rennan pekunlu3

Geçmiş Zamana Yolculuk...

Fransa’da kiliseye olan başkaldırı deizm felsefesinin hızla yayılmasını sağladı.

‘Tanrı kendini bir İncil bir de doğa aracılığıyla duyumsatıyor’ düşüncesi gelişti ve doğa ön plana çıktı. ‘Tanrıyı mı görmek istiyorsunuz? Doğaya, şu güzelim tasarıma bakın!’ formülü geliştirildi.

dinazor skelet paris

Bağnaz dinsel gericilik Galileo’yu iğrenç bir biçimde diz çöktürerek pişmanlığa davet etmişti. Bu gericiler gerçeği Galileo’dan tam 350 yıl sonra görebildiler. O dönemin zaman yolcuları da bu iğrençlikten ders çıkararak daha dikkatli olmayı öğrendiler. Geçmiş zaman gezginlerinden biri Benoit de Maillet (1656 - 1738 ) idi. de Maillet, “Telliamed: Veya Hintli bir Filozofla bir Fransız Misyoneri arasında”, “Suların Çekilmesi”, “Yer’in Oluşumu”, “İnsan ve Hayvanların Kökeni” vb. adlı bir kitap yayınlıyor. Kitaptaki Hintli filozofun ismi olan Telliamed yazarın isminin tersten okunuşudur. Bu yöntem, kilisenin “zındıkça” bulacağı veya toplumun tepkiyle karşılayacağı düşünceleri yaymada kullanılan bir yöntemdi. Hem Galileo’nun “Discourses” adlı kitabında hem de de Maillet’nin “Telliamed”inde kullanılan yöntem aynıydı: Yerleşik düşünceyle karşılaştırılan devrimci düşünceler, kitabın kahramanlarının söyleşileriyle okuyucuya iletiliyordu. Ancak yöntemin temel amacı, yeni, devrimci düşünceleri en ince ayrıntısına dek okuyucuya aktarmaktı. de Maillet, Fransız misyonerinin şu sözleriyle evrimci düşüncenin ilk ışıltılarını okuyucularına aktarmayı amaçlıyordu: “Bana anlattığınız şeylerin sağlam temellerinin olmadığını bilmeme karşın bu düşünceleri çok çekici buluyorum. ‘Uzayda sınırsız ve zamanda sonsuz evren içinde madde girdaplar biçiminde oluşup yeniden dağılıyor’ diyorsunuz. Eminim insanın ve canlı dünyanın kökenine ilişkin de söyleyecekleriniz vardır. Ve sizin dizgenizde canlıların bir şans ürünü olarak ortaya çıktığını söyleyeceksiniz ki bu öğretiyi onamaya ne dinim ne de usum izin verir”.

DARWİN’E HAZIRLIK...

Telliamed zayıf da olsa evrenin ve canlıların evrimlerinin bağını kurmayı denedi; Yer’e İncil’in biçtiğinden daha büyük bir yaş biçti; fosillerin gerçek doğasını çok iyi kavradığı gibi, bazı fosil bitkilerin günümüzde yaşamadığını “gördü”. Fosil yataklarını “dünyanın en eski kitaplığı” olarak betimledi; yine yer katmanlarının bir kerede değil, ardı ardına gelen zaman dilimlerinde olduğu ilkesini benimsedi.

de Maillet, Aristocuların “değişmez, bozulmaya uğramaz” olarak betimlediği gökyüzünün değiştiğini teleskopla gördü. Sonucu hemen yere uyguladı. Teleskopla aşağı yukarı aynı zamanda bulunan mikroskopla spermleri, protozoaları inceledi. “Organik atomların” “inorganik atomlardan” farklı olduğunu gözlemleriyle gördü. “Canlı organik atomlar” düşüncesi elden ele geçecek ve 19. yüzyılda Darwin’in eline ulaşacak ve onun Pangenesis düşüncesinin oluşumuna katkıda bulunacaktı.

jardin des plantes paris

‘Değişim sınırsız’ demeden önce...

18. yüzyılın ortalarına geldiğimizde, evrim hipotezinin gelişmesini sağlayacak bir dizi düşünce oluşmaya başlamıştı. Ancak bu düşünceleri uyumlu bir dizgede örgütleyecek kişi tarih sahnesine henüz çıkmamıştı.

Ağır ağır bir sosyal devrime doğru sürüklenen Fransa’da entellektüeller, insanın “yazgısına”, insan toplumlarının doğasına, fakir ve ezilmiş kesimin var olma savaşımına (struggle for existence) ilgi duymaya başladı. İnsan toplumlarıyla besin depoları arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalar başladı. Thomas Malthus, “vahşi doğa”dan aldığı örneklerle zenginleştirdiği eserinde, Essay on the Principles of Population, var olma savaşının ürkütücü yanını işledi. Fransız monarşisinin kanlı bir şekilde alaşağı edilmesinden yeterince ürkmüş olan ve endüstri devriminin henüz ilk aşamasında bulunan İngiltere’de, Malthus’un, insanın var olma savaşımına getirdiği kötümser yaklaşım büyük bir ilgi ve korku yarattı. Bu damardan türeyen, güçlü olanın yaşamda kalacağı (survival of the fittest) öğretisi Darwin’in eline hazır geçecekti. Fransa’da kiliseye olan başkaldırı deizm felsefesinin hızla yayılmasını sağladı. ‘Tanrı kendini bir İncil bir de doğa aracılığıyla duyumsatıyor’ düşüncesi gelişti ve doğa ön plana çıktı. “Tanrıyı mı görmek istiyorsunuz? Doğaya, şu güzelim tasarıma bakın! “ formülü geliştirildi.

ÖNCE KRALİYET BOTANİK BAHÇESİNDE...

Kraliyet botanik bahçelerinde, asillerin seralarında bitki türlerinin değişikliğe uğradığı gerçeği birinci elden gözlenirken, yapay seçim (artificial selection) bilinçli olarak uygulanmaya başlandı. Buffon ve sonraki evrimciler, türlerin değişime uğrayabileceği düşüncesini kısmen de olsa bahçelerdeki uygulamalardan türetti. Ancak henüz hiç kimse, değişimin sınırsız ve sonsuza dek süreceğini söyleme yürekliliğini gösteremiyordu. Paris yakınlarındaki fosiller henüz gün ışığı görmemişti.

darwin

Rastlantısal Olarak Evrimin Babası!

Evrim kuramıyla Darwin’i özdeşleştirmek iki yanlışı beraberinde getirebilir: 1) Darwin’i yüceltip, kişi kültünü canlandırma çabaları yükselebilir. Darwin’in devrimci katkısı döneminin bilgi birikimi sayesinde olmuştur. O kültür dokusu olmasaydı evrim hipotezi de gelişemeyebilirdi. Burada tarihte kişinin rolünü iyi belirlemeliyiz. Biriken bilgilerin evrimci bir hipotezde buluşması kaçınılmazdı, zorunluydu; bu büyük sentezi Darwin’in yapmış olması “raslantısaldır”. O olmasaydı, bu hipoteze en yakın olan Lyell, Buffon veya bir başkası olabilirdi. Çünkü insanlık yararlılık ilkesinin de güdüsüyle o noktaya gelmişti. Ancak, Darwin’i evrim hipotezinin “babası” yapan, onun dinsel ve bilimsel determinizme bir yaşam boyu direnebilme yeteneği olmuştur; 2) Dönemin “paradigmasının” ayırdına varamayıp evrim hipotezinin yalnızca dirimbilime özgü olduğunu sananlar, Darwinci evrim hipotezini çökertmeye çalışırlarken tüm kültür dokusunu çökertme göreviyle karşı karşıya kalabilirler! Bu oldukça ciddi, zor ve sıfır olasılıklı bir durumdur; yararlılık ilkesine karşı kürek çekmiş olurlar, yanlış yaparlar!

Rennan PEKÜNLÜ - 11 Şubat 2015 - Aydınlık

Son Yazılar

Partly cloudy

16°C

Istanbul