DOSTOYEVSKİ'nın inancı Neydi?

Odatv’ye gelen yorumlar, biraz da konuların felsefi boyutlarda gelişmesi sonucu olsa gerek, din üzerine yoğunlaşmaya başladı.
Dinsel öğretiler üzerine tartışmaya girişmek, somut bir bilgi ve belgelere dayanmadığından, hem ucu açık hem de tehlikeli bir alandır. Kimi görüşe göre, bir başkasının kendisi ile yaradanı arasındaki ilişkiye dışarıdan müdahaledir, yönlendirmedir. Kimi görüşe göre ise ulaşamadığımız ve çözemediğimiz kozmik bir güçtür.

Her ikisini doğru kabul edenler için yönlendirici, etmeyenler için başkaldırıdır. Ancak dayatma söz konusu olduğunda, büyük savaşlar çıkmaktadır. Din adına yapılan ve tüm dünya tarihine damgasını vuran, milyonlarca insanın yaşamını yitirmesine neden olan savaşlar...
Tuhaf değil mi, insanlığın daha erdemli ve refah içinde yaşamasını öğütleyen dinsel öğretiler yüzünden insanlık birbirini katletmiş yıllar boyu?
Bunun temelinde ise, bir öğretinin ötekisine üstünlük kurması ve kendi yaklaşımının tek ve doğru olduğunu karşısındakilere kabul ettirmeye çalışması yatıyor.
Sonuçta dinler tarihi, dayatmalar tarihi olarak anılmaktadır. Tarihin her döneminde bir “kesim” kendini Tanrı’nın sözcüsü olarak görüp, bir başka “kesimi” kendi görüş şemsiyesi altına almaya çalışmıştır.

Konunun son günlerde sıkça tartışmaya açılması ve Odatv’ye gelen yorumlarda bile “dayatmaların” gözle görülür biçimde artması, aklıma yaşanmış bir olayı getirdi. Bu, edebiyat tarihinin en büyüklerinden bir kabul edilen
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin hayatından bir kesittir.
Dostoyevski, 19. Yüzyılın en karanlık ve insana küskün yazarlarından biridir.
Bir tek olumlu kahramanı yoktur.
Nastasya Filipovna, Sonya gibi birkaç istisna dışında (ki onlar da birer figür olarak yer alır romanlarda) kadın kahramanı da yoktur.
Dostoyevski’nin öyküsü, Tanrısı kendine ait olan bir adamın öyküsüdür.

1846 yılına kadar Dostoyevski, Saint Simon ekolüne yakın bir sosyalist düşünceyi benimseyen bir yazardı. Çar I. Nikola’nın “isdibdat” yönetimini kabul etmiyordu, ezilen halktan yanaydı, küçük memurun düştüğü zavallılıkları anlatan öyküler, uzun öyküler (pavest) ve romanlar yazıyordu.

Ta ki, Petraçevski ayaklanmasının hüsranla bitmesi ve arkadaşlarıyla birlikte Semyenovski meydanında kurşuna dizilmeye götürülene kadar.

İşte ne olduysa o meydanda oldu.

Altışar kişilik sıralar halinde ayrılıp, kurşuna dizmek üzere gözler bağlı biçimde kazıklara bağlandıklarında, Dostoyevski ikinci altılı gurup içindeydi.

Budala romanında bu bölüme benzer bir sahneyi anlatmıştır yıllar sonra.

İşte o beş dakika içinde, yaşasaydı neler yapacağını aklından geçirmiş ve uzun süre kendisine “telkinde” bulunan papazın gümüş haçına bakarak Tanrı’ya yalvarmıştır.

Çar I. Nikola’nın af mektubunu atını çatlatırcasına meydana taşıyan subayın gelişiyle birlikte infaz durur.

Dostoyevski ve arkadaşları Sibirya’ya sürgüne gönderilir. Cezalarını bir maden ocağında çekmeye mahkum edilirler.

Dostoyevski’nin değişimi böylelikle başlar. Artık onun için sosyalizm diye bir düşünce yoktur. Sosyalizmin dünya üzerinde gerçekleşebilmesi için mutlaka ve mutlaka Tanrı’nın yardımı gerekmektedir.

İlahi bir gücün varlığı olmadan, dünyada insanların birbirini ezmediği, sömürmediği bir düzene kavuşmak mümkün değildir.

Nitekim Suç ve Ceza, Raskolnikov’un neredeyse kusursuz işlediği cinayetin ortaya çıkmasına neden olan pişmanlığı, Tanrı’nın bir zorlaması, bir başka deyişle nedamettir.

Dostoyevski, Tanrı ile kendisi arasına kimseyi sokmamakla, çok farklı bir “tapınma” öyküsü yaratmış bir yazardır.

Bunda, kurşuna dizilmekten son anda kurtuluşunun etkisi olduğunu da reddetmez. Bu uğurda, çevresinde hızla gelişmekte olan toplumsal akımlara karşı tüm kapılarını kapatır. Nikolay Çernişevski’nin “Ne Yapmalı” romanı elden ele dolaştığı sıralarda, Ecinniler romanında kitabı yerden yere vurur. Toplumsal hareketler, ancak Tanrı’nın izin vermesi ve onun “inayeti” ile ancak başarılı olabilir. Sosyalizm, ancak Tanrı öğretileriyle varlığını sürdürebilir, aksi durumda yok olmaya mahkumdur.

Dostoyevski’nin din üzerine geliştirdiği bir kuram yoktur. İncil’in en basit bilinen kurallarını bile tekrar etme ihtiyacı duymaz.

Bir Tanrı vardır ve onunla kendisi arasındaki hesaplaşmaya kimse karışmamalıdır.

A.Mümtaz İdil

Odatv.com

Son Yazılar