rennan pekunlu3 

Ahlak adına değil insanlık için isyan!

Aldatılmak, sömürülmek, kötü davranılmak, fahişe olmak istemeyen ancak başkalarını

aldatan, sömüren, kötü davranan ve fahişeliğe itenlere karşı isyan ettik. Yalan ve zorbalığın itici olduğunu belirttik, ama tinsel kurallar böyle istiyor diye değil, bu tür davranışlar eşitlik duygusunu isyan ettirdiği için...

İlerlemeyi Adanmış canlara borçluyuz!

Son olarak, çok az dikkat çekici olan ve bu nedenle bilinmeyen ve hemen hemen hiç ödüllendirilmeyen, ancak özellikle kadınlarda daima gözlenen sayısız adanmışlık eylemlerinin, eğer gözümüzü biraz açar da bakarsak insan yaşamının temelinde olduğunu görürüz. Eğer görebilirsek, sömürü ve baskı altında olmasına karşın bu adanmışlık kendisini şu veya bu biçimde daha da geliştirir. Bu özellikleri taşıyan kadın erkek, kimi örtülmede kalmış kimi daha geniş bir alanda insanlığın ilerlemesini sağlıyorlar. Ve insanlık bunun bilincinde. Bu nedenle bu canları saygıyla ve dizdikleri efsanelerle kucaklıyorlar. İnsanlık bu canlara övgü düzüyor, onları öykülerde, şarkılarda sevdalarda anıyor; onların çoğumuzda eksik olan cesaretini, iyiliğini, sevgi ve adanmışlıklarına özeniyor. İnsanlık onların anısını gelecek nesillere taşıyor. Eylemlerini ev gibisinden dar bir çevrede veya arkadaş çevresinde sürdürmüş olsa da o adanmış kişi saygıyla anılıyor.

1789monarsiye karsi kadinlar en onde

Günümüzde duygularımızda yarılma var. Hepimiz bu toplumun az ya da çok gönüllü ya da gönülsüz destekçileriymişiz gibi bir duygu içindeyiz. Nefret etme yürekliliğini gösteremiyoruz. Peki sevme yürekliliğini gösterebiliyor muyuz? Sömürü ve kölelik üzerine kurulan toplumlarda insanın doğası bozuluyor.

Ancak kölelik kalktığında haklarımızı yeniden kazanacağız. Daha önce değindiğimiz en karmaşık durumlar karşısında bile nefretin ve aşkın gücünü duyumsayacağız

Günlük yaşantımızda sempati ve antipati duygularımıza gem vurmuyoruz, özgür bırakıyoruz; bunları her an yapıyoruz. Tinsel gücü hepimiz seviyor, tinsel zayıflıktan ve korkaklıktan hoşlanmıyoruz. İnsan ırkı için yararlı olan bir şey gördüğümüzde hoşnutluğumuzu bakışlarımızla, ağzımızdan dökülen sözcüklerle, gülümsemelerimizle belirtiyoruz. Ne zaman korkaklık, aldatmaca, entrika, yüreksizlik gösterisine tanık olsak bakışlarımızla, sözcüklerimizle nefretimizi belirtiyoruz.

İyi ve kötü kavramlarını daha fazla yozlaştırmadan belli bir düzeyde tutmak ve bunları birbirimize iletmek için bu denlisi bile yeter.

Hakimler, din adamları ortadan kalktığı zaman, tinsel ilkeler zorunluluk niteliklerini yitirdiğinde ve yalnızca eşit kişiler arasındaki ilişkilere dönüştüğünde iyi ve kötü kavramları daha etkin olacaktır.

Dahası, bu ilişkileri topluma yerleştirdiğimiz oranda yeni ve daha üstün tinsel kavramlar ortaya çıkacaktır. Şimdi bu kavramı incelemeye geçebiliriz.

ANARŞİZM VE İSYAN!

Bu aşamaya dek yaptığımız incelemelerde eşitliğe ilişkin basit ilkelere değindik. Başkalarına kendilerine davranıldığı gibi davranmayanlara ve bunu bir hak olarak görenlere karşı isyan ettik ve diğer kişileri de isyana çağırdık. Aldatılmak, sömürülmek, kötü davranılmak, fahişe olmak istemeyen ancak başkalarını aldatan, sömüren, kötü davranan ve fahişeliğe itenlere karşı isyan ettik. Yalan ve zorbalığın itici olduğunu belirttik, ama tinsel kurallar böyle istiyor diye değil, bu tür davranışlar eşitlik duygusunu isyan ettirdiği için... Her kim için eşitlik boş bir sözcük değilse o da isyan edecektir. Her şeyden önemlisi, bu davranışlara isyan eden kişi, düşünce ve eylemlerinde gerçek bir anarşisttir.

Eğer bu basit ve doğal ilişkiyi yaşamda uygulayabilirsek, ahlakçı kesilenlerin bize öğrettiğinden çok daha üstün bir tinsellik ortaya çıkacaktır.

charles fourier

FOURİER: DİN İNSANLARI PARAMPARÇA ETTİ...

Ahlakçı kesilenlerin öğretisi bir tek ilkeyle, eşitlik ilkesiyle özetlenebilir. Ancak bu ilke onların düşündüğünden daha fazla “şey” içerir. Bu “şey” kişiye olan saygıdır. Biz kendi eşitlik ahlakımızı veya anarşizmimizi duyururken, ahlakçıların kendilerine hak olarak gördüğü şeyi, bir ideal uğruna bireyi cezalandırma hakkını yadsıyoruz. Biz bunu ne kendimiz ne de başkaları için hak olarak tanıyoruz. Biz bireyin tam özgürlüğünü savunuyoruz. Yeteneklerini özgürce geliştirmesine ilişkin hakkını tanıyoruz. Ona hiçbir şey dayatmak istemiyoruz; böylece Fourier’in dinsel ahlaka karşı seçenek olarak sunduğu ilkeye dönmek istiyoruz: “İnsanları tamamen özgür bırakın. Din onları yeterince paramparça etti. Onların tutkularından da korkmayın. Özgür bir toplumda bu tutkular tehlike oluşturmaz.”

Sen kendi özgürlüğünden vazgeçmediğin sürece, başkalarının seni köle yapmasına izin vermediğin sürece, bu ya da şu kişinin şiddet ve anti-sosyal tutkularına sen de onunki denli güçlü sosyal tutkularınla karşı çıktığında, özgürlükten korkmana gerek yok.

UYGULAMADAKİ EŞİTLİK İLKESİ...

Biz kişiyi herhangi bir ideal uğruna cezalandırma düşüncesini yadsıyoruz. Ancak, bize iyi veya kötü görünen şeylere karşı samimi olarak göstereceğimiz sempati ve antipati duygularından vazgeçmeyeceğiz. Bir kişi arkadaşlarını aldatır. Bu onun eğilimi, onun kişiliği. Pekala, biz de yalancıları aşağılarız; bu da bizim karakterimiz, bizim eğilimimiz. Bizden o yalancıya koşup bağrımıza basmamızı veya onunla samimi bir biçimde el sıkışmamızı istemeyin. Bırakın biz de kendi etkin tutkumuzla ona karşı çıkalım.

Bunu yapmaya hakkımız var. Toplumda eşitlik ilkesinin korunması için bu görevi yerine getirmeliyiz. Uygulamadaki eşitlik ilkesi budur.

Peki katiller ne olacak? Çocuklara cinsel tacizde bulunanlara ne olacak? Tamamen kana susamışlık nedeniyle katil olanların sayısı çok azdır. O, eğitilmesi veya ortadan kaldırılması gereken bir delidir. Tacizciye gelince, önce toplumun çocuklarımızın duygularını saptırmayacağı konusunda güvence sağlayalım, sonra bu sapıklardan çok fazla korkmamız gerekmeyecek.

Yalnız şu nokta iyi anlaşılmalıdır: tinsel engeller - kapitalizm, din, yasalar, hükümet - ortadan kalkmadıkça yukarıda söylediklerimizi sonuna dek uygulamak kolay olmaz. Ancak bunların büyük bir bölümünü bugünden başlayarak uygulamaya geçirebiliriz. Zaten bir bölümü uygulamada...

* Peter Kropotkin, 1897 - Anarşist Ahlak yazısından çevrilmiştir.

Kaynak: http://www.spunk.org/texts/writers/kropotki/sp0000 66.txt

Tüccar eşitliği yetmez!

Eğer toplum ahlakçıların eşitliğiyle yetinirse, eğer herkes gün boyunca aldığından daha fazlasını vermeyen tüccar eşitliğini uygularsa, toplum çürür. Eşitliğin gerçek ilkesini ilişkilerimizde bulmak olanaksızlaşır. Tüccar eşitliğinden daha büyük, daha güzel ve daha canlı olan gerçek eşitlik yüceltilmelidir, günlük yaşantımızda daha fazla uygulanmalıdır. Böylece hak yerini bulur.

Bugüne dek insanlık nezaket, zeka, iyilik dolu, zekasını, etkin gücünü karşılığını beklemeksizin insanlığın hizmetine sunmuş güzel insanların varlığına çok kez tanık oldu.

Usun, duyguların ve iyi niyetin bu verimliliği birçok biçimlerde ortaya çıkabilir. Gerçeğin peşinde tutkuyla koşanlar, çevresindeki cahillerin tersine enerjisini gerçek ve doğru olanı araştırmaya adamış, bunun dışındaki zevkleri yadsımışlardır. Bu verimliliği dünyayı değiştireceğine inandığı şeyin bulgusunu yapmak için yemeyi, içmeyi unutmuş kaşifte görebilirsiniz. Bu iyi niyeti, sanattan, bilimden ve hatta aile yaşantısından alacağı zevki, bu güzel şeyleri başkalarıyla paylaşamadığı sürece kendisine acı gelen devrimcide görebilirsiniz. Duyguların iyi niyetini, işgalin neden olduğu acıları duyan ve kahramanca vatanseverlik duygularıyla askere gönüllü olarak yazılan, aç karnına karda kışta işgalcinin üzerine yürüyen ve sonunda kurşunlara hedef olup şehit düşen gençlerde görebilirsiniz. Cesareti, zeka çabukluğuyla kötü ve iyi arasında hızla seçim yapmayı, kardeşiyle birlikte Paris sokaklarındaki barikatlara koşup kurşun yağmuru arasında kıpırdamadan duran ve ölürken, “Yaşasın Komün!” diyen işsiz gençte görebilirsiniz.

Rennan PEKÜNLÜ - 04 Mart 2015 - Aydınlık

Son Yazılar

Showers

13°C

Istanbul