merwe ve seyhi225

Din ilerletmez, geriletir!

Orta yerde “yakılarak, boğazları kesilerek, taşlanarak veya kurşunlanarak” öldürülen insanlar var. Bir değil, on değil, 1948’den bu yana binlerce…

Ülkede neredeyse bir kaç yılda bir katliam yaşanıyor…

Yer Mymanmar’ın Rohingya ya da diğer adıyla Arakan eyaleti…

Katliamı yapanlar ise Myanmar ordusu ve Budistlerden oluşan Raxineler…

Katliama uğrayanlar ise 64 yerli etnik kökenli 54 milyon kişinin yaşadığı bir ülkede kendilerine “vatandaşlık hakkı” dahi verilmeyen kimilerine göre Bengal, kimilerine göre Arap hatta Kürt kökenli olduğu söylenen Rohingyalı Müslümanlar…

Katliamın yapıldığı Myanmar'da gelişkin bir Buda uygarlığı var, Buda tapınaklarının varlığı bin yılı aşıyor. Budizm'in kurucusu Buda, doğruluk ilkesini benimsiyor ve 'insanlara zulmetmeyin' diyor.

Budizm, bırakın katliamı, şiddetten kaçınmayı öneriyor, “öldürmeme ilkesini” öne çıkartıyor…

Kuşkusuz bütün Budistler katliamlara ortak değiller. Myanmar devletinin ırkçı ve faşist politikalarına karşı çıktıkları için bugün cezaevlerinde yaklaşık 300 Budist rahip var, ancak bu durum da Budistlerin katliam yaptığı gerçeğini değiştirmiyor…

2012 yılından bu yana yaşanan katliamların mimarlarından Budist rahip ve 969 hareketinin lideri Ashin Wirathu Müslümanların Birmanya'yı İslam devletine dönüştürmek için bir “Büyük Planı” olduğunu düşünüyor. Wirathu bu “lafı” Myanmar’da resmi rakamlara göre nüfusun yalnızca yüzde 4’ü Müslüman olduğunu bilmesine rağmen ediyor. Çünkü iktidar isteyen ya da iktidarını korumak isteyen bütün dinlerde olduğu gibi Mymnmarlı Budistlerin de “düşman” yaratması gerekiyor. Bundan dolayı 54 milyonluk ülkede sayıları 1 milyon civarında olan Müslümanlar bir anda ““Günah Keçisi” oluyor. Gerekçe de hazır: “Bir yılan nerede olursa olsun zehirlidir. Sadece bir tane var diye yılanı küçümseyemezsiniz. Nerede olursa olsun tehlikelidir. İşte Müslümanlar da böyledir"!

Konu iktidar olunca, geçmişte Myanmar askerî diktatörlüğüne karşı gösterdiği barışcıl ve şiddetsiz mücadeleyle 1991’de Nobel Barış Ödülü'nü alan, yıllarca hapis yatan ve şimdi Myanmar Devlet Başkanı olan Aung San Suu Kyi bile bu sürece dolaylı-dolaysız destek verir. Rohingya'da Müslümanlara işkence, taciz ve tecavüz iddiaları reddedilir! Çünkü insan değil iktidar ana amaç olmuştur artık…

Din çıkış noktası olursa, isminin hiçbir önemi kalmıyor. İslam, Budist, Hristiyan, Yahudi… Dinin iktidarı için şiddet hemen “meşru” hale gelir…

Etnik ya da dini kimlik hemen kutsal hale getirilir, yetmez bir de “milli kimliğe” dönüştürülür, “doğruluk timsali” yapılır!

Myanmar son örnek! Sri Lanka’da da müslümanlar azınlık ve barışçıl olmalarına rağmen Budistlerin hedefinde hep oldular. Tıpkı Orta Afika Cumhuriyeti’nde de azınlık olan Müslümanların Hristiyanların hedefinde olduğu gibi…

Çok açık ki, dini temeller üzerine kurulmuş siyasal sistemlerden demokrasi çıkmıyor. Yüzlerce yıldır yaşayarak öğrendik!

İslam coğrafyasının yıllardır yaşadığı dramın asıl nedeni de budur.

İslamla trajedinin, kanın ve gözyaşının yan yana olmasının asıl nedeni başlangıcından itibaren iktidarla olan yakınlığıdır, iç içeliğidir…

İslam coğrafyasının eğitimde, hukukta, felsefede, sanatta model olamamasının en önemli nedeni de budur.

Temel demokratik değerler, insan hakları, ifade özgürlüğü, farklı olana saygı gibi alanlarda yerlerlerde sürünüyor oluşunun nedeni de budur…

İslam coğrafyasında son 20 yılda 12 milyon insanın öldürülmüş olması da tesadüf değildir, neden doğrudan din ve iktidar ilişkisidir…

Kuşkusuz bu “gerçek”, iktidar isteyen bütün dinler ve inançlar için geçerlidir.

Din ile insan arasına “aracı kurumlar” koyarsanız, dini” en son din” olarak ilan ederseniz, kural değişmez! O din, kendisi gibi olmayanı yakar, yıkar, asimile eder. Çünkü “en doğru” kendisidir, kendisi gibi olmayanın “katli vaciptir”!

Bütün bunlardan dolayı “Arakanlı Müslümanlara” ağlarken, katliamı protesto ederken, bir başka dini yüceltmemek gerekiyor!

Dinden demokrasi çıkmayacağı gerçeğini yüksek sesle söylemeye başlamazsak, ısrarla laikliği öne çıkartacağımıza “dini kontrol altına alma” niyetiyle tümüyle kaldırılması gereken Diyaneti “yeniden yapılandırmadan” bahsedersek ya da dünyanın en siyasi dinlerinden biri olan İslam için “gerçek İslam bu değil” diye ısrarla güzellemeler yapmaya devam edersek bugünleri de arayacağımız kesin!

Dinden demokrasi çıkmaz, kesin olan budur! Yumuşatarak, eğerek-bükerek sonuç değişmez!

Bırakın iktidar olan bir dini, iktidar olmayı arzulayan bir din bile gericileşir. Eşitlikçi ve özgürlükçü bir eksende ilerlemez, tersine geriler…

Dinin kurallarına ve psikolojik baskısına göre hareket edip “aman kimseyi küstürmeyelim” diye hareket edersek, “Adalet Kurultayı”nda kuralları çiğneyenleri, “kuralları çiğnedikleri” için değil, “Dördüncü Murat tavrıyla” içki içmelerini öne çıkararak yargılamaya kalkarsak, dincilerin değirmenine su taşırız. Çünkü İslamcılar için içki, toplumu dincileştirmek için bir “korku” aracıdır, Türkiye gericiliği için “kötülüğün sembolüdür”!

Ortadoğu’da, Afganistan’da, Pakistan’da, Myanmar’da yaşananlardan, Türkiye’nin ve Avrupa’nın dört bir yanında “din adına” patlayan bombalardan sonra, bütün insanlık “tek doğruya” dayanan din ile “bir çok doğruya” dayanan demokrasi arasında tercih yapmak zorundadır. Hem de hemen! Çünkü din ilerletmez, geriletir!

Necdet SARAÇ - 02 Eylül 2017 - ABC

Son Yazılar

Cloudy

13°C

Istanbul