amerika stratejik dusman 

Bağırsaksal boşalma...

Katarsis...

Psikolojide Freud’un sık kullandığı anlamı, duygusal boşalım, genel tıpta ise bedenin müshil ilacı ile temizlendiği yönteme verilen ad. Kısaca ”arınma”...

Katar kriziyle benim ilk aklıma gelen sözcük bu oldu.

Çünkü 100 yıldır sürekli biriken fay hatlarındaki gerilim artık “duygusal ve bağırsaksal” bir boşalıma geçiyor.

Ortadoğu, petrolün keşfinden bu yana sürekli gerilim, savaş, nefret ve terör sarmalında.

Bir zamanlar medeniyetler kurmuş, dünyaya bilimin ışığını tutmuş olan Araplar, epey bir süredir (800 yıldır filan) geri bir toplum.

Hele de “Körfez Arapları” denilen Amerikancı Şeyhlikler.

İşte bu Araplar, emperyalizmin arzu nesnesi petrolden sonra daha da bozuldu ve birbirlerini sırtından bıçaklamayı adeta bir “milli gelenek”, bir “kılıç dansı” haline getirdi.

Lawrence’la başlayan uzman Arap sömürücüleri İngilizler, önce Osmanlı’yı bölgeden kovdu.

Ardından sözde dini asilzadelerden kraliyet aileleri oluşturup, Ortadoğu coğrafyasını cetvelle çizdi.

Mesele her zaman petroldü, neftti.

Yahut da petrolün karşılığı olarak kullanılan dolar.

KATAR KRİZİ NEREDEN ÇIKTI

1948 İsrail’in kuruluşu ile başlayan Ortadoğu meselesi, 1967 Arap-İsrail savaşı, 1980 İran-Irak Savaşı, 1990-2003 Birinci ve İkinci Irak İşgali ile sürekli ateş üstünde kaldı. Bunlara İsrail ile birlikte başlayan Filistin ve Lübnan çatışmalarını da ekleyin. Yemen, Libya, Somali vs. Hiç dinmeyen istikrarsızlıkları da katın.

Son olarak Suriye’deki emperyalist işgal ve iç savaşı da hesaplayın.

Birinci ve ikinci dünya savaşları sonrası İngiltere ve ABD, İsrail’i Ortadoğu’nun kalbine bir bıçak gibi sapladı. Ve hemen ardından bir ikinci İsrail, yani Kukla Kürdistan projesini devreye soktu.

Bunu neden yaptı?

Çünkü dünyanın kalbini elinde tutmak, petrolü ve ticaret yollarını kontrol altına almak için.

En önemlisi de emperyalist sömürünün bir numaralı silahı olan sterlin ve doları egemen kılmak için.

Burada da elindeki en önemli silah, Körfeze petrol bekçisi olarak diktiği Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman ve Kuveyt’ti.

Eskiden beri İngilizlerin etki alanına bırakılan Kuveyt, ilk Irak işgalinde ABD tarafından Saddam Hüseyin için yem olarak kullanılmıştı.

Eski bir ABD ajanı olan Saddam Hüseyin, ABD’nin Bağdat Büyükelçisi April hanıma Kuveyt’in Irak petrolünü çaldığını ve bunun için harekete geçince ABD’nin ne yapacağını sorduğunda, Amerikalı Büyükelçi, “Bizi ilgilendirmez, orası İngilizlere ait” demişti.

Tuzağa da böylece düşmüştü.

Ailesi aslen (Tikrit Arapçada Girit demektir) Girit kökenli heybetli ve yakışıklı bir adam olan Saddam ne yazık ki gereken akıl ve ferasetten yoksundu.

Öyle ya İran ile 8 yıl Amerikalılar için savaşmış ama hala akıllanmamıştı.

KENDİ KÜÇÜK ETKİSİ BÜYÜK KATAR
Neyse tarihe çok dalmadan konuya döneyim.

Katar ile ABD ve Suudi hempaları arasında çıkan kriz Trump’ın ne kadar çapsız bir siyasetçi olduğunu tekrar ortaya koydu.

Tam Suriye’de Kürt ve Sünni devleti için harekete geçmiş ve sözde bir İslam/Sünni Natosu için düğmeye basmışken, bir çuval inciri berbat etti.

Paragöz aç bir işadamı olması ona bu hatayı yaptırttı.

NATO ile Avrupa’dan, Arap Natosu ile Körfez ülkelerinden haraç kesmeye kalktı ve rezil oldu.

24 trilyon metreküp doğalgaz rezerviyle dünyanın üçüncü büyüğü olan Katar haracı ödemeyi reddetti.  

Trump da Selman ile iş tutup, Türkiye ile sıkı fıkı Katar’ı, teröre destek bahanesiyle cezalandırmaya kalkınca olanlar oldu.

Avrupa’da haraca kesmeye çalıştığı Almanya devinden sonra, Körfezin incisiyle ünlü minik ülkesi Katar’dan da “nah” işaretini aldı.

Katar da yönünü Türkiye ile birlikte Rusya ve İran’a çevirdi.

Avrupa NATO’sundan sonra, Arap Natosu da hikaye oldu.

Zor durumdaki Türkiye’yi, İran’ın üzerine sürmeyi planlarken, iş tersine döndü Türkiye ve İran yakınlaştı.  

Şimdi Suriye’de de üstünlüğü kaybetme süreci başladı.

El Tanf’daki binbir tehditle beraber gelen ABD saldırısından sonra, Suriye ordusu da Rakka ve Haseke’de SDG güçlerini vurdu.

Katar adeta bir katarsis yaratıp Ortadoğu’da yeni bir dönüşümün zembereğini boşaltmış oldu.

Şimdi Kongre’de düğmeye basıldı ve eski FBI Başkanı’nın senato ifadeleriyle ABD’de Trump’ın görevden alınma süreci başladı.

İhvan’ı terörist ilan etmeye hazırlanan Trump da Suudi Arabistan üzerinden IŞİD’i ve kendisi de FETÖ’yü devreye sokup, yeni bir terör ve suikastler dalgası başlattı.

Ama nafile.

110 milyar dolarlık silahı alsa bile, Suudi Arabistan’ın Türkiye ve İran’a aynı anda saldırma ihtimali çok zayıf.

Zaten bölge güçleri Rusya ve Çin ile askeri, siyasi ve ekonomik dayanışma içine girmeye başladı bile.

Dünya liderliği iddiasından çok hızlı bir düşüşte olan ABD’nin Trump veya her hangi bir başka liderle bu açmazdan çıkma şansı yok.

Bu süreçte en önemli bir başka sonuç da Barzani beyi ilgilendiriyor.

25 Eylül’de bağımsızlık referandumu yapacağını açıklayan Amerisrail uşağı feodal Kürt beyine kötü bir haberim var.

Suriye’deki büyük emperyalist yenilgi ve Katar ile devam eden Avrasya sürecinde bundan böyle bir İsrail-Kürdistan’ı kurma şansı kalmadı.

Avrasya’nın üç köklü devleti; Türkiye-Rusya-İran üçlüsü ile başlayan sürece Irak ve Suriye’nin de katılımıyla Ortadoğu’ya emperyalist devletçik kaması sokma süreci sona eriyor.

İster savaşla, ister savaşsız...

Hüseyin VODİNALI - 09 Haziran 2017 - Aydınlık

RTE-Emine Barzani Birlikte

Son Yazılar

Mostly sunny

25°C

Istanbul