globalisation225

Kapitalizm, Devlet Ve Mülkiyet! (2)

"Ezilenlere devlet yakışmaz!"

Ahmet ÇELİK >>> Bütün kötülüklerin nedeni özel mülkiyet mi? Zira kitabınızda özel mülkiyetin lağvedilmesi gerektiğini söylüyorsunuz?

Fikret BAŞKAYA >>> Özel mülkiyet demek, herkesin olana, olması gerekene birileri (özel şahıslar) tarafından el konulması, gasp edilmesi demektir. Dolayısıyla hem haksız bir şeydir, hem de etik olarak da kabul edilebilir değildir. Fakat mülkiyet bir tabudur, daha ötede tabuların tabusu olduğu için, tartışma konusu yapılmıyor.

Oysa, bana göre mülkiyet gasptır. Zora, şiddete, hileye, vb. dayanarak, başkalarının emeğinin ürününe el koymaktır.

Eğer bu dünyanın birikmiş sorunlarını gerçekten ve samimiyetle tartışmaya cüret edilecekse, mülkiyet sorunun listenin başına yerleştirmek gerekecek.... Aksi halde havanda su dövmek kaçınılmazdır...

Ahmet ÇELİK >>> Zengin olmanın yolu başkasının, başka insanların emeğinin ürününe el koymaktan geçer derken, aslında neyi kastediyorsunuz?

Fikret BAŞKAYA >>> Bu dünyada hiç bir insan sadece kendi emeği, kendi çabası, kendi çalışmasıyla zengin olamaz. Zira üretim bir soysal etkinliktir. İstediği kadar yetenekli, çalışkan, akıllı. becerikli, "iş bitirici" olsun, bir insan tek başına asla zengin olamaz.

Zengin olmanın yegane yolu bir şekilde üretilmiş zenginliğe el koymaktan geçer.

Bu dünyada bir şey üretmenin, ortaya bir şey koymanın üç tane kaynağı var:

1. Doğanın katkısı;

2. Geçmiş nesillerden miras kalan bilgi, beceri, yol yöntem;

3. Halen yaşayan insanların (canlı emeğin densin) işbirliği yani kooperasyon.

Bu üçü olmadan ne bir şey üretilebilir, ne bir "değer" yaratılabilir ve ne de zengin olunabilir. Son derece yetenekli, bilgili, hünerli, akıllı bir adam bir uçak kazasında okyanusta ıssız bir adaya çıkmayı başarsa, tek başına neyi ne kadar üretebilir, neye ne kadar sahip olabilir?  Üretim sosyal bir etkinliktir ve bu yüzden boşuna "mülkiyet hırsızlıktır" denmemiştir.

Şahsen mülkiyetin bir gasp olduğunu düşünüyorum. Zira zora dayanarak tesis edilebilir ve zora dayanarak korunabilir...

Eğer mülkiyeti bir hak olarak dayatırsan, üstelik bir de kutsarsan, hırsızlığı, gaspı yasal hale de getirebilirsin ama bu onu meşru yapmaz! Yasallık bir meşrulaştırma aracı olarak kullanılıyor. İyi de o yasaları kim yapıyor? Kanunları yapanlarla, çekleri imzalayanlar aynı "taraftakiler" değil mi?

Ahmet ÇELİK >>> O halde sınır nasıl çizilecek? Mülkiyet nerede başlıyor?

Fikret BAŞKAYA >>> Aslında neyin mülkiyet olduğu, neyin olmadığı konusunda kafalar karışık ama, doğrusu kafaları karıştıran bir durum da yok değil.

Bir insanın kendi emeği, çalışması, çabasıyla sahip olduğu şeyler mülkiyet değildir.

Mesela bir çiftçinin sahip olduğu, bir çift öküz, bir çift at veya bir traktör, işte bir zanaatkârın sahip bir dükkan, alet, edevat, insanların günlük yaşamı gerekli olan şeyler mülkiyet değildir. Bunlar yaşam için vazgeçilmez şeylerdir.

Mülkiyet, başkasının emeğine ve/veya emeğinin ürününe el koymaya yarayan üretim araçlarına sahip olunduğunda mümkündür.

Benim sahip olduğum bilgisayar mülkiyet değildir ama, bilgisayarı üreten şirketin, fabrikanın sahibinin sahip olduğu şeyler mülkiyettir.

Bir arabaya sahip olmakla, araba üreten fabrikaya sahip olmak aynı şey değildir...

Bir çobanın kavalıyla 2.2 milyon işçi çalıştıran bir şirketin ortaklarının sahip olduğu şeyleri bir ve aynı şey sayarsan, elbette kafalar da karışmaya devam eder... Microsoft'un patronu Bill Gates'in Libya'nın milli geliri (GSYH) kadar serveti var...

Ahmet ÇELİK >>> Çok zengin sinema oyuncuları. futbolcular, şarkıcılar, politikacılar... var. Onların sahip olduğu zenginlik de bir "el koyma" sonucudur diyebilir miyiz?

Fikret BAŞKAYA >>> Orada bir transfer söz konusu, onlar daha önce el konulmuş zenginlikten pay alanlar. Mesela bir futbolcu 100 milyon dolara bir kulübe satılıyor. O paranın ne kadarı futbolcuya gidiyor, bilmiyoruz ama sonuçta devasa bir paraya sahip olduğu kesin. O futbolcu o parayı emeğinin karşılığı olarak almıyor. Hak ettiği bir şey değil. İstediği kadar gelmiş-geçmiş dünyanın en yetenekli futbolcusu olsun... Aslında emek sömürüsünden elde edilen değer futbolcuya transfer ediliyor. Portekizli yıldız Cristiano Ronaldo, spor malzemesi üreten NIKE şirketinden her yıl 25 milyon euro alıyor. Ayakkabı ve mayo reklamı karşılığında. O şirket böyle bir ödemeyi nasıl yapıyor? Ya da değirmenin suyu nereden geliyor... NIKE firması o ayakkabıları, tişörtleri üreten Vietnamlı işçiye ayda 170 Euro ücret ödüyor. Bu ne demek Ronaldo 19 500 Vietnamlı işçiye eşit demek... Eğer o şirket bir "marka" ayakkabıdan 25 Euro kâr ediyorsa, Ronaldo'ya yılda 25 milyon Euro lüksponsorluk yapmasında şaşılacak ne var?

Dolayısıyla eğer sorunları anlamak istiyorsak, şeylerin kaynağına inmek, radikal olmak gerekir. Büyük insanlığın ürettiği zenginliğe çok dar bir azınlık tarafından el konuyor. Ve bu bir başarı öyküsü olarak sunuluyor... Hovardalığın nedeni o... Fakat bu sürdürülebilir değil...

Ahmet ÇELİK >>> Özel mülkiyeti lağvetmek mümkün mü?

Fikret BAŞKAYA >>> Müsaadenle ben de sana bir soru sorayım. Bu terazi bu sıkleti çeker mi? Bu araç bu rotada ilerlemeye devam edebilir mi? Veya daha nereye kadar?

İnsanlığın içine sürüklendiği durum artık sürdürülebilir olmaktan çıkmış bulunuyor.

Şeylerin yerli yerine oturması, yanlışın düzeltilmesi için, özel mülkiyeti sorun etmek ve kapitalizmden vakitlice çıkmak gerekiyor. Bu dünya, bu insanlık bu hale nasıl geldi? Bu dünya neden yaşanamaz bir yer haline geldi. Neden sistem artık çözdüğünden daha çok sorun yaratır halde? Bu kepaze durum bir takım doğa üstü güçlerin, bir takdir-i ilahinin eseri mi? Hiçte değil... Doğrudan sınıfsal çıkarların, küresel oligarşi tarafından alınan kararların,  yapılan tercihlerin, uygulanan politikaların sonucu.

Eğer bir takım insanlar bazı egemen odaklar,yeryüzünün efendileri şeyleri bu hale getirdiyse, neden başka insanlar da "başka türlü" yapmasın? "Büyük insanlığın" eli hep armut toplamaya devam mı edecek veya daha ne zamana kadar?

Ahmet ÇELİK >>> O halde her şeye rağmen umutsuz olmak için bir neden yok diyorsunuz?

Fikret BAŞKAYA >>> Bir şartla: daha geç olmadan aklımızı başımıza almamız, düşünce tarzımızı, yaşama tarzımızı, üretim ve tüketim tarzımızı radikal olarak dönüşüme uğratmamız gerekiyor.

Artık 'bunak kapitalizm' sadece sosyal kötülükler üretmiyor, ekolojik yıkımı da azdırıyor ve bu ikisinin diyalektiği tehlikeyi büyütüyor.

Durum böyleyken bizi kurtaracak olan yegane şey eleştirel düşüncedir. Ve eleştirel düşünce hiç bir zaman bu kadar önemli olmadı...

Ahmet ÇELİK >>> Hocam, bu söyleşi için teşekkür ediyorum.

Fikret BAŞKAYA >>> Ben de.

Söyleşi : Ahmet ÇELİK - 06 Temmuz 2016 - ABC Gazetesi

Önceki yazıyı okumak için tıklayın!

Kapitalizm, Devlet Ve Mülkiyet! (1)

Son Yazılar

Showers

13°C

Istanbul