rennan pekunlu3

Düşüncelerini paylaşmayan kişi zayıftır!

Güçlü ol. Duygusal ve ussal enerjin taşsın; zekan, sevgin ve eyleme geçme konusundaki

enerjin diğerleri üzerinde etki yapacaktır. Tinsel öğretilerin geleceği nokta budur. Gerçekten tinsel değerleri yüksek olan kişiyi insanlık sever, beğenir; çünkü o kişi enerjisini, yaşama olan bağlılığını, zekasını, duygularını, eylemlerini harhangi bir karşılık beklemeksizin verir.

Birikmiş kuvvet, önündeki engellere baskı uygular. Hakkında çok şey söylenen ve yazılan tinsel “zorunluluk” şu kavrama indirgenebilir: Yaşamın sürekliliğini sağlamanın koşulu onun genişlemesini sağlamaktır.

Genç anarşist flozofa göre, “Bitki kendisini çiçek vermekten alıkoyamaz. Bazen çiçek açmak ölmek demektir. Hiç önemli değil, bitkinin özsuyu yeni çiçekler üretecektir”.

Güç ve enerjiyle dolu olduğu sürece aynı şey insan için de geçerlidir. Kişide kuvvet birikir. Yaşamını genişletir. Küçük hesaplar yapmadan insanlığa karşılığını beklemeden verir, yoksa ölür. Eğer çiçek gibi, açarken ölecekse, sorun değil. Özsu, eğer varsa, yeni çiçeklere yaşam verecektir.

bismark fransa

YALNIZ KİŞİ FAKİRDİR!

Güçlü düşünür, entellektüel yaşamı sınır tanımayan kişi, doğal olarak düşüncelerinin kitlelere ulaşmasını ister. Düşünceler başkalarıyla paylaşılmadığı sürece düşünmek kişiye zevk vermez. Yalnızca ussal olarak fakir olan kişi fikir avcılığına çıkar, bir fikirle karşılaşır, onu diğerlerinden gizler ve daha sonra kendi düşüncesiymiş gibi satmaya çalışır. Güçlü düşünür ise fikirlerle doludur ve onları cömertce dağıtır. Düşüncelerini başkalarıyla paylaşmayan kişi ise fakirdir.

Duygular için de aynı şeyleri söyleyebiliriz. “Biz kendi kendimize yeterli değiliz: kendi acımızın gerektirdiğinden çok daha fazla gözyaşımız var; kendi varlığımızın haklı gösterebileceğinden daha fazla sevince sahibiz” diyor Guyau. Doğadan yakaladığı tinsel değerleri birkaç çarpıcı satırla çok güzel açıklıyor. Yalnız kişi fakirdir, huzursuzdur çünkü duygularını düşüncelerini başkalarıyla paylaşamaz. Büyük keyif aldığımız anlarda başkalarının da varlığımızdan, duygu dolu oluşumuzdan, sevdiğimizden, yaşadığımızdan, çabaladığımızdan ve savaştığımızdan haberdar olmasını isteriz.

napolyon1

ZEKADAN YOKSUN DUYGU...

İnsanlara yardım etmemiz gerekiyor. Ne denli düşük düzeyde örgütlenmiş olursa olsun, toplu yaşayan hayvanlar dünyasında yardım etme gereksinimi rahatlıkla gözlenebilir.

Kuşkusuz, eğer bu “verimli olma isteği” ne, bu eyleme geçme konusundaki sabırsızlığa, duygu fakirliği ve yaratıcılıktan yoksun bir zeka eşlik ederse, sonuçta ortaya insanlığı geri götürmeye zorlayan akılsızlar, Napolyon I veya Bismarck gibiler çıkar.

Diğer yandan, ussal olarak verimli ancak iyi gelişmiş duygusallıktan yoksun kişiler bilim ve edebiyat alanında verimsiz, insanlığın gelişimini engelleyecek, pratikten yoksun lafazanlıklar geliştirir. Son olarak, zekadan yoksun aşırı duygusallık, örneğin, tüm aşkını zalim bir erkeğe akıtarak herşeyden vazgeçmiş kadınlar yaratır. Eğer yaşam gerçekten verimli olacaksa, aynı zamanda zekada, duygusallıkta ve istekte de verimli olmalıdır. Her yönde verimli olan bu şey yaşamdır. Bu tür yaşamdaki küçük bir an, bitki gibi yaşanmış birçok yıla bedeldir. Böylesi dolu bir yaşamı yaşayamayan kişi zamanından önce yaşlanır, kısırdır, çiçek açmadan ölmüş bir bitkidir. * Peter Kropotkin, 1897 - Anarşist Ahlak yazısından çevrilmiştir.

Kaynak: http://www.spunk.org/texts/writers/kropotki/sp0000 66.txt

Her insanın bir ideali vardır...

Bugünlerde insanların ideal denen şeyi küçümsediğinden sözediliyor. Bunun nedenini anlamak kolay. İdeal sözcüğü iyi kalpli insanları aldatmak için kullanılıyor ancak bu aldatma çabası kaçınılmaz ve sağlıklı bir tepkiyle karşılaşıyor. Biz de anlamını yitirmiş, kirletilmiş “ideal” sözcüğü yerine başka bir sözcük bulmalıyız, yeni düşüncelerle daha çok uyum içinde olan bir sözcük.

Ancak sözcük ne olursa olsun gerçek değişmeyecek; her insanın bir ideali vardır. Ne denli tuhaf olursa olsun Bismarck’ın ideali kan ve zora dayalı bir hükümetti. Ne denli düşük düzeyde olursa olsun her bir cahil kişinin de ideali vardır.

Tüm bunların yanısıra, daha yüksek idealleri olan insanlar vardır. İlkel insanın yaşadığı türden bir yaşam O’na uymaz. Kölelik, yalan, kötü inanç, entrika, insanlar arasındaki ilişkilerdeki eşitsizlikten nefret eder. Bu durumda O nasıl köle, yalancı, entrikacı, başkalarının patronu olabilir? İnsanlar arasında daha iyi ilişkiler kurulduğunda yaşamın ne denli keyif verici olacağını görür. Kendi gibi düşünen kişilerle karşılaştığında bu tür ilişkileri kurup yerleştirme gücünü duyumsar. İdeal denen şeyin ne olduğunu anlar.

Yaşam, bu ideal duygusuna yanıt verdiğimizde canlı, verimli ve zengin duygularla dolu olacaktır. Bu duyguya karşı durursan yaşamın zehir olur. İdealine ihanet edersen arzunu, etkin enerjini felce uğratırsın. Canlılığını, karar vermedeki çabukluğunu yeniden kazanman zaman alacaktır. Sen bittin!

Eyleme geçmek bir gereksinim oldu...

Aynı zamanda isteklerimizin, etkin enerjimizin yaşama geçmesini isteriz. Eyleme geçmek, çalışmak insanlığın büyük çoğunluğu için gereksinim olmuştur. Saçma sapan koşullar nedeniyle bir erkek veya kadın işsiz kaldığında yapacak bir şeyler, enerjilerini akıtacak anlamsız, sonuçsuz kanallar bulurlar. Bir kuram icat ederler, bir din, “toplumsal bir görev”, böylece yararlı bir iş yaptıkları konusunda kendilerini aldatırlar. Dans ederler, yardım amaçlı olduğunu söylerler. Pahallı giysilerle yoksulluk sınırına dayanırlar, ama aristokrat konumlarını korumak içindir. Hiçbir şey yapmazlar, ilke uğruna deyip saçmalarlar.

Rennan PEKÜNLÜ - 06 Mart 2015 - Aydınlık

Son Yazılar

Partly cloudy

16°C

Istanbul