Fakir Baykurt’u Özlemek

Ünlü yazarımız Fakir Baykurt’u bundan 10 yıl önce 11 Ekim 1999’da gurbet ellerde yitirmiştik. Almanya’dan gelen cenazesi 14 Ekim’de İstanbul Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi. Edebiyatçılar, öğretmenler, yakınları, sevenler büyük bir kalabalık, alkışlarla, gözyaşlarıyla uğurladı onu. Daha dün gibi…

Bugün yaşasaydı 80 yaşında olacaktı. Bu on yıl içerisinde o arı, duru anlatımıyla kim bilir daha ne kadar güzel yapıtlar kazandıracaktı Türkçemize.

Ömrünün son yıllarında yerleşmek zorunda kaldığı Almanya Duisburg’dan şu dizeleri yazmıştı:


“Yoruldum yurda uzaklardan bakmaktan,

Ama yorulmadım hiçbir zaman

O yoksul sevgili gibi dağ başlarında

Karda kalmış, darda kalmış yolcular için yazmaktan.” (Bir Uzun Yol)

Her koşulda yazdı

Gerçekten de Fakir Baykurt hiç yorulmadan, her koşulda yazdı. Köylüyü, kentliyi, emekçiyi, kendi deyimiyle darda kalmış insanları durmadan anlattı. Yoksa onca öykü, roman, bir şiir kitabı, 8 ciltlik özyaşam öyküsü yaşamın binbir uğraşı arasında başka türlü nasıl yaratılırdı?

Dost Yüzler (Portreler) adlı kitabının ön- sözünde “…Gerçekte ben çok yaşadım, çok yazdım; bu yaşamda kârım, kazancım, hanım, apartmanım bunlar oldu” demişti. Çok yazdığı doğru.

İşte onun hazine değerinde bize bıraktığı yapıtlarının yalnızca adları, aldıkları ödüller:

Çilli (Öyküler, 1955), Yılanların Öcü (1958 Yunus Nadi 1.’lik ödülü), Efendilik Savaşı (Öyküler, 1959), Irazca’nın Dirliği (Roman, 1961), Karın Ağrısı (Öyküler, 1961), Cüce Muhammet (Öyküler, 1964), Kerem ile Aslı (1964), Amerikan Sargısı (Roman, 1967), Kaplumbağalar (Roman, 1967), Anadolu Garajı (Öyküler, 1970), Tırpan (Roman, 1970 TRT Başarı Armağanı, 1971 TDK Roman Ödülü), Onbinlerce Kağnı (Öyküler, 1971), Can Parası (Öyküler, 1974 Sait Faik Hikâye Armağanı), Onuncu Köy, Sınırdaki Ölü (Öyküler, 1975), Keklik (Roman, 1975), Kara Ahmet Destanı (Roman, 1977 Orhan Kemal Roman Ödülü), Kale Kale (Öyküler, 1978), Gece Vardiyası (Öyküler, 1982 Federal Almanya Sanayi Birliği Edebiyat Ödülü), Barış Çöreği (Roman 1982, 1984 Berlin Senatosu Çocuk Yazını Ödülü), Yüksek Fırınlar (Roman, 1983) Dünya Güzeli, Saka Kuşları, Koca Ren (1985), Duisburg Treni (1986), Bir Uzun Yol (Şiirler, 1989). Bu listede yazarın dergilerde, gazetelerde yazdığı yazılar ve o yazılardan oluşan kitaplar yok.

Fakir Baykurt’un halk arasında, özellikle öğretmenler, öğrenciler arasında hatırı sayılır bir okuru vardı. Hepimiz onun yazılarından, romanlarından bir şeyler kazanarak geldik bugüne.

Bugün nüfus arttı; öğretmen, öğrenci sayısı eskiye göre daha çok. Ama Fakir Baykurt ve benzeri yazarların kitaplarının daha çok okunduğunu söylemek güç. Kitaplıklarda, kitapçılarda bu yazarların kitapları yeterince yok.

Belki bugünkü olumsuzluklardan, iktidarın yaydığı karanlıktan çıkmanın bir yolu da Fakir Baykurt gibi usta yazarların kitaplarını daha çok okumaktır.

Öğretmen örgütçülüğü

Fakir Baykurt’un yazarlığı yanında öğretmenliği, önderliği de var. Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) genel başkanlığı yaptı. O yüzden 12 Mart’tan sonra arkadaşlarıyla birlikte haksız yere hapiste yattı. Mahkemede unutulmaz bir savunma yaptı, arkadaşlarıyla birlikte aklanıp çıktı.

Öğretmenler onun zamanında 1968 Devrimci Eğitim Şûrası’nı, 1969 Eğitim Mitingi ve Yürüyüşü’nü, Öğretmen Boykotu’nu gerçekleştirdi.

Daha da önemlisi, genel başkan olduğu zaman öğretmenlerin büyük çoğunluğu tek çatı altında örgütlenmişti. Örgütlü savaşımlarıyla hem kamuoyu, hem de bakanlık üzerinde baskı grubu oluşturabiliyordu. Bugün ise öğretmenler dağınık. İktidarın politikalarının da etkisiyle örgütleri bölük pörçük. Her biri ayrı telden çalıyor. Bu yüzden de eskiden olduğu gibi yeterince etkili olamıyorlar.

Köy enstitüleri

Oysa Cumhuriyet eğitiminin içi boşaltılıyor. Sürekli olarak dinselleştiriliyor, paralı eğitim yaygınlaştırılıyor. Sözleşmeli, ücretli öğretmenlik uygulamalarıyla meslek yaralanıyor. Uluslararası sözleşmelerden (ILO-UNESCO 5 Ekim 1966, Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi) doğan haklarımızın bile gerisindeyiz. Nedenleri üzerinde düşünmek gerekir.

Köy Enstitüleri olmasaydı Fakir Baykurt ve Köy Enstitülü yazarlar olmayacaktı. Edebiyatımız, Türkçemiz bu yazarların katkılarından yoksun kalacaktı. Daha acısı bizim insan yanımızı besleyen o yazarların oluşturduğu güzel duygulardan, düşüncelerden yoksun kalacaktık. Bugünkü eğitimdeki çarpıklık yüzünden kim bilir daha neler neler yitiriyoruz.

Öğretmen örgütleri, edebiyatçılar az da olsa Fakir Baykurt’u tanıtmak için toplantılar düzenliyor. Memleketi Burdur’da ölümünden sonra dostları Fakir-Der diye bir dernek kurdular.

O dernek de Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’yle işbirliği yaparak güzel etkinlikler yapıyor. Bu yıl da 9-11 Ekim 2009 tarihleri arasında zengin bir program uyguladılar. Gönül daha çoğunu, yazarın bıraktığı hazineden genç nüfusumuzun daha çok yararlanmasını istiyor.

Ölümünün 10. yılında Fakir Baykurt’u sevgiyle anıyor, her bakımdan onu özlüyoruz.

Mustafa GAZALCI - Cumhuriyet

Kaynak : http://www.kuvayimilliye.net/

Son Yazılar