sancar, “Bak, Ata’nın Gençliğe Hitabesi de orada” diye sevincini belli etti. Atatürk’ün, ülkenin en seçkin gençlerini yükseköğrenim için Avrupa’ya gönderirken “Sizi kıvılcım olarak gönderiyoruz, bir alev olarak geri döneceksiniz” sözlerini anımsayıp Sancar’a baktım! Gerçi geri dönmemişti ama bilimde en ileri düzeylere ulaşmıştı ve ulaşma çabalarını sürdürüyordu.

Anıtkabir’den ayrılmadan önce İsmet İnönü’nün kabrini görmek istedi. Anıtkabir’in bulunduğu alanın tam karşısında İnönü’nün mezar anıtını ziyaret ve ruhuna fatihadan sonra oradan ayrıldık.

Ata’nın huzurundayız. Sancar’a diyorum ki, “Burayı millet sadece bir kişinin, Atatürk’ün anıtı sanıyor. Aslında karşımızdaki görkemli yapıt, Atatürk’ü yüceltmenin ötesinde bir yeni varoluşu simgeliyor. Burası Türkiye’nin kuruluş simgesi, Atatürk ise bir başmimar; emperyalizmden kurtulan bir ülkenin kuruluş, diriliş, varoluş, bağımsız ve özgürlüğü olarak ve egemen bir millet olarak sahneye çıkışının, yeniden doğuşunun simgesi.” Yürüyoruz insanlar arasında. Karşımızda Anıtkabir, gözümüzde Kurtuluş Savaşı olarak canlanıyor...

Söyleşi : Orhan BURSALI - 25 Ağustos 2018 - Cumhuriyet

**********************************************************************

Kanser ilacı da vücut saatine göre!

Nobel Kimya Ödülü sahibi Aziz Sancar, kanser ilaçlarının etkisi ile insanın biyolojik ritmi arasındaki ilişkiyi araştırmaya devam ediyor. Sancar, fareler üzerinde yaptıkları kalınbağırsak kanseri deneylerindeki keşifleri diğer kanser türlerinde de doğrulanırsa, kanser ve biyolojik ritim ilişkisinde yepyeni bir aşamaya ulaşılacağını söylüyor. ilacının yan etkilerini azaltmış.

aziz sancar soylesi4

Aziz Hoca ile Anıtkabir dönüşü Grand Ankara Oteli’nin lobisinde sakin bir köşede konuşuyoruz. Sancar’a Türkiye’den yapılan yoğun davetler meselesini açıyorum öncelikle. “Bak sana böyle bir davet var” diyerek gönderdiklerim dahil, çağrılara yanıt veremiyor. Beni araya koyanlara diyorum ki; “Kendiniz başvurun, Aziz Bey beni araya koyduğunuza sinirleniyor olabilir. Ama çok davet alıyor, büyük olasılıkla ya yanıt vermeyecek ya nazikçe gelmeyeceğini söyleyecek...”

Türkiye’den o kadar çağrı yapılıyor sana, ama gelmiyorsun, peki başka yerlere gidiyor musun? Bildiğim kadar Nobel ödüllü bilimcilere konuşmaları karşılığında üstelik iyi bir telif ücreti de ödüyor veya öneriyorlar.. Senin durumun nedir?

Sancar: Türkiye’den de her gün gel konuş daveti geliyor. Şimdi düşün, hayatım Türkiye’de davetten davete koşmakla geçecek. Ben ne yapayım, laboratuvarımı kapatayım ve araştırma hayatımı sonlandırayım mı.. Mümkün değil, çok önemli çalışmalarım var.. Üniversitelerden ve öğrencilerden gelen davetleri reddetmek zor oluyor. Hayır diyemeyeceğim için yanıt da veremiyorum pek çoğuna. Her gün davet edenlerle yazışmanın da ne kadar zaman alacağını tahmin edersin. ABD’ye gelen Türklerden bazısı çat kapı geliyor, randevu falan yok, onlara da durmadan zaman ayırmam bazen tüm günümü öldürüyor.. Fakat bir şey de diyemiyorum, çünkü Nobel’i Ata’ya, ülkeye armağan etmem büyük ilgi yarattı, ve benimle iletişim içinde olmak istiyorlar, onlar da haklı. Amacım Türkiye ve Türk dünyasının bilimde öne geçmesine katkıda bulunmak.

Söze karışıyorum: Türkiye başarıya aç. Millet, içinden çıkan, büyük bir başarıya imza atmış, üstelik kendini ülkesiyle özdeşleştiren Sancar’ı bağrına basmış, tepe tepe kullanmak istiyor. Nobel kazanmış 3-5 bilimcimiz olsa durum farklı olabilirdi.

Sancar sözüne devam ediyor: Amerika’dan, Avrupa’dan ve dünyanın çeşitli ülkelerinden de davetler geliyor. Günde ortalama iki davet. Bunlara da gitmiyorum. Bu davetli konuşmalara 10 ila 20 bin dolar telif öneriyorlar. Ama hiçbirine gitmedim.

Neden? Kurduğun vakfın Türk Kültür Evi projesi için paraya ihtiyacı var, oraya destek olmaz mı?

Sancar: Vakfın başında bu işlerle ilgilenen eşim Gwen ve diğer arkadaşlar var, bu onların işi. Benim de esas işim bilimsel çalışmalarımı sürdürmek. Bu davetlere icabet etsem, laboratuvardaki çalışmalarım aksar. Bölünürüm...

Bak sana ne diyeceğim, Çin’e davet ettiler, konuşma başı 45 bin dolardan çeşitli üniversitelerde 10 konuşma önerdiler. Henüz evet demedim, belki bir kezlik bu daveti, parayı kız öğrenciler ve böyle amaçlarda kullanmak üzere bir kez kabul ederim. Ama esas olarak Türk devletlerinden ve KKTC’den başka bir yere gitmeme kararım var. Konferans hakkımı Türk cumhuriyetlerine ayırdım. Onlarla aramızda para meselesi yok.

En son nereye gittin?

2017 Haziranı’nda Azerbaycan’a gittim. 2018 Nisanı’nda Kazakistan, Kırgızistan ve KKTC’ye gittim. Kırgızistan Başkanı davet etti, “Aziz Bey Türk Cumhuriyetleri diyor, Türk Birliği diyor, gelsin bir konuşalım ne demek istiyor” diye. Sohbet ettik. Kırgızistan bu ülkelerin en yoksulu. Konferans verdim.. Laboratuvarımda Türkiye’den, Doğu Türkistan eyaletinden, Azerbaycan’dan asistanlarım var. Başarılı araştırmacılar benim yanımda yetişiyorlar, ülkelerine dönüp bilim yapsınlar istiyorum. Türkiye ve Türk kökenli cumhuriyetlerde bilim hızla gelişmeli...

aziz sancar soylesi5

Orta Asya’da Türkler ve bilim!

Aziz Hoca ile bilim tarihi üzerine sohbete dalıyoruz. İslamın bilimde Altın Çağı sohbetin merkezinde. Yeni bir kitaptan bahsediyor. Prof. Frederick Starr’ın “Lost Enlightenment: Central Asia’s Golden Age from the Arab Conquest to Tamerlane” (Kayıp Aydınlanma: Arap Fethinden Timurlenk’e Orta Asya’nın Altın Çağı). Genel anlamda “İslamın Altın Çağı” olarak nitelendirdiğimiz 800 - 1200 yıllarında Doğu’da bilim patlamasını inceliyor kitap ve “İslam denince sanılıyor ki Araplar bunu gerçekleştirdi, oysa bu patlamayı Orta Asya’da, Özbekistan’da, İran’da bilimciler gerçekleştirdi ve Arapça o tarihte entelektüellerin yazma, konuşma dili olduğu için, bu patlama Araplara mal edilir, oysa bu bilimcilerin birçoğu Orta Asya Türk kökenli. Mesela İbni Sina, Harezmi, Buhari Özbekistan’da, Farabi Kazakistan’da, Gazali İran’da yaşıyor ve kökenleri Arap değil... Kitapta 400 kadar bilim insanı ve katkıları var.

Yeni bir ufuk açıyor!

Sancar: Arapların bilime çok katkısı olmuştur ve bu çağda bile en saydığım bilim insanlarından biri Mısırlı Ahmed Zewail’dir. Onun geliştirdiği femtokemistri yöntemini kullanarak en güzel çalışmalarımdan birini yaptım. Zewail 1999’da Nobel Kimya Ödülü’nü tek başına kazandı ve iki yıl önce vefat etti.

Sancar’ın yüzü gülüyor anlatırken. Türk cumhuriyetlerinde bilimin vaktiyle parlak durumu yeni bir ufuk açıyor bakışında. İşin içinde Türkler var diyor, bugüne kadar bu tür iddialara çok da inanarak yaklaşmazdım, fakat bu kitap çok ciddi ve Orta Asya’yı iyi bilen bir bilim insanı inceliyor durumu. Starr, Princeton Üniversitesi’nin de Rektörü...

Diyorum ki; “Bilim bir zamanlar Batı’nın malı değildi, büyük uygarlıklar bir yerde çakılı kalmıyor, uzun döngülerle yeryüzünü dolaşıyor. Ama bugünkü bilim Batı uygarlığı damgalı. Şüphesiz ki Orta Asya, Hindistan, İran’da yeşeren bilimi devralıyorlar, Ege ve Anadolu uygarlığından öğreniyorlar, bunların üzerine inşa ediyorlar bugünü.”

Aziz Hoca sözü alıyor: Çin’de bilim yeniden yükseliyor, üstelik büyük bir hızla. İlk kez bilimsel yayınlarda ABD’yi yakaladılar. Benim laboratuvarımda çok Çinli araştırmacı var. Çok çalışkanlar ve başarılılar. Öğrenci olimpiyatlarında Amerikalıların kurduğu en iyi öğrenci kimya takımının beşi de Çinli! Aralarında aslen Amerikalı yok! Bu öğrencilerin çoğu ülkesine dönecek ve Çin bilimini yükseltecekler.

Orta Asya’daki bilimin altın çağında Çin de altın çağını yaşıyordu. Ama hem Çin geriledi hem de Türkler. Bak aklıma geldi: Çin ilk Nobel bilim ödülünü benimle birlikte 2015’te kazandı. Çinli bilimciler gelecek 20 yılda 10 tane Nobel alırlar. Tabii Nobel’in yanı sıra büyük başarılara imza atacaklar.

“Çin Batı ile, Amerika ile yarışıyor, ama biz yarışmıyoruz” diyorum. Konu geliyor Türkiye’de bilime ve Türkiye’nin bilim politikasına. Fakat bu konuyu yarın yazacağım. Sancar önemli şeyler söylüyor.
Kanserde neler oluyor

Sancar, kanser üzerinde çalışıyor. Kanser ilaçlarının etkisi ile insanın biyolojik saat ritmi arasındaki ilişkiyi araştırmada yeni bilgiler üretiyorlar. Bu konuda yeni çalışmaları var. Özellikle ünlü kanser ilacı Cisplatin’i kullanıyorlar. Bu ilaç kanser hücrelerini öldürüyor ama hem DNA’ya zarar veriyor hem de başka ciddi yan etkileri var. Hangi zaman diliminde alınmalı ki bu ilacın iyileştirici etkisi artsın veya zehirleyici etkisi azalsın?..

Son yayınlarında, bu amaçla, fare böbrek ve karaciğerinde, Cisplatin kanser ilacının yarattığı DNA hasarının onarımında, biyolojik saat zamanının etkisini test ettiler. Genom onarımının iki biyolojik saat tarafından kontrol edildiğini gördüler. Genel onarımın en çok etkin olduğu zamanları, çoğu kanserin hatalı sirkadiyen ritimlerini saptadılar ve ilacın zamanlanmış dozu ile yapılacak yeni araştırmanın, ilacın sağlıklı dokudaki hasarı azaltabileceğini ve tedavi indeksini geliştirebileceğini gördüler.

Sancar’a soruyorum: Peki bu çalışma nasıl ilerliyor?

Henüz bilimsel dergilere göndermedikleri için yazılmasını istemediği, ulaştıkları çok önemli bulgulara işaret ediyor. Model farelerde gerçekleştirdikleri insan kalınbağırsak kanserinde keşfettikleri, eğer pek çok kanser türünde de doğrulanırsa, kanser ve biyolojik ritim ilişkisinde yepyeni bir aşamaya ulaşacaklar ve bu bulgu büyük ses getirecek. Bu araştırma sonucunun resmen açıklanmasını bekliyoruz.

Çok yavaş ilerliyor!

Bilimin mesela kanser konusunda her yıl 6 milyar doların üzerinde para harcamasına rağmen, onlarca yıldır kesin bir çözüm üretemediğinden hareketle, fikrini soruyorum. Diyor ki; bilim adım adım ilerliyor, taş üzerine taş konarak.. öyle büyük paradigma değişiklikleriyle büyük devrimsel çözümlerle sorunun halledileceğini düşünmüyorum. Çünkü moleküler ve genetik düzeyde anlaşılması gereken daha çok konu var. Bak, yeni yöntemler keşfediliyor ve bu yöntemler çalışmalara büyük hız kazandırıyor...

Sancar’ın yeni yöntemleri hemen kullanma yeteneğini bildiğimden, genetik müdahalelerde çok hızlı sonuçlar veren mesela CRISPR-Cas9 yöntemini laboratuvarında kullanmaya başladığını öğreniyorum.

Söyleşi : Orhan BURSALI - 26 Ağustos 2018 - Cumhuriyet

**********************************************************************

Bilim özgürlük ister!

Nobel Kimya Ödüllü Aziz Sancar, bilimin her yerde olduğu gibi Türkiye’de de özgür bırakılması gerektiğini söylüyor. Sancar, “Bilim insanları, üniversiteler her türlü baskıdan uzak, özgür ortam ve destek isterler” diye konuşuyor.

aziz sancar soylesi6

Aziz Hoca ile otelden çıkıyoruz. Bir şeyler yiyeceğiz, vejetaryen olduğunu biliyorum, uygun bir lokanta arıyorum. “En iyisi basit bir yemek olsun, mesela gözleme yiyelim, daha önce Ankara Kalesi çevresine gitmiştim..” deyince Sancar, rota belirlendi. Kaleiçi çevresi, Samanpazarı, Bakırcılar Çarşısı yönü, orada böyle yerler var denince...

Bir avluya giriyoruz; çevresi çay, kahve ve gözleme vb. sunan küçük dükkânlarla çevrili. Hemen buyur ediliyoruz, tanıyorlar, “Hocam gel, şöyle otur, ne emredersiniz...” En köşede iki kişilik masaya kuruluyoruz. Ayran, gözleme, otlu, patates-peynirli. Gözleme beklerken çiğköfte, salata, turşu ikramı konuyor masaya.

Konumuz bilim tabii ki. “Burada insanlar siyasetle kalkıyor siyasetle uyuyor, sabahleyin havaalanından alan şoförün radyosunda tek konu siyasetti” diyor. O kadar da değil, derdim, “menemeni soğanlı mı yersiniz soğansız mı” anketi daha önce yapılmış olsaydı, sosyal medyada 50 bine yakın kişinin fikir beyan ettiğini ve Türkiye’nin tam ikiye bölündüğünü söylerdim Hoca’ya.

Sancar, üniversiteli gençlere, siyasetle uğraşmayın, bilimle, öğreniminizi iyi tamamlamakla uğraşın, derken de belli kesimlerin tepkisini çekmiyor değil. Aslında kendi gençliğini seslendiriyor: Ülkücülere yakındı ama içlerinde değildi ve tamamen tıp öğrenimine gömülmüş ve bilim yolunu seçmişti. Eğitim ve öğreniminizi siyasete feda etmeyin, diyor Sancar.

Peki, ülkemizde bilim?

Türkiye’de bilimin hemen her hükümet döneminde gereken desteği alamadığını biliyoruz. Bugün ise bilim konusunu “bilim - din” eksenine oturtmak isteyenler var. Sancar şiddetle karşı çıkıyor buna. Siyasetin bilimi özgür bırakması, aynı şekilde de bilimcilerin dinle uğraşmaması gerektiğini söylüyor.

“Ülkemiz bilimde önemli başarılara ulaşabilmesi için temel bilim araştırmalarını mutlaka desteklemelidir. Büyük başarılar, Nobel’ler buradan gelir. İnsanlığa en büyük hizmet ve ülkeyi yüceltmek her zaman temel bilim çalışmalarıyla, bu çalışmalardan çığır açıcı keşifler çıkarmak ve teknolojiler, yöntemler geliştirmekle mümkün oluyor. Güçlü bir temel bilim altyapısı olmadan teknoloji üreten bir düzeye de ulaşmak zordur.”

Sancar da temel bilimci değil mi, DNA onarımını tam bir özgürlük ortamında keşfedip Nobel’e uzanmadı mı.. Onunla hem siyaset hem millet onur duymuyor mu? Yakın geçmişte ülkemizde temel bilim çalışmalarına araştırma parası verilmekten kaçınıldığını anımsıyorum. Buna karşılık “teknoloji üretin” talebinin de yoğunlaştığını. Ama İzmir’de Mehmet Öztürk’ün liderliğinde kurulan Biyotıp ve Genom Merkezi’ne önemli kaynaklar aktarıldığı ve oradan hem temel bilim, hem ilaç vb. gibi teknolojiler geliştirilmesi istendiği de bir gerçek.

Sancar’a diyorum ki, bilimcilerin siyaseten ne düşündükleri, yönetimi destekleyip desteklemedikleri gibi meselelerle ülke yöneticileri ilgilenmemeli. Onlara bilimsel çalışmalarını istedikleri gibi gerçekleştirebilecekleri ortamları yaratmak gerekir. Desteklemek gerekir.

Bu arada gözlemeler geliyor masamıza. Sancar telefonunu çıkarıyor, masanın fotoğrafını çekerken ben de onu çekiyorum. Eşi Gwen’e gönderecek. Türk kahvaltısı her zaman önceliği ve sevdiği. Gözleme nerede bulacak da yiyecek Amerika’da, üniversite çevresinde! Özlüyor bizim yemekleri. Yine North Caroline’nde bir Türk’ün “Hocam özlemişsinizdir” diyerek kendisine arada sırada yemek gönderdiğini anlatıyor gülerek. Sancar orada yaşayanların onur duydukları bir isim şüphesiz ki, Nobel ödülü almış bir Türk’ün varlığından, hepsi destek alıyor ve göğüsleri kabarıyor...

Yeniden bilim özgürlüğüne dönüyoruz. Diyorum ki bilim ile dini karşı karşıya getirmek, yüzyıllar öncesinin ve tarihin çöplüklerine atılmış konu. Bu ancak bizim gibi bilim kültürü yeterince gelişmemiş, henüz cahilliği de gerektiği aşamamış ülkelerde canlanabiliyor. Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde bilim mi din mi tartışması yapılmaz. Evrimi tartışmak mesela Avrupa’da söz konusu olmazken, evanjelistlerin siyaseti önemli ölçüde belirlediği ve halk içinde cahilliğin de kol gezdiği mesela ABD’de evrimi okullardan silip atmak için bazen şiddetli kampanyalar ortaya çıkar. Ama, ABD’nin hiçbir bilim çevresinde evrim var mı yok mu gibi bir zırva gündeme bile gelmez.

aziz sancar soylesi7

Gözlemeler gelince Sancar telefonunu çıkarıyor, masanın fotoğrafını çekerken ben de onu çekiyorum. Eşi Gwen’e gönderecek. Türk kahvaltısı her zaman önceliği ve sevdiği. Gözleme nerede bulacak da yiyecek Amerika’da, üniversite çevresinde! Özlüyor bizim yemekleri. 

Bu dünyanın işleri bilimle ilgili…

Sancar ile bu görüşleri paylaşıyoruz. Diyor ki:

“Şunu görmeli, bilim bu dünyaya ilişkin bir olaydır. Ve bilimsel düşünce ve bilimsel yöntemlerle bu dünyada olan biteni anlayabiliriz. Biliyorsun başım evrim konusuyla derde girmişti. Azerbaycan’da bir öğrenci merakından sormuştu. Ona şunu söylemek istiyordum: Bak ben Müslümanım, aynı zamanda moleküler biyoloji ve biyokimya yapıyorum, bu araştırmalarımda dini düşünmüyorum. Bilimsel konular dini inançlarla çözülecek konular değil.

Benim bu çocuklarla toplantım saat 16’da olacaktı, program sarktı, saat akşam 8’e gelmiş. Manevi kızım Rose çok acıkmış bir an önce gidelim diyor, ben de çok yorulmuşum. Acele ile bir şeyler söylemek ve kısa kesmek istedim. Demek istediğim şuydu, bilim yaparken Allahım inşallah bu deney çalışır, derim. Ama Allahım bu deneyi çalıştır demem. O hengâmede öyle çıktı ağzımdan, millet zaten ortalığı karıştırmak için bir neden arıyor. Ayrıca sözlerimin sadece bir kısmı alınmış. Aziz Sancar evrime karşı diye yaymışlar.”

Bu videoyu görünce, ben “Sancar evrim yoktur, karşıyım falan demez. Kendi çalışmalarında bizzat evrim olayını görmüştür ve bilimsel makalelerinde de evrimden bahseder, inanç ile bilimi ayırır” dedim. Sancar’a nedir bu diye sormuş, o da anlatmış ve “Sancar: Evrim bir gerçektir” yazısını yazmıştım.

Bilim ve bilim kültürü bakımından geri kalmış bir ülke manzarasından kurtulabilirsek, Türkiye büyük adımlarla yol alır. Sancar “İslamın altın çağı bilime özgürce ve büyük destekler sayesinde gerçekleşmişti, bunu hiç unutmayalım..” dedi.
Laboratuvarda 10 uzman

Aziz Hoca’nın laboratuvarında 10 kişi var. İki Türk araştırmacı işlerini tamamlayıp yeni gitti. Elinden gelse onları tutacaktı, “Çok iyiydiler” diyor ve Türkiye’ye döndüklerini söylüyor. Buna çok sevindim. Ülkemizin kaliteli araştırmacılara ihtiyacı var. Fakat böyle araştırmacılar örneğin devlet üniversitelerine dönmüyor ve gözde- iyi vakıf üniversitelerini tercih ediyor. Özgür ortam, özgürce çalışma olanakları ve araştırmalarına gerekli destek.. Daha ne ister bir bilim insanı?

Acaba çok iyi araştırmacılar neden öncelikle devlet üniversitelerini tercih etmiyor? Siyasetin üzerinde çok ciddi olarak durması gereken bir konu.

Sancar, bilime yeteri kadar özgürlük alanı ve destek çıkılırsa, yaratıcı araştırmacılarımızdan beklenmedik büyük sonuçlar çıkabilir, diyor ve genetikte büyük bir devrim yaratan, genlerle istendiği gibi hızla ve güvenilirlikle sonuç alınmasını sağlayan yüzyılın buluşlarından CRISPR-Cas9 teknolojisini anımsatıyor. Bu teknolojiyi biri Amerikalı diğeri Fransız iki bilim kadını ve Litvanyalı biyokimyacı Virginius Siksynys keşfetti. Bu teknolojiye beklenmedik katkının küçük bir Baltık ülkesinden gelmesi ilginçtir.

‘Türkiye’den çıkabilirdi’

Ve diyor ki: “Bu Litvanyalı bilimciye kim bilir ne kadar az para desteği vardı! Bu Türkiye’den de çıkabilirdi, insanları araştırmalarında rahat bırakacaksın, herkes özgürce çalışacak, sıkboğaz etmeyeceksin, hadi hadi demeyeceksin. Bilim her türlü baskıdan uzaklık ister.”

Dünkü yazıda da belirttiğim gibi, Sancar ve arkadaşları kanser ilaçları üzerinde yoğunlaşmış durumda. Farelerde insan kanseri yaratıp farklı yöntemlerle hem kanserli hücrelerin biyolojisini ve davranışlarını inceliyor hem de ilaç tedavilerinin sonuçlarını biyolojik zamanlara göre ölçümlüyorlar.

Odaklandıkları yer DNA aynı zamanda. DNA’yı oluşturan çifte sarmalın her birinin günün ayrı saatlerinden onarıldıklarını yeni ortaya çıkardılar. Bu sürpriz bir sonuç oldu. Fare üzerinde elde ettikleri bilgileri insan üzerinde de denemeye başlıyorlar.

Şu kadarını söyleyeyim, bu alanda çalışan bilimcilerin gözleri Sancar’ın laboratuvarında.. Oradan çıkacak sonuçlarda. Nobel kazanmış Sancar, biyolojik saate verilen geçen seneki Nobel’i ise kıl payı kaçırmıştı. Bu alanda çalışan bilimciler onun önündeydi ve beş kişiye Nobel verilseydi, Sancar ikinci Nobel’ini almış olacaktı.

Ben çok başarılı haberler bekliyorum, diyeyim şimdilik.

Masadan kalkıyoruz, İstanbul’a dönüş zamanım yaklaşıyor. Sancar da akşam Ankara’daki aile bireyleriyle buluşacak. Çevredekiler de güle güle demek için kalktılar. Fotoğraflar çekiliyor yeniden. Dışarı çıkıyoruz, bakırcılar yolumuzu kesiyor, yeniden fotoğraflar... Daha yazamadığım pek çok şey var, burada bitirelim şimdilik.

Söyleşi : Orhan BURSALI - 27 Ağustos 2018 - Cumhuriyet

Son Yazılar

Mostly cloudy

12°C

Istanbul