nazim hikmet geride kalanlar2

Nâzım Hikmet'in cenazesinde 3 kadın nasıl buluştu?

Bugün, büyük Türk şairi Nâzım Hikmet Ran’ın ölüm yıldönümü. Nâzım Hikmet 55 yıl önce, 3 Haziran 1963’te Moskova’da hayatını kaybetmişti...

Yıldız Sertel, Nâzım’ın cenazesinde yaşananları Soner Yalçın’ın yapımcılığında Barış Pehlivan’ın hazırladığı Oradaydım Belgeseli’nde anlatmıştı. İşte tarihi Tan Gazetesi’nin kurucuları Sabiha ve Zekeriya Sertel'in kızı olan Yıldız Sertel’in anlattıkları... 

“Nâzım'la tanışmam 1928 ve ben o vakit 5 yaşında bir çocuktum. Tabi bütün bir ömür boyu değişik dönemlerde, değişik koşullarda Nâzım'la beraber olduk. Ve sonunda öyle bir şey oldu ki; benim çocukluk dönemimde Nâzım benim çocukluk aşkımdı. Annem ile babam Sabiha - Zekeriya Sertel 1924- 1930 arasında Resimli Ay diye bir dergi çıkartıyorlardı... 1928 yılında Sovyetler Birliği'nden yeni dönmüş olan Nâzım Hikmet orada çalışmaya başladı. Oradan büyük bir dostluk kuruldu. Ve Nâzım sık sık, haftada 1-2 defa bizim eve gelirdi. 7 yaşıma geldiğim vakit, ben artık Nazım'ın şiirlerini ezberlemeye başladım. Şiirlerini anladıktan sonra dahi şairim oldu. Nâzım benim çocukluk aşkım, dahi şairim ve büyük dostumdu. 1950'de annem, babam, ben üçümüz çıktık, bir süre Paris'te kaldık, ondan sonra değişik Avrupa ülkelerinde yaşadık. Ve nihayet Nâzım Hikmet'le beraber bizimkiler Bizim Radyo'yu kurdu. 

NÂZIM NASIL ÖLDÜ ?

Bir gün Bakü'deki evimizde oturuyorduk, oturma odasında telefon çaldı, babam açtı telefonu, 'çok kötü haber veriyorsun' dedi. O kötü haber, anladık ki Nâzım'ın ölümüymüş. Babam rahatsız olduğu için gelemezdi ve biz ertesi gün Moskova'ya gittik.

Kapıyı karısı Vera açtı. İçeride Nâzım'ın Azeri dostu, Nâzım hakkında araştırma yapmış Babayev oradaydı. Eve sürekli telefonlar geliyor, telgraflar geliyordu. Ve bize Babayev Nâzım'ın nasıl öldüğünü anlattı.

Nâzım her sabah erken kalkarmış, Vera'dan çok daha erken... Kapının altından gazetesini alırmış, o sabah da gitmiş gazetesini almaya, almış ve düşmüş; orada ölmüş. Vera uyuduğu için bundan haberi olmamış, ancak 1 saat sonra farkına varmış. Zaten kalp vardı, kaç defa hastanede yattı bu yüzden ve hatta uzun süre, doktoru Galina ile bir evde oturdu. Ve Galina böyle kriz geçirdiği vakit ona bir iğne yaparmış. Hatta Vera ile evlenip, Galina'dan ayrıldığı zaman, Galina ‘Nâzım'ın yanında bir doktoru bulunması, kriz geçirdiği vakit iğne yapması gerekir’ demiş. O vakit kimse önem vermemişti Galina'nın bu sözüne. Ve böylece Nâzım'ı kaybettik... 

TÜRKİYE’DEN KİMSE YOKTU !

Gittiğimiz vakit, naaşı artık evde değildi. Onu Sovyet Yazarlar Birliği'nin binasına götürmüşlerdi. Biz ertesi sabah oraya gittik, kocaman bir binaydı ve onun avlusunun tam ortasına bir tabut koymuşlardı.

Yanına yaklaştım, içinde Nâzım yatıyordu, yüzü açık, bütün vücudu açık... Derken bir genç kız geldi, Nâzım'ın ayaklarına bir buket çiçek koydu. Nâzım'a baktım, sanki memnun olmuş gibiydi, rahat bir uykuda gibiydi.

Bu tabutun içinde yatan benim çocukluk aşkım, dahi şairim ve büyük dostum Nâzım...

O vakit gözlerim doldu. Ağlamaya başladım, karşıma baktım. Babayev de ağlıyordu, beraber ağlaştık. Geri geldiğim vakit şeref nöbeti başlamıştı. Meşaleler vardı, her isteyen bir meşale alıp, Nâzım'ın etrafında dönüyor ve ona saygı duruşunda bulunuyordu. Bunu yaparken tabiî ki büyük bir gurur duydum. Yalnız düşündüm ki, annemle babam yok, herhalde aileyi ben temsil ediyorum, dedim. Sonra düşündüm dostlarını; Abidin'i, Pertev Boratav'ı, Münevver’i yakınlarını, hiçbiri yok, dedim; onları da ben temsil ediyorum herhalde... Biraz ilerledikten sonra düşündüm ki; Türkiye'den hiç kimse yok!

Nâzım yalnız burada. yurdunu o kadar çok seven, o kadar bağlı olan Nâzım.. Buraya dünyanın her tarafından insanlar geliyor. Türkiye'den kimse yok, Türk halkını da ben temsil ediyorum burada. Bu benim için çok gurur verici bir şeydi, aynı zamanda hazin. Nâzım'ın yurtdışında bu biçim ölmesi ve cenazesinde şeref nöbetinde bir tek benim bulunmam... 

NÂZIM’IN MEZARINDA 3 KADIN !

Ben içeri büyük salona geçtim ve orada muazzam büyük bir kalabalık vardı. Dünyanın her tarafından şairler yazarlar politikacılar, parti başkanları, Moskovalılar, hayranları...

Tanıdığım bir Fransız şairini gördüm, o geldi yanıma, dedi ki:

- Yıldız, yarın sabah Münevver ile Mehmet geliyor. Ama onu karşılayacak bir tek Türk yok, Ruslar gidip karşılayacaklar ve bu iyi olmayacak. Buna bir çare...

- Kim karşılayacak?

Beni bir kadına götürdü, onunla konuştuk ve beraber karşılamaya karar verdik. Ertesi sabah, ikimiz gittik. Münevver ve Mehmet'i havaalanından aldık, dönüşte Münevver ‘Moskova'ya Nâzım'ın cenazesine geleceğim hiç aklımdan geçmemişti’ dedi.

Ertesi gün hepimiz mezarlıktaydık. Novodeviçi Mezarlığı. Sovyetler’deki, hatta Rusya'da Sovyet devriminden önceki büyük şahsiyetlerin mezarları orada. Sovyet yazarları Nâzım'a muazzam bir tören yaptılar, gömülmesi de her şey Sovyetler Birliği esaslarına göre oldu. O mezarlığa gömmeleri, onu dünyanın büyükleri arasında saymaları anlamına geliyordu. Bence Nâzım'a gereken saygı gösterildi. Dünya çapında büyük bir insanı gömdüklerinin bilincindeydiler. Oraya TKP adına da Yakup Demir gelmişti. Elçilikten hiç kimse gelmedi, yine orada da Nâzım'ın yakınları biz vardık.

Mehmet çocuktu, 14 yaşlarında falandı ve orada, annesi taş kesildi. Mehmet ise ağlamak istiyor, fakat kendini tutuyordu.

Mehmet, Münevver, ben o kalabalıkların ön safında duruyorduk. Vera mezar kazıldıkça kendisini mezara doğru atıyor ve tabut inerken sanki onunla tabuta girmek ister gibi bağıra çağıra ağlayarak, orada öyle bir tezahürat yapıyordu.

Galina ise mezarın başına dikilmiş, aşağı yukarı 8 yıl Nazım'a bakmış, ama hem doktoru hem sevgilisi olmuş, mezarı başında samimi gözyaşları döküyordu.

Münevver ise, taş kesilmişti. Yani 3 kadın vardı, Nâzım'ın mezarında.

Sonra Galina ile Münevver buluştular, o da şöyle oldu. Galina dedi ki; ‘ben Nâzım'ın vasiyetini kendi ellerimle Münevver'e vermek istiyorum.’

Ben, Galina ile Münevver’i tanıştırdım ve törenden sonra arabayla Münevver'in oteline gittik, orada Nâzım'ın vasiyetini Münevver'e verdi. Nâzım vasiyetinde mal varlığını, Münevver'e, Mehmet'e ve TKP'ye bırakıyordu.

Çok büyük bir kayıptı o ve çok büyük bir acıydı.

Nâzım'ın kendi halkından uzak olması ve onlardan bir ses gelmemesi, yalnızlığı çok dokunuyordu bana...” 

Yıldız SERTEL

Odatv – 03 Haziran 2018

Son Yazılar

Partly cloudy

23°C

Istanbul