isyan makamindayiz huseyin haydar225

Hüseyin Haydar ‘Devrim olacak, diyorsa şair, devrim olacaktır’ diyor!

‘Milyonlarla birlikte çalışıyorum!’

Eğer bir insan buna ruhuyla, aklıyla ve tüm benliğiyle inanıyorsa zaten o, devrimi kendi dünyasında yapmış demektir.

“Doğu Tabletleri ve Zor Günlerin Şiirleri” gök gürlemesiydi, ardından gelen İsyan Makamı, “Haziran Ayaklanması” günlerinde yayınlandı. Şairin öngörüsündeki isabete bakın ki, İsyan Makamı, büyük ayaklanmanın Türkiye’yi sarstığı günlerde topluma sunuldu. Diyor ki şair: “İsyan Makamı, görev üstlenen şiir ile başkaldıran insanın ayna anda tarihin sahnesine çıkmasıdır.”

ŞAİRSEN ELİNİ GÖNLÜNÜ TEZ TUTACAKSIN!

Hüseyin Haydar’ın yarattığı yüksek şiir geriliminin ardından “Kavga, Ölüm ve Esmer Aşk” sağanak yağmurları gibi ferahlatıcı, ama o derece de hüzünlü, sonsuzlaşan bir ağıt gibi geldi. Kavga olacak, ölüm olacak, direnenlerin zaferine kadar gönüllerde aşk esmer olarak kalacak, ta ki kızıl güllerin açtığı kesin zafere kadar. Soruyorum: Ne dersiniz?

Şöyle yanıtlıyor şair: “Devrimini tamamlamaya çalışan Türkiye ihanete uğradı ve bağımsızlığını yitirdi. Devletimiz yabancıların kontrolüne geçti. Şairlerin ortaya çıkmasına yönelik başlı başına ateşli bir çağrıdır bu. Şairsen, elini gönlünü tez tutmalı, aklını atak kılmalısın.”

Hüseyin Haydar’ı ben İkinci Dünya Savaşı’ndaki halkın coşkusunu ayakta tutan “Direnişçi Şairler” e benzetiyorum. Şairin, sanat alanında en ön safta verdiği büyük mücadeleyi çok geniş kitlelere benimsetmede başarılı olduğu görünüyor. Aydınlık’taki “Şairin Emeği” köşesinde hiç ara vermeden 5 - 6 yıldan beri her hafta şiirlerini yayımlamayı sürdürmesi bundan. Bu şiirler sayesinde son yıllarda pek çok insanın gönlü, bilinci açıldı, harekete geçme, yapma iradesi güçlendi. Peki şair, halkın vicdanı olmayı nasıl başarıyor?

Diyor ki şair: “Öncelikle, Türkiye’yi tam bağımsızlığına kavuşturacak bir mücadele programında en iyi yapabildiğim işi üstlendim. Mayakovski’nin deyimiyle toplumsal buyrukla yazan bir şairim. Şiirlerimi yazdığım küçük odama milyonlarca insanı bu anlayışla sığdırabiliyorum. Onların içinde esen fırtınaları da kendi içinize sığdırmanız zor olmuyor. Ne büyük olanak, zenginlik.”

Şair milyonlarca insanı başına toplayıp birlikte çalışıyor. Kitlelerin diliyle şiire dayalı bir ortaklık kurduğu kesin. Zor iş. Hüseyin Haydar’ın şiiri sonsuz anlam katlarına sahip olsa da derinliklerini gösterebiliyor. Yoğun bir çaba, birikim ve yetkin bir özgünlük...

ŞAİR ŞİİR EVİNİ KONUŞMA DİLİNİN KIYISINA KURAR!

Doğu Tabletleri’nin yaratıcısı bunu şöyle açımlıyor. “Geniş açıdan baktığımızda, birlikte mücadele ettiğimiz kişilerin dili, uğruna adandığımız ulusun dili bir bütün olarak konuşma dilinin bereketli özelliklerini taşır. Yararlı cevherler onların konuşmalarıyla bizlere taşınır. Şair şiir evini bu konuşma dilinin üzerine kurar. Eski atalarımızın su kenarına kurulan evleri gibi, konuşma dilinin kıyısına kurulan şiir de aynı şekilde dil varlıklarının binlerce yıllık bereketinden yararlanır. Her şey uzanıp alma mesafesindedir.”

Bu nedenle ben de diyorum ki, zor günlerin yaşandığı bugünlerde Hüseyin Haydar’lar çoğalmalı ki, direnişçi ruh dimdik ayakta kalsın. “Ölümün bir ırmak gibi taştığı, ruhların sarsıldığı, kaçağın, ödleğin, çıkarcının ayrıştığı günlerde başı dik direnenlerin de sözü vardı elbet. Kavga, Ölüm ve Esmer Aşk’ın taşıdığı bu söz, dillerde dolaşacak, kulaktan kulağa yayılacaktı, yaşanan budur,” diyorsunuz. Bu sözle son kitabınızın içinde gizli, somut olarak direnenler adına ne söylüyorsunuz?

HEP ‘VUKUATLI’ ŞİİRLER YAZDIM!

Yanıt şöyle: “Ben yazdıklarıma ‘vukuatlı şiirler’ diyorum. Yaratıcı eser çok boyutlu etkileşimlerin içinden olgularla doğar. Şiir, bir kısmını şairinin bile bilemediği, sayısız etkenin işin içine girmesiyle gerçekleşir. Bunlar şiirde bütünleşen soyutlamaların canlı imgeleri olarak yansır... Bu imgeler bireylerin ortak yaşantısından, ruhlarının gizli, derin katmanlarından geldiği için okur üzerindeki etkisi çok yüksek olur.” “Nerede Bir Nehir Akarsa” şiirinizde, bütün uzuvlarınızı sayarak o nehrin aktığı yerdedir diyorsunuz. Bu nehri halk olarak anlarsak, bütün varlığınızla halkın yanında olmak sizin mücadelenizin zaten ana ekseni... Derken araya giriyor şair ve şunları ekliyor: “Benzetmeniz yerinde. Halklar yaşama kavgasındaki insanlardan oluşur ve bir deniz gibi, esen rüzgar gibi birbirine bağlanıp uzayan kanallarla yeryüzüne yayılır ve bize insanlık durumlarını getirirler. İşte ben o kanallardan gelen özü alıp Türkçenin kendine özgü imge sistemi içinde yenide yansıtıyorum. Evet, Türkçenin derin zamanlardan yapılagelen imge sistemi diyorum... Şairler bunu fark etmelidir.”

Böylece Hüseyin Haydar, “Türkçenin imge sistemi” diye yeni bir kavram koyuyor ortaya. Bunun bütün boyutlarıyla mutlaka konuşulması gerekir, diyorum. “Tamam, konuşalım,” diyor, şairimiz. Yazın Sanat adına gerçekleştirdiğimiz bu kısa söyleşi için Hüseyin Haydar’a teşekkür ediyor, sanat mücadelesinde başarılar diliyorum.

Ahmet TIĞLI - 21 Mayıs 2015 - Aydınlık

Son Yazılar