muzaffer izgu2

Bizim Sinamanın Makinisti!

Çocukluk yıllarımızda okullar kapanınca çıraklık dönemi başlardı.

İlkokulu bitirdiğim 1963 yılının yazında mahallemizde yazlık “Ünal Sineması” açılmıştı. Demirci, sabuncu çıraklığı yerine, sinemanın büfesinde çalışmak istiyordum. Zira, iftiharla geçsen bile bizim çocukluğumuzda ödül, çıraklıktı. Kafama koyduğum gibi, sinemada seyirciye yer gösterip, film arasında gazoz satmaya başladım.

Yassı pilli el fenerim, gülkurusu sinema önlüğümün göğüs cebini süslüyordu. O yıl Aydın’da sinemalar mantar gibi çoğalmıştı. Rekabete “2 film birden” ve “ Her yer 50 kuruş” kampanyası eklenmişti. Hisar, Park, Zafer, Atlas, Saray, Bahçe, Ferah ve Kulüp sinemalarının yanına, Ses, Bulvar, Lâle ve Ünal sinemaları da eklenmişti.

Belediyenin çatı katındaki Belediye Sineması, 1960 İhtilali sonrası kapatılmıştı. Film başladığında filit pompası ile kolonya sıkmak, film arasında bilete veya sandalye altına işaretlenen numaraya, çekilişle hediye dağıtmak, Ünal Sineması’nı kapalı gişe oynatırdı.

ADANA’DAN AYDIN’A UZANAN YOL...

Ne var ki, yerler numarasız, isteyen istediği yere oturduğundan bizim bahşişler suya düşerdi. Filmi oynatan makinistimiz öğretmendi. Herkes “Hocam!” diye hitap ederdi. Bu Hoca, o yıl, Adana’dan gelip Gazipaşa Ortaokulu’nda edebiyat derslerine giren “Muzaffer İzgü” den başkası değildi.

29 Ekim 1933 Adana doğumlu olan İzgü, öğretmen okulunu bitirinceye kadar çeşitli mesleklerin kapısını çalar. Bulaşıkcılık, Çukurova’da pamuk işçiliği, gazoz satıcılığı, trenlerde seyyar satıcılık, karpuz hamallığı onun hayat tecrübesini doruğa çıkarmıştır.Tahta nalınlı, yamalı pantalondaki fakirliği, yüreğinde zenginliği yaratmıştır. Babasının hademeliği, birlikte gecekondu evlerini yapmaları, belki de romanına yansıyan ilham olmuştur.

BİSİKLETLE GELİRDİ...

Sinema makinistliğini de bir akrabasından öğrenmiş ve Aydın’da işe yaramıştı.Yerinde konuşan, öğretmen ciddiliğini yüz hatlarında saklayan, çocuklara değer veren, ağır başlı bir insandı İzgü.

Yöresinde mesleğe ilkokul öğretmeni olarak başlamış, sonradan ortaokula geçmiş. Bir sigara içimlik zamanında, Çukurova’da geçen çocukluğunu, gençliğini ve ilk öğretmenliğini anlatırken hayretle dinlerdik.

Akşam üstü olunca Muzaffer Hoca, balon lastikli bisikleti ile Çavuş Köprüsü’nden kıvrılır, bizim sokağın önünden sinemaya doğru yol alırdı. Gelirken oğlunu, bisikletin kadrosuna yaptığı özel oturağa bindirip getirmeyi ihmal etmezdi.

Bisikletin zinciri değmesin diye de paçasına çelik mandal tuttururdu. Titizdi Hocam. Gece gösterime girecek filmi kasnağına sarar, hatalı ve kopan yeri var mı diye kontrol etmeyi ihmal etmezdi. Bunu titizlikle yaptıktan sonra da akşam yemeğine giderdi.

aydin efeler gazipasa ortaokulu

‘HOCA HOCA!’

O makine dairesinde kendi dünyasını hazırlarken, ben de sandalye aralarını süpürür, boş şişeleri kasalara koyar, buz dolu kazana gazozları sıralardım. Bir oğlu ve ikiz kızı olan Muzaffer Hocamın, hatrımda kaldığı kadarıyla bisikletten dönme “Rex” marka motorbisikleti vardı.

Bazen film kopar, ışık ve ses giderdi. O zaman seyirci karanlığa sığınarak, “Hoca! Hoca!” diye bağırırdı. Fakat başka sinemalarda, “makinist uyuma!” öfkesi yükselirdi. Ne de olsa öğretmendi bizim makinist. Bilirdi seyirci... Kibarlığı da elden kaçırmazdı. Ona göre davranır inceden uyarırdı... Severlerdi Muzaffer Hocayı. Bilmezlerdi ki, bütün bu yaşananlar birgün onun hikâyelerine konu olacak...

AYDIN YILLARININ SONU...

Çelik kasnaklara çok filmler sarıldı, oynatıldı. Afişler o kadar hızlı değişti ki efsunlu tablalardan indi bir bir... Takvimler alçak gönüllü sayfalarını peşi sıra döktüğünde, İzmir’de lise yıllarım başlamıştı bile. Sonra Muzaffer Hoca da ayrılmış Aydın’dan. Onun, lise yıllarımda gülmece ağırlıklı mizah yazdığını öğrendim. Eserleri kitap evlerinde “imza günü”nde sahne aldığında roman ve öykülerinin ödül yılları başlamıştı. Kitaplarının arka kapağındaki biyografisinde Aydın yıllarından tek satır olmayışı beni yaralamıştı... Bir Aydınlı olarak. Yıllar sonra bir gazete röportajında “Aydın’da sinema makinistliği ve yerel gazetede köşe yazarlığı yaptım” cümlesi beni rahatlattı ve bu bizim “Muzaffer Hoca”, “Muzaffer Abim” dedim.

AZ KONUŞAN ÇOK YAZAN...

Filmleri ezberlememize rağmen, “araya kaç dakika var Hocam” diye sorardım. O da parmaklarıyla işaret ederdi. Kucaklardık o zaman “harçlık” teknemiz, deniz yeli vurmuş gazoz kasalarımızı. Muzaffer İzgü, sessiz, çok konuşmayan tavrını her ortama taşıyan bir mizaca sahipti. Konularını yoksul çevrelerden aldığı, içeriğinde toplumsal yergi bulunan düşündürücü öykülerin mısralara dökülüşünü, yıllarca imtihanlar, vizeler derken hiç okuyamadım doğrusu.

1970 de “Gece kondu Romanı” ile başlayan serüven, İlyas Efendi, İnsaniyettin, Halo Dayı, Kara Düzen, Reçetesi Peçete, Utanmıyorum üşüyorum, Her devrin iti, Dayak birincisi, Bülbül düdük, Donumdaki para, Üç halka yirmi beş, Zıkkımın kökü, Bir namussuz aranıyor, Nasıl baba oldum öyküleri ile Türk mizah yazarları kadrosuna taşındı hızla. Dile kolay 107 kitap yazdı. 200’e yakın da radyo oyunu... Çalışkanlığı o yıllardan belliydi. Durmazdı yerinde... O Gazipaşa Ortaokulu’nun öğretmeniydi. Edebiyatın, öykülerinin kalem ustasıydı. Ama benim “Cübbeli gelin” , “Senede bir gün”, “ Acı hayat” gibi filmlerin heyecanını paylaştığım sinema arkadaşımdı, Muzaffer Hocam’dı...

SİNEMA ARKADAŞIM...

Kütüphanelerde geçen günlerimde, onun yıllar önce Hüraydın gazetesinde “Fantezi Hikâyeler” köşesinde hikâyeler yazdığını öğrendim. 1963- 65 yıllarının gazetesinin neredeyse her sayısında yazmış... O yıllarda okuyamadığım hikâyeleri doya doya okudum. Çocukluğuma gittim. Büyük mizah ustasının yolu Aydın’dan geçerken mısralarını bırakması, onurumu adeta yasemen tütsülerine buladı. Gurur duydum. İnanın, arkama yaslanıp, sinema günlerini yeniden yaşadım. Buzlu suları yarıklarından sızan, tahta gazoz kasasını kucaklayıp, açacağını cam şişelere vurup “Buz gibi gazoozz.” diye bağırdım. Muzaffer Hocam da makina dairesinin kapısındaki tahta sandalyesine kurulmuş, sigarasının dumanını kalın bıyıklarının arasından geçirirken, “Burası Hastane”-”Afrika’ya garantili iş mektubu yazılır”-” Çiğdem Molası”- “Sinema reklâmları”- “Buzdolabı” “Kanunda yeri var”- “İdam mahkûmu”- “Hademe alınacak”- “Bedava Doktor”- “Karakaçan” “Salıncak” hikâyelerini düşlüyordu hayalimde...

1979 yılında öğretmenlikten emekli olan Muzaffer Hocam, İzmir Alsancak 1443 Sokağın sonunda oturdu yıllarca... Geçen günkü ani rahatsızlığı bana çocukluğumu ve sinema günlerimi hatrıma getirdi. Sizlerle ve onunla paylaşmak istedim. Bilmem bu satırları okuduğunda o yıllara gider mi? Benim güzel öğretmenim. Sağlık ve afiyet diliyorum. Kalemi hiç durmasın.

Ercüment KÖYBAŞI - 07 Ağustos 2017 - Aydınlık

Son Yazılar

Partly cloudy

24°C

Istanbul