muazzez-ilmiye-cigCHP Bilim Platformu Başkanı Ayata Kıyafet Kanununu Hiçe Saydı

Cumhuriyet gazetesinin 24 Ağustos 2010 tarihli sayısında, ilk sayfasının başındaki “Çözüm Anlaşmak” yazısını görünce birden heyecanlandım: Ne, nasıl anlaşılarak çözülecek, diye. Çünkü ortada o kadar çok problem var ki çözülecek… Biraz dikkatlice bakınca bu kez de şaşırdım ve yazıyı okuyunca daha da şaşkına döndüm.

Yazıyı yazan CHP’nin Bilim Platformu Başkanı Sencer Ayata imiş, çözüm de türban konusu. Bir kere, şu sırada bu konunun, Cumhuriyet gazetesinin ilk sayfasının baş kısmını işgal edecek kadar önemli bir konu olmaması gerekirdi. İkincisi, en azından CHP’nin Bilim Platformu Başkanı’nın CHP için bunun bir problem olmadığını bilmesi gerekirdi. Çünkü, 1925’te yapılan bir kıyafet kanunumuz vardı. Buna göre, laik olan devletimizin kurumlarında insanlarımız din kıyafeti ile okuyamaz ve çalışamaz!

Fransa din ile ilgili diye okullarında boyunlara haç taktırmıyor. Evet, laik devletin  kurumlarında gerek erkek gerek kadın, din kıyafeti ile okuyamaz, çalışamaz.

Bunun dışındaki kadınlara da kimse karışmadı. Yalnız, çarşaf giyenler giymemeleri için uyarıldı ama ceza uygulanmadı. Şehirlerdeki analarımız, bacılarımız üzerlerine dizlerinin biraz altında bir manto veya tayyör giydiler, başlarına hafif bir örtü örttüler. Köylü kadınlarımız da geleneklerini sürdürdüler. Erkeklerle eşit şalvar giyiyor, başlarına bir örtü veya yemeni koyuyorlardı. Eski kadınlarımız şimdikiler gibi boyanıp, rahibeler gibi başlarının sarıp sarmalamadılar, etekleri yerleri süpürmedi. Yine de bu tür giyinenler okula gitmedikçe, devlet kurumlarında çalışmadıkça, laik devleti temsil etmedikçe kimsenin onlara karışma hakkı yok.

Ben bu konuda çok yazdım ama kulak veren olmadı. Çünkü, kimse tehlikenin ne kadar büyük olduğunu anlamadı, ne aydını ne okumuşu gördü veya görmek istedi bu durumu... Yalnız, hapis cezası ile dava edildim ve böylece Ergenekon’u da ilk ben başlatmış oldum galiba!?

İKİNCİ MEŞRUTİYET’TEN BERİ

Yalnız, şunu yazmadan geçemeyeceğim. 1923-24 yılı, henüz Cumhuriyet olmuş, ne kıyafet kanunu ne de laiklik var. Ben Çorum’da “Ravza-i Nisvan” okulunda ilkokul 4. sınıftayım. Okulda çok büyük kızlar var. Okul fotoğrafımızda hiçbir kızın başı örtülü değil. Sakallı bir hocamız din dersimize gelir, kurandan namaz ayetlerini okuturdu. Ama başımızı hiç örttürdüğünü hatırlamıyorum. 1924-25 yılında, Bursa’da “Bizim Mektep” adındaki okulda 5. sınıf öğrencisiyim. Sınıfımızda nerdeyse 20 yaşında kızlar var, hiçbirinin başı kapalı değil. Üstelik kız-erkek karışık okuyoruz. 1925-26 yılı da öyle… 1926’da girdiğim “Öğretmen Okulu”ndan sonra da söz konusu olamazdı din kıyafeti.

Peki, nasıl oldu? Cumhuriyet’le mi başlamıştı okula giden kızların başlarını açması? Hayır! İkinci Meşrutiyet’le önce ilkokul kızlarının başı açılmış, sonra da devam etmişti…

80 DARBESİYLE BAŞLADI

1950 yılları içinde ‘İmam Hatip’lerin açılması ve bu okullara kız öğrencilerin alınmasını takiben (aslında bizde bir rahibe sınıfı da yoktur), 1980 yılında ‘Kurucu Meclis’te bir milletvekili, “Bu kızların başları örtülsün…” biçiminde bir kampanya başlattı kızlarımızın başları örttürüldü. Sonra da liselerde, üniversitelerde fakir ve çalışkan kız çocuklarının, aylığa bağlamak koşuluyla (!) başları örttürüldü.

Neden? Bunu yaptıranlara Kur’an’da cennet verilmiyor! Kadının başının örtmesi, Kur’an’a göre Müslüman olmanın şartı da değil, örtmeyenin cehenneme gideceği de yazılmıyor. Ama bu bir karşı devrimdir! Şeriatı getirmek isteyen erkekler onların başlarını kapatarak karşı devrimi başlattılar; ama ne yazık ki bunu kimse anlamak istemedi veya anlayacak kafası yoktu. Atatürk, “Dağın arkasını görün” derken, ondan sonrakiler ayağının ucunu bile görmediler!

ÇÖZÜMÜ ERKEKLER BAŞLATSIN

Şimdi, CHP bu konuyu uzlaşma yoluyla çözmeye kalkmış; bunun kadar saçma bir şey olamaz! Kafayı örtmek ister bu şekil ister şu renk olsun, hepsinin altında din değil siyaset var. Erkekler, ikinci sınıf gördükleri kadının sırtından, istediklerine kavuşmak istiyorlar… Bu yüzden bu işlerin başlaması da çözümü de erkeklere düşüyor. Eğer erkekler hiçbir şeye karışmasalar, Prof. Yaşar Nuri gibi başka din adamları da doğruyu, kadınların başlarının örtülmesinin din bakımından hiç de öyle önemli olmadığını anlatsalar ve kadınlara, “İstediğinizi yapın!” deseler (ama bütün erkekler aynı kafada olup içten söylese), bakın o zaman kadınlar bunu ne güzel çözerler…

Muazzez İlmiye ÇIĞ - 06 Ekim 2010 - TGB
http://www.tgb.gen.tr/

Son Yazılar