urumci1 

Urumçi : Denizden ırak güzel otlaklar...

Son günlerde kamuoyunda sıkça gündeme gelen Çin’in Uygur Özerk Bölgesi’nin başkenti Urumçi

ve Turfan’da en geçerli yabancı dil Türkçe. İki kente yaptığımız ziyarette Urumçi’de Uygur dansları, Turfan’da ise karızlar bizi büyüledi.

İpek Yolu kuzey rotasının önemli bir merkezi olan, Çin’in Uygur Özerk Bölgesi’nin başkenti Urumçi, Dünya’nın denize en uzak kenti (2249 km.). Urumçi, Moğolca ‘güzel otlaklar’ anlamına geliyor. Endüstriyel bir kent olan Urumçi 1884’te Doğu Türkistan’ın başkenti olmuş. 20. yüzyıl başında Müslüman, Çin ve Rus toplulukların olduğu kentte 50’lerden kalma Rus tarzı mimari örneklere de rastlanabiliyor. Çok etnik kökenli olan kentte, Han, Uygur, Hui, Kazak, Kırgız, Özbek, Rus milliyetlerine mensup halklar birlikte yaşıyor.

urumci tatar cami

Urumçi Tatar Cami

Ancak, burada batı dilleriyle derdinizi anlatmanız olanaksız. Otelimize ulaşınca, Türkçenin bu coğrafyadaki en geçerli yabancı dil olduğuna şahit oluyoruz. Uygurca, Azerice, Kırgızca ya da Özbekçeyi duyuyor ve anlama oranları farklı olsa da, genel olarak hepsiyle anlaşabiliyoruz. Oteldeki sohbetlerimizde konu, hemen Türk televizyonu dizilerine geliyor. Bu bölgede Türk televizyonları izlenemediğinden dizileri vcd ve dvd’lerden izliyorlar. Bir dahaki gelişimiz için birçok Türk dizisi siparişi alıyoruz. Burası, bize kültürün doğru ve barışçıl bir dış politika için ne kadar güçlü bir bağlaç olabileceğini ve ülkemizin buna karşı ne kadar kayıtsız kaldığını gösteriyor.

urumci2

RENGARENK TEZGAHLAR...

Dışarı çıkıp sokakları dolaşıyoruz. Sokak aralarındaki tezgahlarda bulunan yöreye ait ürünlerden kuru üzümün, tezgahlardaki yeşil, kırmızı, turuncu, kahverengi renklerden oluşan renk yelpazesi iştah açıyor. Diğer tezgahlarda sergilenen açıkta asılı etlerin hiç kokmamasının nedeniyse, yörenin çok kuru havaya sahip olması. Bunun en açık örneğine Xinjiang Müzesi’nde tanık oluyoruz. Müzede sergilenen mumyalar kuru hava sayesinde yüzyıllarca pek bozulmadan günümüze dek gelebilmişler. Bunlardan en ilginci, Kroren ya da Loulan güzeli.

urumci isporta tezgahi

Dövüş sporları malzemeleri işporta tezgahı...

DANSIN EFENDİLERİ...

Akşam ayağımızın tozuyla bir Uygur düğününe davet ediliyoruz. Bizi “hoş şerefeniz” diye karşılayan masamızın fertleri arasında ünlü bir sanatçı, bölgenin üst düzey devlet görevlisi, sanat merkezi başkanı, bir gardiyan ve kocası kendisine yakıştırılamayan bir de bayan bulunuyor. Düğün, misafirler arasındaki Uygurlar’ın saygın bir isminin günün önemine değinen konuşmasıyla açılıyor. Uygur yemeklerinin servisiyle birlikte müzikler de başlıyor.

Coşkulu bir oyun havasının ardından romantik dans müziği geliyor, ardından profesyonel dans gösterisi. Oyun havalarında sahneye çıkan kadın ve erkek Uygurlar’ın hepsi o kadar iyi oynuyorlar ki, sahneye çıkmak cesaret istiyor.Uygur arkadaşlarının ısrarlarına dayanamayıp sahneye çıkan Han milliyetinden kadın ve erkekler bu işi pek kıvıramıyorlar.

Bu coğrafyanın eski ev sahipleri Tokharlar ve Yutianlar Çin’de dans ustaları olarak bilinirlermiş. Qiuci halkı ise müzikte ustaymış. Qiuciler’in ‘beş makam yedi notası’ ve bugün Uygur müziğinin ‘Maddi Olmayan Dünya Mirasları Listesi’ne giren ünlü ‘on iki makamı’ bölgenin kültürel zenginliğini gösteriyor. Bölgenin kültürel coğrafyasına; Türk kavimleri, Soğdlar, Qiuciler, doğu İran kavimleri, Hintliler, Tibetliler, Sakalar/İskitler, Çinliler önemli katkıda bulunmuşlar. Müzik arası verilince masamızda da muhabbet koyulaşıyor; Atatürk ve Mao’ya övgüler diziliyor.

urumci kebapcilari

Urumçi'de şaşlık yapan kebapçılar...

Dumanaltı şaşlık sokakları...

Duman altı olmuş bir sokağa giriyoruz. Uygurlar’ın bölgesi olur da şaşlık (şişlik) olmaz mı? Dumandan görüş mesafesinin azaldığı sokak aralarındaki kebap tezgahlarını dolaşırken, dayak atmayı acilen öğrenmek için dövüş sporları malzemesi satan işporta tezgahlarına rastlıyoruz. Buradan ileriye yürüdüğümüzde Kaşgar mimarisinden esinlenerek yapılmış ‘Büyük Çarşı’ karşımıza çıkıyor. Çarşıdaki yapılar için, Çin mimarisi yerine Uygur mimarisini tercih etmişler.

urumci cennet golu tianchi

Tianchi - Cennet Gölü ve adak ağacı...

Ölümsüz Ana Kraliçenin yüzünü yıkadığı göl!

Yolumuz Urumçi’nin 75 km. güneyinde bulunan Jianshan’ın Güney otlaklarına ve Tianchi’ye (Cennet Gölü) düşüyor. Bu bölgeye yerleşen Kazaklar, ilkbahar ve yaz mevsimlerinde buralara gelip yurtlarını kuruyor. Göçebe yaşayan Kazaklar, Hunlar tarafından Tanrı Dağı’nın eteklerine iki bin yıl önce sürülmüş. Geleneksel kıyafetli Kazaklar yurtlarda yaşıyor ve bazı geleneklerini hâlâ sürdürüyorlar. Örneğin, temmuz ayındaki geleneksel bayramları ‘Nadam’ı kutluyorlar. Kısrak sütü ve Kazak çayını içiyorlar. Kazak anneler bebeklerini doğurdukları ikinci gün yurttan çıkarak aklına gelen ilk şeyi bağırıp çocuklarına isim olarak koyuyor. Dağa doğru tırmanmaya başlıyoruz, 17 metrelik şelaleyi geçip cennet gölüne ulaşıyoruz. Gölün kenarındaki ağaca kırmızı çaputların bağlanması bize çok tanıdık geliyor. Buraya ait efsaneye göre, Cennet Gölü’nde yaşayan ‘Ölümsüz Ana Kraliçe’, ayaklarını iki gölette, yüzünü ise büyük gölde yıkarmış.

urumci karizlar tunel

Yanan Dağlar’dan Karızlar’a su gider!

Yolumuz, MÖ. 1800 ve MÖ. 260 tarihlenen diğer uyuyan kente, Yargun ya da Çince ismiyle Jiaohe’ye düşüyor. Uygurlar efsanevi ilk yerleşimleri olarak tanıtıyor burayı. Bu bölgede, eskiden yaşayanların Toharca ve Türkçe konuştukları çeşitli kaynaklarda geçiyor. Tang hanedanı döneminde bir Uygur olan kent, bu dönemde zirveye ulaşmış. Bu sıcak ve kurak çöl kentin mucizesinin adı ise Karızlar ya da Çince ismiyle Kan er jing. Karız sistemi dört unsura sahip: yeraltı ve yerüstü kanalları, kuduklar (yani kuyular) ve barajlar. Karızlar, Yakun yani ‘Yanan Dağlar’dan gelen suyu yerin altından kente getiren kanalların adı. Yanan Dağlar isminin verilme nedeni ise, bu dağların güneş ışıkları altında alev alev yanıyormuş gibi görünmesi. 2000 yıl önce yapımına başlanılmış Karızlar’ın toplam uzunluğu 5000 kilometre. Çin’in, Çin Seddi’nden sonraki en uzun yapıtı. Dağdan gelen yeraltı sularını, belli bir eğimle kente kadar ulaştıran bilginin sırrı bugün bile çözülemiyor. Karızlar’ın açılması sırasında, yaklaşık 80 metrede bir kuduklar açılmış. Yeryüzünden kanallara inen bu kudukların kanallara nasıl denk düştüğü ve kanal eğimini nasıl sağladıkları, gizemini bugün de koruyor. Bu Karızlar sayesinde, su buharlaşmadan yeraltından Turfan kentine geliyor ve bu sayede sebze ve meyveden yılda iki kez ürün alınıyor (turfanda terimi de buradan geliyor).

urumci turfan genel gorunus

Turfan'da genel görünüş...

Mucizevi kuyular kenti Turfan!

Budizm’den Manizm’e ve sonunda İslam kültürüne kucak açmış Turfan kenti, İpek Yolu’nun Gansu bölgesinden sonra ikiye ayrılan hattının kuzeyindedir. Bu eski kent, deniz seviyesinin 78 metre altında olup, dünyanın en derin karasal bölgesidir. Çevresindeki kayıp kentlerle, kavak ağaçları ve üzüm asmaları altında uyuyan bir çöl kasabasını andıran Turfan’da, bizi karşılayan Uygur öğretmenle ayağımızın tozuyla Bezeklik Mağaraları’na gitmek üzere bir taksiye doluşuyoruz. Arabanın içi hayvan kokuyor. Geçimin hayvancılık olduğu Turfan’da, arabalarda hayvan taşımacılığı yapıldığı için tüm arabaların içine hayvan kokusu sinmiş.

urumci bezeklik magara tapinaklari

BEZEMELERİNİ KAYBEDEN BİNÖYLER: BEZEKLİK!

4. ve 14. Yüzyıllar arasında Budizm ve Manizm’e evsahipliği yapan Bezeklik’in mağaralarından tahrip edilmiş olan dört mağarasını gezebiliyoruz. Alman arkeolog Albert von Le Coq 20. yüzyıl başlarında buraya gelerek tonlarca duvar resmini sökerek Almanya’ya götürmüş. Bizi antik Karahoca (Gaochang), kenti bekliyor. Turfan çevresindeki uyuyan iki antik kentten birisi olan bir zamanların görkemli kenti, yıllar geçtikçe büyük bir kum saatinin zamanına gömülüyor gibi. Karahoca varlığını MÖ 2. Yüzyılla MS 13. yüzyıl arasında sürdürmüş. Çin’in ünlü efsanesindeki rahip Xuanzang, Hindistan’dan Budist yazıtları almak üzere çıktığı “Batıya Yolculuk” seyahatinde buradan geçmiş.

SADECE İNGİLİZCE BİLE EŞEK!

Eski kentin kapısından girer girmez bizi eşek arabasıyla Uygur genç Muhammet karşılıyor. Hep beraber Gaochang’ın eski sokaklarında sarsıntılı bir eşek arabası yolculuğuna başlıyoruz. Uygurcanın Türkçeye yakınlığından faydalanarak sohbet ediyoruz: “Sen namaz kılıyor musun?” “Tabi beş kez”, buram buram pirinç rakısı kokuları gelen genç Turfanlı’ya soruyorum: “İçki içer misin”, gülüyor: “Arak mı? Ha arak ha ha ha?”. Geri dönmek için bindiğimiz arabanın eşeğine İngilizce komutlar veriyor: “İşek stop”, “İşek go”. Merak edip soruyorum: “Bu işek Çince bilmez mi?” “Yak (yani yok)”, “Peki Uygurca bilmez mi” “Yak, bu işek sadece İngilizce bilir”.

urumci astana mezarligi mumya

Kentin antik mezarlığı ‘Astana Mezarlığı’na uğruyoruz. Astana mezarlığında bir mumya...

Gece olduğunda, Uygur dostlarımızla Turfan’daki bir Uygur lokantasında buluşuyoruz. Bize ayrılan odada, yine yer sofrasında kadınlı erkekli sazlı sözlü bir yemek başlıyor. Uygur arkadaşlardan birisi geleneksel Uygur sazı olan ‘Dutar’ını çalıyor. Şarkılardaki Türkçe ile aynı olan kelimeleri yakalayıp zaman zaman onlara eşlik ediyoruz. Yemek sonrası Urumçi’ye geri dönmek üzere dolmuşa bindiğimizde hepsi birden bizi yolcu ediyor. Dolmuş hareket etmeden önce, Anadolu’muzun güzel geleneklerine benzer bir davranışa tanık oluyoruz: Misafiri sahiplenme. Turfanlı arkadaşlardan birisi şoförün kulağına yanaşıp, arabayı dikkatli sürmesini, bizi otelimize kadar bırakmasını sıkı sıkı tembihliyor. Çölde gece yolculuğumuz yoğun bir “tuman” (sis) altında tamamlanıyor. Ve sağ salim Urumci’ye varıyoruz.

Caner KARAVİT - 25 Temmuz 2015 - Aydınlık

Son Yazılar