halikarnas balikcisi7 1

Mitolojisini yaratan yazar Halikarnas Balıkçısı!

Aydın, tarihçi, denizci, arkeolog, botanikçi, mitoloji uzmanı, çağdaş destancı, romancı, öykücü, denemeci, bilge olan Halikarnas Balıkçısı değeri bilinmeyen bir yaşam ve sanat ustasıdır.

Nâzım Hikmet’in, “Cevat Şakir, hepimizden büyük şair” dediği, deniz insanlarını anlattığı romanları, öyküleri, antik Anadolu’yla ilgili denemeleri, incelemeleriyle, Bodrum’a, Ege’ye, denize ölümsüz aşkıyla ömrünü verip dünyaya kabul ettirdiği Anadolu uygarlığı sevdasıyla, “Mavi Yolculuk”un yaratıcısı ve öncüsü olarak “Halikarnas Balıkçısı” adıyla tanıdığımız Cevat Şakir Kabaağaçlı (1890-13 Ekim 1973) Girit doğumludur.

Bir yazısından dolayı 3 yıl sürgün cezasına çarptırıldığı ve bir buçuk yıl kaldıktan sonra cezası affedilse de özgür olarak yerleştiği Bodrum’da 25 yıl daha yaşar ve oranın antik dönemdeki (Karyalılar) adı olan “Halikarnas”ı ve tanıyıp ustası olduğu denizin insanlarını kendisine ad olarak alır. O, artık Halikarnas Balıkçısı’dır.

halikarnas balikcisi8

ÖNCÜ BİR YAZAR...

Aydınlığımıza kattığı onlarca yapıtıyla aydın, tarihçi, denizci, arkeolog, botanikçi, mitoloji uzmanı, çağdaş destancı, romancı, öykücü, denemeci, bilge olan Halikarnas Balıkçısı edebiyatımızın seçkinci ve bağnaz egemenliklerle dolu ortamında hak ettiği değeri bilinmeyen bir yaşam ve sanat ustasıdır. Yazdıkları tümüyle bir insanlık şiiridir. “Mektuplarıyla Halikarnas Balıkçısı” (Azra Erhat), “Halikarnas Kadırgası” (Yaşar Aksoy), “Halikarnas Balıkçısı: Hayatı, Kişiliği, Eserleri” (İlknur Hatice Önal) adlı kitaplarda yaşamı ve yapıtlarıyla ilgili bilgiler edinebileceğimiz Halikarnas Balıkçısı’nın, önsözünü yazıp çevirdiği “Herodot Tarihi” dışında yüz kadar çevirisi vardır.

“Bodrum” ve “Asia Minor” adlı mitolojiyle ilgili iki çalışmasının dışında, öyküleri “Ege Kıyılarından, Merhaba Akdeniz, Ege’nin Dibi, Yaşasın Deniz, Gülen Ada,  Ege’den, Ege’den Denize Bırakılmış Bir Çiçek, Gençlik Denizlerinde, Parmak Damgası, Çiçeklerin Düğünü, Dalgıçlar”‘da toplanan Halikarnas Balıkçısı, edebiyatımıza denizi taşıyan, Anadolu’nun dününü aydınlatan öncü bir yazardır, “Aganta Burina Burinata, Ötelerin Çocukları, Uluç Reis, Turgut Reis, Deniz Gurbetçileri, Bulamaç” adlı romanlarının, konusu deniz ve deniz insanlarının (balıkçılar, denizciler, korsanlar, dalgıçlar, süngerciler) yaşamlarından alınmıştır.

halikarnas balikcisi9

ANADOLU’YU ANLATTI...

Sabahattin Eyuboğlu, “Anadolu gibi yurdun olsun, Balıkçı gibi dostun”, diyerek bu büyük ustasını selamlarken Azra Erhat, “Anadolu cennetinin kapılarını ‘Halikarnas Balıkçısı’ adlı altın anahtarla açtık,” der. Onun yaşamının neredeyse tek amacı Yunan uygarlığının, Anadolu uygarlığının öncüsü değil izleyicisi olduğunu kanıtlamak olmuştur. Ki onun ölümünden yıllar sonra bu kavga zafere ulaşmış ve bugün bilim dünyasında Anadolu uygarlığının Yunan uygarlığından çok önceleri var olduğu kanıtlanmıştır.

Anadolu’nun eski tarihlerini incelediği, mitolojiyi anlattığı “Anadolu Efsaneleri, Anadolu Tanrıları, Anadolu’nun Sesi, Hey Koca Yurt, Düşün Yazıları, Altıncı Kıta Akdeniz, Arşipel, Merhaba Anadolu, Şu Eşsiz Doğa, Sonsuzluk Sessiz Büyür” adlı kitaplarında Akdeniz uygarlığı ve Anadolu hakkındaki düşüncelerini aktaran Halikarnas Balıkçısı, Anadolu toprağını sevdirmeye, Anadolu’da kurulmuş olan tüm uygarlıkların Hitit, Roma, Yunan, Selçuklu, Osmanlı uygarlıklarının toprağımızda olduğunu, onların bir parçası olduğumuzu kanıtlamaya çalışmak onun yazarlığının neredeyse tek kaygısı olmuştur.

Şadan Gökovalı’nın sözleri bu bilgeliği, bu bilgeliğin yaşamımıza kattıklarını vurgular: “Ne mutlu Balıkçı’ya ki Anadolu’su; / Ne mutlu Anadolu’ya ki Balıkçı’sı var.”

Edebiyatımızın hiç kesilmeyen rüzgârı Halikarnas Balıkçısı’nı saygıyla anıyoruz.

Öner YAĞCI - 14 Ekim 2014 - Aydınlık

İlgili Yazı :
 
Beni Bodrum’a Halikarnas Balıkçısı gönderdi!

Kaçınılmaz olarak bir yere gitmem gerekiyorsa, muhakkak oralarla ilgili kitaplar okurum! Bunlar gezi rehberi değil, edebiyat kitaplarıdır. Okuyarak geziye çıkarsanız, iyi bir gezi yapmış olursunuz.

Günlerdir İstanbul’da bir boşluk, insan azlığı dikkatimi çekiyor. Herkes bir yerlere gitmiş, gidiyor, gitme planları yapıyor. Yaz mevsimi birçokları için seyahatle birlikte anlam kazanıyor. Ne yazık ki benim için öyle değil! Çünkü tatili ve seyahat etmeyi pek sevmem!

Halikarnas Balıkçısı’nı okumuş ama kendisiyle tanışmamıştım… Zamanın, Hürriyet Yayınları’na danışman olduğumda, o yıllarda yönetmen olan Adnan Semih Yazıcıoğlu ile konuştuk ve kitaplarını basmaya karar verdik. Bu fikri, klâsikler dizisinin yayın editörü Selâhattin Hilâv da uygun buldu. Halikarnas Balıkçısı ile görüşmeye İzmir’e gittim… Karşıyaka’daki evinde önerimizi yaptım, daha ilk konuşmanın sonunda yayımlanma kararını verdik. Sohbet uzayınca, Bodrum’un hayatındaki yerini anlatmaya başladı. Ben de okumuştum; tekrar hatırlattı. Yabancı kitaplardan, İngilizce botanik ansiklopedilerinden okuduğu çiçekleri, bitkileri, ağaçları Bodrum’a getirmiş. Uzun uzun özelliklerinden söz ediyordu, birden bir soruyla karşılaştım: “Sen Bodrum’u beğenir misin?”

Hiç gitmediğimi söyleyince, ayağa kalktı ve hemen gitmemi söyledi. Öyle coşkulu bir andı ki, sohbetin sonunda Bodrum’a gitmek üzere yola çıkmıştım bile. Bir otobüse bindim, merkeze geldim, Halikarnas adlı bir otelde bana yer ayırtmıştı… Otele giderken yolda ilk rastladığım isim şiirimizin uç beyi İlhan Berk’ti. Sonra daha birçok dostuma rastladım.

Akşam serinliğinde varmıştım şehre, gece yemekten sonra otele gittim. Ertesi sabah uyanıp sokağa adımımı atar atmaz, hemen karar verdim: Ben buraya tahammül edemem, bana uygun bir yer değil! Gerçekten de bir gece kalıp ertesi gün İzmir Bürosu’na uçak bileti için telefon ettim ve kaçarcasına Bodrum’dan ayrıldım. Daha sonra mecburiyet olmadıkça Bodrum’a gitmedim. Bodrum hakkında, sadece sevgili dostum Selim İleri’nin Her Gece Bodrum’unu okudum. Bence, o roman Bodrum’un karmaşasını, insanı çıldırtan keşmekeşini ustaca verir, sanırım o romanı okuyan, Bodrum’a gitmek konusunda biraz daha çekingen davranır. Elbet Bodrum’u, süngercileri Halikarnas Balıkçısı’ndan da okudum. Ama, bilhassa tatil severlerin öve öve bitiremediği Bodrum’a hiç tahammül edemedim. Bu Bodrum tecrübesinden sonra İzmir’e gidip gelmelerimde Halikarnas Balıkçısı ile daha yakın dost olduk. Turgay Gönenç’in evinde zeybek oynayışını da seyrettim! İnsanın içini tuhaf eden coşku anlarından biriydi! Daha sonra, Bodrum’a onun cenaze töreni için gittim. Devletin yüz vermediği bir cenazede, halkın sevgisinin yüceliğinin tanığı oldum. Devlet o zaman cenaze arabası vermemiş, İzmir’den Bodrum’a tabutu bir minibüste gitmişti. Okurları, Bodrumlu dostları, sevenleri ona sahip çıkmıştı… 90’lı yıllarda Halikarnas Balıkçısı için PTT tarafından özel pullar da basılmıştı.

Halikarnas Balıkçısı unutuldu!

Tüm bunları düşünürken aklıma bir soru takılıyor: Bugün Halikarnas Balıkçısı ne kadar okunuyor? Özellikle genç kuşağın ona ilgisi nedir? Okul kitaplarında eserlerine yer veriliyor mu?

Bir zamanlan egzotik bir durak olan Bodrum, popülerleştikçe, Bodrum’un bilinirliği arttıkça Halikarnas Balıkçısı unutuldu! Geçmişi merak etmeyen günübirlik insanımızın hazin göstergelerinden biri bu. Halikarnas Balıkçısı ve dostlarının başlattığı Mavi Yolculuk, bugün amacından ve anlamından kaydırılmış, sadece bir gezi olayı olarak algılanıyor. Oysa Azra Erhat, Sabahattin Eyuboğlu, Melih Cevdet Anday gibi adların başlattığı bu yolculuk mitolojiyle, sanatla iç içe kültürel bir hareketti. Çünkü ne Halikarnas Balıkçısı ne diğer adlar sadece bir edebiyatçıydı. Türk kültürünün kaynağına dair bir görüşün sahibi, tezin savunucusu, dünya kültüründe Anadolu’nun etkisinin altını çizen adlardı…

Şimdi bu tartışılıyor mu? Bence tartışılmalı, kültürün çoğulcu kaynakları gündemde olmalı.

Başta da söylemiştim, seyahat sevenlerden değilim. Daha doğrusu sadece gezmek için, seyahat macerası olsun diye bir yere gidenlerden değilim. Sadece iş, kitap fuarları dolayısıyla yurtiçinde ve yurtdışında çoklukla aynı yerlere gittim.

Sevgili dostum Ferit Edgü bir gün; “Kırk yaşına kadar pek seyahat etmezdin, sonradan açıldın, bugün bizi geçtin,” demişti. Sayısal olarak doğru ama, bunların hiçbirisi turistik gezi değildi.

Kitap fuarı olmasa Frankfurt’a bu kadar çok gider miydim?

Elbette hayır.

İlk fuar günümü hatırlıyorum! Daha fuara girdiğim an şaşırmış büyülenmiştim. Hemen şu karara vardım. Fuar alanını ne kadar çok dolaşırsam o kadar çok kitap tanır, o kadar çok bilgi sahibi olurum!

Sabah 10.00’da başladığım dolaşmayı saat 16.30’da sonlandırdım. Dizlerimin dermanı kesilmişti! Akşam otele gittiğimde, gözümün önünden birçok renkli kitap kapağı geçiyordu. Ancak hiçbir kitabı hatırlamıyordum…

1970’li yıllarda Frankfurt’a gittiğimiz ekipten anımsadıklarım, hepsi rahmetli oldular: Dr. Turhan Bozkurt, Osman N. Karaca.

Bir akşam oraya gidenler buluşup, birlikte yemek yiyecektik. Fakat dil bilmezlik yüzünden buluşma gerçekleşemedi.

Bir arkadaşımız diğerine “Albergo’nun önünde buluşalım” diyor. İkisi de kendince en uygun albergonun önünde bekliyorlar ama asla buluşamıyorlar. Çünkü onların özel ad sandığı albergo otel anlamına geliyor…

Başka iki arkadaş da einbahnstrasse’de buluşmak üzere sözleşiyorlar(!) Almancada bunun anlamı: Tek istikametli cadde. Her ikisi de başka istikametlere gidildiğinden gene kavuşamıyorlar…

Okuyarak, öğrenerek geziye çıkarsanız...

Her fuardan dönüşte, en az kırk kilo katalog getirirdim. Gazete, Güneşli’den Bağcılar’a bugünkü Hürriyet Dünyası’na taşındığında birçok eski katalog ortaya çıkmıştı, tozlu raflardan… Hiç kuşku yok, yayıncılık dinamikleri değiştiği, iletişim kolaylaştığı için Frankfurt Kitap Fuarı’nın da eski görkemi yok.

Kaçınılmaz olarak bir yere gitmem gerekiyorsa, muhakkak oralarla ilgili kitaplar okurum! Bunlar gezi rehberi değil, edebiyat kitaplarıdır.

Örneğin, Orhan Pamuk’un Stokholm’deki Nobel Ödülü törenine giderken başta Selma Lagerlöf olmak üzere Kuzey’in yazarlarını okumuştum.

O ıssız geceleri, güneş gözlüğüne rağmen göze giren güneşi o kitaplarda buldum. İklimin bir yazarı nasıl etkilediğini bu kitaplardan öğrenmedikçe kuzeyin insanını, özelliklerini anlamaya imkân yok.

Japonya yolculuğumdan önce iki usta Japon yazarını tekrar okumuştum. Yasunari Kawabata Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandığında kitaplarını okumuş hatta Altın Kitaplar’dan yayımlanan kitabına önsöz de yazmıştım. Yukio Mişima’yı, o müntehir büyük yazarı, okumadan Japon kimliğini nasıl anlarsınız?

Okuyarak, öğrenerek geziye çıkarsanız, çok daha iyi bir gezi yapmış olursunuz. Bu konuda söyleyeceklerim henüz bitmedi. Gene yazacağım…

Doğan HIZLAN - 08 Ağustos 2014 - Radikal

Son Yazılar

Partly cloudy

9°C

Istanbul