kalpaklilar_samimkocagozEmperyalizme karşı öfkenin romanı: Kalpaklılar ve Doludizgin

Güçlü, ölümcül silahlarla donanmış düşman donanması açıklarda demirli. Donanmanın iki harp gemisi, rıhtıma yaklaşmakta… Güvertede düşman askerleri düğüne gelir gibi marş söylüyorlar, ellerini, şapkalarını kendilerinden emin bir biçimde sallamaktalar.

Limanda mavili beyazlı elbiseler giymiş genç kızlar bekliyor. Onlar da, harp gemisi içindeki askerlere aynı biçimde yanıt veriyorlar. Ellerinde çiçekler, ellerini coşkuyla sallayıp, gemideki askerlere öpücükler göndermektedirler. 15 Mayıs 1919… İzmir işgal edilmektedir.

30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandıktan hemen sonra, Yunanistan’da yoğun bir hareketlilik yaşanmakta. İngiliz Hükümeti’nin Anadolu’nun paylaşılmasını amaçlayan planının bir uzantısı olarak Yunan Hükümetini cesaretlendirmesi, İzmir’in işgalini gündeme getirmiş. Üstelik bu plan teorik olarak da kalmamış, İngiliz desteğini ardına alan Yunanistan Hükümeti İzmir merkez ve yöresine yeni Rum göçmenleri yerleştirmeye başlamış, kaçınılmaz olarak gündeme gelecek işgal aşamasında savaşta kullanılmak üzere askeri malzeme yığmıştır. Donanmaya bağlı 2 savaş gemisi içindeki marş söyleyerek İzmir’i işgale gelen askerleri karşılayan mavili beyazlı elbiseler giymiş, ellerinde çiçekler taşıyarak, öpücükler göndererek karşılayanlar bunlardır.

Azrailden rol çaldılar

Osmanlı’nın müttefik olarak Almanya’nın yanında yer alması nedeniyle bedeli asıl savaşı yitirenler değil, körü körüne Alman hayranlığı nedeniyle masa başında yenik sayılan Osmanlı topraklarının paylaşılması ve başkaları adına cezalandırılmasıdır söz konusu olan. İşgal ve paylaşım için itilaf devletleri İzmir’de “Abluka ve Seyrüsefer Komutanlığı” adı altında işgalci bir örgüt de kurmuştur. Bu örgüt içerisinde Fransız, İngiliz, İtalyan ve Yunan temsilcilerinin de bulunması teoriden eyleme dönüşümün somut kanıtlarından biridir. Hasta adamın son nefesini vermesi görevini bu İtilaf Devletleri yerine getirmek istemektedir. Azrail’den rol çaldıkları ortadır.

Samim Kocagöz, 1919’da Türkiye’yi yağmaya gelen sömürgecilere karşı kabaran bir öfkeyi anlatır Kalpaklılar’da. Bu öfkenin bugünün sömürgecilerine de duyulabilecek bir öfke olduğunun da altını çizer.
Bu öfke öncelikle Hasan Tahsin’in kişiliğinde ortaya çıkar. İlk kurşun’u Samim Kocagöz ilk bomba olarak ve direnmenin sembolü olarak kullanır. Burada bir tartışmaya girmenin sonucu değiştirecek nitelikle olmadığı kanısındayım. İlk kurşun, ya da ilk bomba olmasının, giderek ilk kurşunun İzmir’de ya da Hatay’da atılmış olmasının Ulusal Bağımsızlık Savaşının akışını ve anlamını değiştirmeyeceğini düşünüyorum. Emperyalizme karşı bir direnmedir söz konusu olan ve kurşun ya da bomba, İzmir’de ya da Hatay’da bir bilincin ürünü olduğu ortadadır.

Hasan Tahsin, bu karşılamayı yararak öne çıkar ve karaya ayak basan ilk Yunun askerinin ortasına, Anadolu’nun birikmiş kinini fırlatır, bir el bombası/bir ilk kurşundur bu. Hasan Tahsin, direncin ilk kıvılcımını çaktıktan sonra “Dövüşe ben başlıyorum, siz devam edeceksiniz” diyecektir.
doludizgin_samimkocagoz
Doludizgin, alayın ikmal merkezinde bir kaynaşma ile başlar

Samim Kocagöz, Kalpaklılar’da Hasan Tahsin’in başlattığı ve devamının getirilmesini istediği direnmeyi gerçekleştirenleri romanlaştırır. Darülfünun öğrencisi, fakir aile çocuğu, vatansever, milliyetçi bir babanın oğlu olarak Milli Mücadele yanlısı Talip bu kahramanlardan biridir. Sadrazamın Ser Kâtibi paşanın, kolejde okuyan, birkaç dili iyi bilen, kültürlü bir genç kız olan Müjgan da Milli Mücadele’de yerini alacaktır. Avukat Yusuf da bu mücadeleyi sürdüren kahramanlardan olacaktır. Ancak, bana göre asıl kahramanlar bunlar değildir. Samim Kocagöz, asıl sürdürümcü kahramanları Kalpaklılar’ın devamı olan Doludizgin’de göstermiştir. Alayın ikmal merkezinde bir kaynaşma ile başlar Doludizgin.  Derviş Çavuş kan ter içinde, neferlerle beraber, gerilerden gelen incecik bir yolun üstündeki bir kağnıdan cephane sandıklarını indirtmekte. Mühimmatla yüklü kağnılardan birinin tekerleğinin yanında genç bir kadın Derviş Çavuş’un dikkatini çekecektir. Samim Kocagöz, Derviş Çavuş’u insanın içini gözlerinden okuyan bir Anadolu bilgesi gibi gösterir. Kadının yeşil gözleri ışıklar içinde umutla parlamakta ancak yaşanılmışlıklardan yorgundur. Kucağında kutsal bir yükü taşımakta, altı aylık kadar bir çocuk var. Çocuğun ayakları çıplak, ayakkabıları yok. Çıplak cılız ayaklarını toprağa uzatmış, ellerini yitirmekten korkar gibi annesinin omzuna koymuştur. Alayın ikmal merkezindeki bu devinimlilik ilgisini çekmiş, sürekli iki tarafa bakarak ilgiyle izlemekte çevreyi, üniformalı askerler kağnılardan ağır sandıkları indirmekteler. Derviş Çavuş’un ilgisini çeken, kucağındaki çocuğu sımsıkı tutan, yeşil gözlü kadın, çektiği kağnı ile alayın ikmal merkezine mühimmat, silah getirmişti, getirdiklerinin boşalmasını beklemekte. Derviş Çavuş’un kendisine yaklaştığını görünce, saygıyla toparlanmak, ayağa kalkmak ister. Derviş Çavuş bu cesur anayı saygıyla durdurur, “Rahatına bak kızım” diye seslenir. Çevresini ilgiyle izleyen çocuğu okşar, adını sorar; “Bunun adı ne bakayım?” Kadın yere çevirdiği mat yeşili gözlerini kaldırır Derviş Çavuş’a bakar. Kucağındaki çocuğa gösterilen sevgiden, saygıyla Derviş Çavuş’a bakarken, güneş altında yanmış yüzü aydınlanır. Bu aydınlanma, aslında Anadolu aydınlanmasıdır, emperyalizme ve onun eli silahlı ölüm makinelerine karşı onuruyla direnen Anadolu insanın aydınlanmasıdır. Çocuğun adı Mehmet’tir. Anadolu baştan aşağı Mehmet’e kesmiş, dağ taş Mehmet dolu. Derviş Çavuş, kadının yanına çöker, çocuğun ellerini tutar. O an huzur içinde ve emperyalizme karşı direnebilmek için yeni bir güç bulmuştur. “Korkumuz kalmadı gayri” der, “demek cepheye bir Mehmet daha geldi.”

Anka gibi küllerinden doğar

Kalpaklılar ilk yayımlandığında Doludizgin’le birlikte bir bütündür. Daha sonra Kalpaklılar ve Doludizgin olarak iki ayrı cilt olarak yayımlanacaktır. Samim Kocagöz, Kalpaklılar’ı yazarken -Kalpaklılar ve Doludizgin olarak anlayın- bir kurgu yapmaz. Çocuk gözleriyle tanık olduğu olayları, okuyarak edindiklerinin yanı sıra olayları yaşayan tanıklardan da dinleyerek yarı belgesel bir roman olarak yazar. Kalpaklılar ve Doludizgin’de emperyalizmin işgali altındaki bir ulusun, Anka gibi yeniden küllerinden doğuşuna tanıklık ederiz. Ulusal Bağımsızlık Savaşından Cumhuriyet’in kurulumuna, Osmanlı bakiyesi bir imparatorluktan, Ulusal Cumhuriyete geçiş aşamasındaki Kuvayı Milliye’yi, savaşın cephelerinde yaşanılan kanlı çarpışmaları, Cumhuriyeti ve bağımsızlığı geciktirmek, yok etmek, bastırmak isteyen uluslararası emperyalizmin yerli işbirlikçilerle yaptıkları gerici ayaklanmaları okuruz.

Kitaptaki, Kurtuluş Savaşı kahramanı Onbaşı Rahmi Kocagözoğlu, Samim Kocagöz’ün amcasıdır.

Kalpaklılar’da anlatılanlar İzmir ve çevresinin işgali, ulusal güçlerin bu işgalden kurtulmak için direnmeleri, işbirlikçi ayaklanmaları, bunlara karşı verilen isyanı bastırma çabalarıdır. Doludizgin, Kalpaklılar’ın bıraktığı yerden alır, siyasal uyanışı, düzenli orduya geçişi, teslimiyetçi İstanbul’un, direnen Anadolu ile olan ilişkilerini, büyük zaferi hazırlayan gelişmeleri anlatır.


Samim Kocagöz  (d. 1916 – ö. 1993)
Romancı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi (1942). 1942-1945 arasında Lozan Üniversitesi'nde sanat tarihi eğitimi aldı.

İlk romanı “İkinci Dünya” 1938'de yayınlandı. Servet-i Fünun, Uyanış, Ses, Hep, Bu Topraktan, Vatan, Fikirler, Yenilikler, Yeditepe gibi dergilerle öyküleri yayımlandı. 1950'de Yeni İstanbul gazetesi ve New York Herald Tribune gazetesinin ortaklaşa düzenlediği Dünya Hikâye Yarışması'nda “Sam Amca” öyküsüyle 1. oldu. “Yağmurdaki Kız” kitabı ile TDK Hikâye Ödülü, “Alandaki Delikanlı” kitabı ile 1979 Lions Hikâye Ödülü'nü aldı ve  “Eski Toprak” ile Orhan Kemal Armağanı'nı kazandı.

Hikaye Kitapları; Telli Kavak (1941), Sığınak (1946), Sam Amca (1952), Yağmurdaki Kız (1967)...

Romanları; İkinci Dünya (1938), Bir Şehrin İki Kapısı (1948), Kalpaklılar (1962), Doludizgin (1963, Kalpaklıların devamı)...

Yazarın ayrıca “Nasrettin Hoca” (1970) adlı bin incelemesi ve “Zarkanat” (1981) adlı çocuk öykü kitabı vardır.

07 Eylül 2011 - Aydınlık

Son Yazılar