haluk dural2

Türk-Amerikan ilişkileri ve ulusal çıkarlar...

Değişen dünya konjonktürü ve ülkelerin 21. yüzyıldaki jeopolitik tercihlerinin yarattığı yeni durumlar karşısında, Türk-Amerikan ilişkilerinin günümüzde yeniden değerlendirilmesi bir zorunluluktur.

Bu değerlendirmeye esas alınacak kıstas “ulusal çıkarlar” olmalı, Türkiye’nin toprak bütünlüğüne yönelik içerdeki emperyalist işbirlikçisi ayrılıkçı tehdit ve daha da önemlisi, öncelikle dış tehditler gerçekçi bir şekilde irdelenmelidir.

Dış tehdit kaynağı nerededir?

Türkiye’nin ulusal savunma mimarisinin kurulması, soğuk savaş döneminde NATO şemsiyesi ile oluşturulmuştur. Ancak, 21. yüzyılda dünyada yaşanan jeopolitik gelişmeler nedeniyle, ülkemizin savunma refleksini etkileyen tehdit algılamasında, geçmiş döneme kıyasla önemli değişiklikler olmuştur. Bu çerçevede ulusal güvenliğimizin yeniden şekillendirilmesi için şu soruya doğru cevap bulmak gerekir:

Türkiye’nin toprak bütünlüğünü kim tehdit etmektedir?

Bu soruyu cevaplamadan önce kısa bilgileri hatırlamak gerekir:

İkinci Dünya Savaşı öncesinde Amerikan jeopolitiğinin etkili ismi Nicholas John SPYKMAN (1893-1943) kurduğu “Kenar Kuşak Teorisi”nde Polonya’dan Çin'in Sincan-Uygur Özer Bölgesi'ne kadarki alanı, İngiliz jeopolitikçi Halford Mackinder (1861-1947) “Kara Hakimiyet Teorisi”nde belirlediği “kâlpgâh” benzeri, dünya anakarasında "dünyanın kalbi" olarak tanımlamıştır.[[1]]

Amerikan Başkanı Lyndon Johnson'un 1966-69 yıllarında Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak görev yapan Walt W. ROSTOV (1916-2003), Amerikan jeopolitiğinin temel ilkelerini, en açık biçimde sıralamıştır. Rostov'un 1960 yılında yayınlanan "The United States in the World Arena-Dünya Arenasında ABD" kitabında, bu ilkeleri şöyle ifade etmiştir:[[2]]

1. Avrasya'da kurulabilecek ittifaklar ABD için tehdit oluşturur.

2. Avrasya'daki müttefikler güçlerini birleştirirlerse ABD'yi askeri olarak yenebilirler.

3. ABD, bu nedenle Avrasya'da kurulacak bir ittifakın Avrasya'ya veya ABD'yi tehdit edecek büyüklükte bir bölgesine hakim olmasını önlemelidir.

1979 yılında İran’da Şahın devrilmesi döneminde petrol üretiminin düşmesiyle çıkan kriz üzerine ve Hint Okyanusuna 490 km uzaklıkta bulunan Afganistan’daki Sovyet askeri gücünün, dünyanın en büyük petrol suyolu olan Hürmüz Boğazını yaklaşmaları nedeniyle ana fikri “Amerikan askeri kuvvetlerinin Basra Körfezini savunmalarını taahhüt eden” Carter Doktrin’in[[3]] yayınlamasından sonra Carter yönetimi, daha sonra Katar’da yerleşik Merkezi Kuvvetler Komutanlığı-CENTCOM adını alacak olan Acil Müdahale Gücünü-Rapid Deployment Force kurarak, Basra Körfezi ve Hint Okyanusundaki Amerikan deniz gücünü arttırmıştır.

Rostov’un stratejik öngörüsüne uygun olarak, 11 Eylül 2001’de yaşanan New York İkiz Kuleler terör saldırısını bahane eden ABD, Avrasya’da oluşan Şangay İşbirliği Örgütü-ŞİÖ ve Rusya-Çin askeri ve stratejik işbirliğinin önlenmesi için Afganistan’ı işgal etti. Afganistan işgalinin diğer önemli gerekçesi ise bölge ülkelerinin komşularına ve Hint Okyanusu üzerinden dünya pazarlarına sevk edilecek olan Petrol ve Doğalgazının geçiş güzergâhlarını kontrol altına almaktır.

ABD liderliğindeki batılı emperyalistler jeopolitik hedeflerine erişmek için, 21. Yüzyılı şekillendirmek amacıyla kullandıkları başlıca jeostratejik araçları devreye soktular:

- Öncelikle ABD merkezli Tek Kutuplu Dünya kurmak için Sovyetler Birliği’ni dağıttılar,

- Yayılmacılıklarına gerekçe yaratmak için Medeniyetler Çatışması adı altında İslam diye yeni bir düşman yarattılar,

- Emperyalist yayılmacılığın önündeki en büyük engel ulus devletlerdir. Bu nedenle Ulus Devletleri zayıflatmak ve/veya yıkmak için siyasal ve kültürel silah olarak özünü boşalttıkları “Demokrasi, İnsan Hakları, Bireysel Özgürlük (Bağımsızlık değil!)” kavramlarını hedef ülkelerdeki işbirlikçi bayraksız aydınlar eliyle topluma yaydılar,

- Sovyet sisteminin iflasını liberal ekonominin zaferi diye ilan ederek, “küreselleşme” fırtınasıyla işbirlikçi iktidarlar eliyle ulus devletlerin ekonomilerini tüketime-ithalata çevirerek ülkeleri aşırı dış borca sokup, istikrarsızlaştırıp kırılganlaştırarak, müdahaleye açık hale getirdiler.

Doğalgazın büyük kısmının karalarda ve deniz altındaki borularla taşınmasına karşın, petrolün neredeyse tamamı denizlerden gemilerle taşınmaktadır. Bu deniz ticaret yolları üzerinde kritik geçiş noktaları (chokepoints) yeralmaktadır.[[4]]

deniz yoluyla tasinan petrol

Amerika liderliğindeki emperyalist batı ittifakının jeopolitik hırsları ilk olarak hidrokarbon rezervlerini ele geçirmek, ikinci olarak ise bu hidrokarbonların dünyaya pazarlanmak üzere sevk edildiği deniz ticaret yolları üzerinde mutlak denetimi sağlamaktır.

NATO eski başkomutanı ABD’li general Wesley Clark, 2003 yılında yayınlanan kitabında “Kasım 2001’de Pentagon’da bir kurmay subayla yaptığı gevezelikte, subayın; şimdi beş yıllık bir programla Irak’a gidiyoruz ama sırada Irak’la başlayan Suriye, Lübnan, Libya, İran, Somali, Sudan’ın olduğu yedi ülke var …” dediğini aktarıyor.[[5]]

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell 12 Aralık 2002 tarihinde Arap ülkeleri için Arap sivil toplumunu güçlendirmek, mikro girişimciliği teşvik, politik katılımı genişletmek ve kadın haklarını geliştirmeyi amaçlayan “Ortadoğu Ortaklık Girişimi The Middle East Partnership Initiative (MEPI)”nin kurulduğunu ilan etti.[[6]]

ABD Dışişleri Bakanlığı Yakındoğu İşleri Bürosu bünyesinde kurulan bu oluşumun görevi, açıklanan amacın tam tersi olup, söz konusu ülkeleri yıkmaktır. Nitekim, bilindiği gibi “Arap Baharı” adı altında Akdeniz’e kıyıdaş olan Kuzey Afrika ülkelerinde Tunus’tan başlayan iç kargaşalar ve çatışmalar ile bu ülkelerin istikrarı bozulmuş, bu ülkelere demokrasi ve insan hakları yerine her zaman olduğu gibi sadece savaş ve ölüm gelmiştir.

ABD Askerî Haberalma Dairesi’ndeki Başkan Yardımcılığı görevinden 1998 yılında emekli olan Yarbay Ralph Peters tarafından kaleme alınan “Kanlı Sınırlar-Blood borders, How a better Middle East would look” isimli bir makale ve yeni Ortadoğu haritası Amerikan Silahlı Kuvvetler Dergisi’nin Haziran 2006 sayısında yayınlanmıştır.[[7]]

abd ortadogu istenilen harita

Bu makalede yeralan haritaya göre Ortadoğu’da sınırların nasıl yeniden çizileceği açıklanırken, “Diyarbakır’dan Tebriz’e kadar yayılacak Hür Kürdistan, Bulgaristan ve Japonya arasındaki en batıcı devlet olacaktır.” tesbiti yeralmaktadır. Bu arada 1941 tarihli ABD ordu haritasındaki Kürdistan hedefini gözden kaçırmamak gerekir. Gerek bu harita ve aynı haritanın kürt sitelerinde yayınlanan versiyonu Türkiye’den toprak talep edildiği gerçeğini perçinlemektedir.

abd ortadogu istenilen harita 1941 2 abd ortadogu istenilen harita 1941

Büyük Ortadoğu yerine “Yeni Ortadoğu” terimi ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice tarafından ilk kez Temmuz 2006’da Tel Aviv’de ifade edildi.  Daha sonra “Yeni Ortadoğu”nun, Anglo-Amerikan destekli İsrail’in Lübnan saldırısı sırasında Lübnan’dan sınırların yeniden çizilmesiyle başlandığı ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ve İsrail Başbakanı Olmert’in basın toplantısıyla dünyaya ilan edildi.[[8]]

Tunus’ta 23 yıl ülkeyi tek adam olarak yöneten Zeynel Abidin Bin Ali 14 Ocak 2011’de ülkeyi terk etmiş, Batı medyası olayı “yasemin Devrimi” diye isimlendirerek şirin göstermeye çalışsa da 23 Ekim 2011’de yapılan seçimleri İhvancı El Nahda Partisi kazandı. Ortaya çıkan rejim tartışmaları nedeniyle El Nahda iktidarı uzun ömürlü olmadı ve 26 Ekim 2014 seçimlerinde lâik Nida Partisi seçimleri ve cumhurbaşkanlığını kazandı. Nida partisi dış politikada batı yanlısı çizgiye girerek Fransa, Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ile ilişkilerini sıkılaştırdı.

Mısır’da ise 2013 Askeri Müdahalesi ile ordu yönetime el koymuş ve seçimle Hüsnü Mübarek'in yerine Müslüman Kardeşler örgütüne bağlılığıyla bilinen Mursi %51,73 oy alarak 5. cumhurbaşkanı olmuştu. Mursi'nin yönetimi döneminde ülkenin ekonomik gidişatı toparlanamamış ve ülke içerisindeki radikal islami örgütlenmeler güç kazanmıştı. Bütün bunların etkisiyle ordu yönetime el koymuştu. Bunun üzerine ülkenin dört bir yanında protestolar başlamış ve Müslüman Kardeşlere mensup kişiler Adeviye Meydanında eylemlere giriştiler. Ordu, olayları bastırmış, 26 Mart 2014’de ordudan istifa eden El Sisi, Mayıs ayındaki seçimlerde Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Mısır’da Amerikan yanlısı bir yönetim kurulmuştur.

Libya’da ise 18 Mart 2011 tarihinde “demokrasi getirmek” için Fransa, İngiltere ve Amerika Libya’yı bombalamaya başladı. Kaddafi’nin öldürülmesinden buyana Libya’da iç savaş halen devam etmektedir.

Kuzey Afrika ülkelerinde yaratılan istikrarsızlık ve kurulan batı yanlısı hükümetler nedeniyle ABD, Süveyş kanalından Akdeniz’e giren yıllık 277 milyon ton (2016 verisi) petrol sevkiyatı üzerindeki tehditleri sınırlayıp, kontrol sağlamış bulunmaktadır.

Irak İşgali

ABD ve İngiltere, “demokrasi getirmek” için 20 Mart 2003’de Irak’ın işgaline başlamışlardır. Savaş ve ABD işgali sonrasında Irak fiilen parçalanmış, kuzeyde özerk bir Kürdistan kurulmuştur. Merkezi hükümetin halen ülkenin tümüne egemen olmadığı yapıda, ülkede halen 20 bin dolayında ABD askeri bulunmakta, özellikle kuzeydeki kürt bölgelerinde bulunan hava üslerini ABD istediği gibi kullanmakta, buralardan Suriye’nin kuzeyindeki PKK ordusuna askeri ve lojistik destek vermektedir.

Irak’a demokrasi getiren ABD ve batılı müttefikleri savaş sırasında en az 1,5 milyon Iraklıyı öldürmüşler en az 2,5 milyon yetim, öksüz ve sakat yaratmışlar, işgalin bitiminden buyana geçen yıllar içinde ise mezhep ve etnik iç çatışmalarda 500 binin üzerinde insan kaybı yaşanmasına neden olmuşlardır.

Suriye’nin işgali

15 Mart 2011 tarihinde iç isyan şeklinde başlayan Suriye iç savaşı, ABD’nin başta Libya olmak üzere, Orta Asya Türki devletlerden ve genel olarak 60-80 değişik ülkeden topladığı dinci radikal sapık ve katil sürülerini Türkiye, Irak, Ürdün, Suudi Arabistan gibi ülkelerin yardımıyla Suriye’ye sokup, İŞID terör örgütü adı Suriye’yi iç savaşa ve BM kararı olmaksızın kurduğu koalisyon ile askeri müdahale ve işgale dönüştü.

ABD halen, kuzey Suriye’de “müttefikim” dediği PKK/PYD/YPG gibi çeşitli isimler altında 70 bin kişilik ağır silahlarla donattığı kürt ordusuyla ve 20’yi aşkın askeri üssüyle Suriye topraklarının üçte birinde işgalini sürdürmektedir. İşgal bölgesi üzerinde hava kontrolunu Katar’daki El Udeyd hava üssünde konuşlu 100 dolayındaki savaş ve erken uyarı uçaklarıyla sürdüren ABD, Türk hava kuvvetlerinin faaliyetlerini izlemek için Ayn El Arab ve doğudaki Rumeylan hava üslerine 445 km menzilli 2 adet AN/TPS-75 tarama radarı yerleştirdi.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki henüz resmen ilan edilmemiş Münhasır Ekonomik Bölge sınırları içinde ABD, İsrail, Mısır, Katar, İtalyan petrol şirketlerinin doğalgaz ve petrol aramalarına karşısında Türkiye’nin hak ve menfaatlerini koruyan Türk Deniz Kuvvetleri’nin faaliyetlerine karşı ABD, İsrail ve Yunanistan düzenli şekilde Nobel Dina deniz tatbikatları yapmaktadır.[[9]]

Bazı ABD düşünce kuruluşları Türk-Amerikan savaşı senaryoları yayınlamayı sıklaştırmış bulunmaktadır. Başkanlığını Yunan asıllı eski NATO Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanı (SACEUR), Emekli Oramiral James Stavridis’in yaptığı USNI-United States Naval Institute (ABD Deniz Kuvvetleri Enstitüsü) tarafından 1986 yılından bu yana çıkarılan “Naval Operations and Fleet Tactics (Deniz Harekatı ve Donanma Taktikleri)’’ isimli referans kitabın Temmuz 2018’de tamamlanan üçüncü baskısının Ege Muharebesi (The Battle of Aegean) adıyla yayınlanan 15. bölümünde ABD Donanması ile Türk Donanması savaştırılıyor.[[10]]

Şimdi sorumuzu tekrarlayalım:

Türkiye’nin toprak bütünlüğünü kim tehdit etmektedir?

Bu sorunun cevabı emperyalist ABD ve müttefikleridir. Yani Türkiye’nin gerçek düşmanı doğru ve korkusuzca tanımlanmalıdır.

Bu durumda Türkiye’nin ulusal savunma stratejisi, Türk topraklarını tehdit edenlere (düşmanlara) karşı ivedilikle tedbirler almayı gerektirir.

S-400 konusuna gelince:

S-400 yüksek irtifa hava savunma füze sistemi, dünyanın en etkili sistemi olup, her bakımdan ABD ve diğer NATO ülkeleri tarafından üretilen benzer sistemlerden kesinlikle üstündür.

S-400 bir saldırı silahı olmayıp, savunma silahıdır. Sahip olduğu özellikler nedeniyle Türkiye’ye stratejik bir caydırıcılık sağlayacaktır.

S-400 sisteminin NATO radar ağına bağlanmasına gerek yoktur, müstakil olarak çalışabilir. Arama radarlarının menzili 600 km’dir. Ayrıca millî üretimimiz olan 450 km menzilli seyyar TRS-22XX radarlarından elde edilecek bilgiler, RADNET benzeri ayrı bir veri yolu ile NATO radar ağından ayrışık olarak S-400 sistemine entegre edilebilir.[[11]]

S-400 sisteminin NATO radar ağına bağlanmaması halinde, ülkemize yönelik balistik füze saldırılarına karşı, ABD’nin uzaydaki uyduları ve diğer NATO ve ABD müttefiki ülkelerdeki radar, uçak ve deniz platformlarından elde edilecek erken uyarı imkânından yararlanmayacağı bir gerçektir.[[12]]

Bu durumda “Türkiye’ye yönelik balistik füze saldırısı nerelerden gelebilir?” sorusuna doğru bir cevap bulmak gerekir.[[13]]

(a)- Eğer Türkiye bölgemizde gelişmekte olan özellikle Suriye eksenli yeni paylaşımlarda, nihaî tercihini Türkiye’ye yönelttiği tehditlerine 14 Ocak 2019 Pazartesi günü attığı tüvitle “Kürtlere saldırması halinde Türkiye’yi ekonomik olarak MAHVEDERİZ” diyerek düşmanlığını yeni bir aşamaya taşıyan ABD’nin yanında yeralırsa, kaçınılmaz olarak ABD’nin İran’a yapmayı planladığı saldırıda, Türkiye Kürecik’teki İran’ı gözetleyen ABD radarı nedeniyle İran’ın bu noktaya yapacağı balistik füze saldırısına maruz kalacaktır.

BU durumda, İran sınırının uygun noktalarına yerleştirilecek 450 km menzilli milli seyyar radarlarımızdan alınacak verilerle S-400 sistemini erken uyarmak mümkündür.

(b)- Çatışmanın yaygınlaşması halinde ise Türkiye, İncirlik üssündeki Amerikan uçak ve nükleer silahları nedeniyle İran ve Rusya’nın potansiyel balistik füze hedefi olacaktır. Her iki durumda da ama özellikle Rus balistik füzelerine karşı Türkiye’nin kendini koruma şansı, imkân ve kabiliyeti yoktur.

(c)- Eğer Türkiye, Türkiye’den toprak talep eden, ABD ve NATO ülkeleri tarafından BOP çerçevesinde kurulmak istenen Kürdistan girişimi için ABD, NATO ülkeleri ve İsrail’in saldırılarına karşı bir anavatan savunmasına başlarsa, bu düşmanlardan ülkemize yönelik balistik füze ve ilâveten hava taarruzlarına karşı sahip olduğu savunma imkânları yetersiz kalacaktır.

Son iki şık zaten III. Dünya Savaşı demektir ki, olasılık dışıdır.

Türkiye’nin S-400 sistemi almasına ABD neden karşı çıkmaktadır?

Söylenen gerekçe, üretimine Türkiye’nin de ortak olduğu 5. nesil F-35 Müşterek Taarruz Uçakları Türkiye’ye geldiğinde, S-400 radarları bu uçakların sırlarını çözermiş!!!

Bu gerekçe külliyen “YALAN”dır.

Çünkü, ABD ve İsrail, Suriye’de Rusya’nın kullandığı Hmeymim hava üssünde konuşlu olan S-400 sistemine rağmen Suriye üzerinde veya yakınlarında F-35 uçurmaktadırlar. Benzer şekilde Norveç, sınıra yakın konuşlu radar menzili 600 km olan S-400 sisteminin varlığına rağmen F-35’lerini uçurmaktadır.

ABD, Hmeymim’den 250 km uzaklıktaki Kıbrıs’taki İngiliz Agratur üssüne F-35’ler konuşlandırma kararı almıştır.

İngiliz Deniz Kuvvetleri F-35’lerin dikey kalkabilen modellerinin yüklü olduğu tek uçak gemisini Çin’in elinde S-400 sistemi olduğu bilinmesine rağmen, ABD kuvvetlerine destek olarak Güney Çin Denizi’ne yollama kararı almıştır.

Türkiye’nin S-400 sistemi almasına ABD veya NATO müttefiklerinin karşı çıkmalarının esas sebebi Türkiye’ye karşı bir askeri müdahale planları yapmış olmalarıdır.

Çünkü hatırlanırsa, Afganistan ve Irak’a karşı yapılan işgal savaşları; öncelikle bu ülkelere füze ve uçaklarla yapılan uzun süreli hava bombardımanlarıyla haberleşme, radar sistemleri ve ağır silahlı birlikleri ile ikmal imkanlarının yok edilmesinden sonra kara karekâtı ile sonuçlandırılmıştı.

Ancak dikkat edilirse, Suriye’nin çok güçlü bir hava avunma sistemi nedeniyle, Suriye hedeflerine etkili hava taarruzları yapamadıkları için Suriye’ye karşı ABD liderliğindeki koalisyon kuvvetleri 2011’den beri kara harekâtı ile işgal yapamamıştır.

Sonuç olarak,

S-400 sistemi kesinlikle alınmalıdır. Türkiye’ye stratejik bir caydırıcılık sağlayacaktır.

ABD ambargo uygulayabilir. Buna iç cephede birlik sağlanarak karşı koyulur.

Türkiye’yi NATO’dan çıkartamazlar, Kuzey Atlantik Andlaşmasının 13. maddesine göre herhangi bir üye devlet kendi rızası ile üyelikten ayrılır.[[14]]

Türkiye’ye F-35’leri vermezler, mevcut savaş uçaklarımızı ve helikopterlere veya diğer kritik silah sistemlerimize yedek parça vermezler. Bu durumda başka kaynaklardan tedarik ile yerli üretimi arttırmak imkânı elimize geçer ki, bu durum “tam bağımsızlık” yönünde önemli bir fırsattır.

DPT eski Uzmanı - Millî Merkez Genel Sekreteri

Haluk DURAL – 28 Nisan 2019

 Dipnotlar :

[[1]] : http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvTmljaG9sYXNfSi5fU3B5a21hbg

[[2]] : http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvV2FsdF9XaGl0bWFuX1Jvc3Rvdw

[[3]] : The Doctrine, Implementation, http://www.wikizeroo.net/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvQ2FydGVyX0RvY3RyaW5l

[[4]] : Oil Chokepoints : https://mansfield.energy/market-news/maritime-chokepoints-critical-global-energy-security/

[[5]] : Wesley K. Clark, Winning Modern Wars: Iraq, Terrorism And The American Empire, sayfa 130.

[[6]] : CSR Report for Congress, RS22053 February 15, 2005, dipnot 2

[[7]] : Makalenin orijinal halinin yayınlandığı link: http://www.armedforcesjournal.com/2006/06/1833899/ olup, artık ulaşılamamaktadır. Haritaların olmadığı makale metni ise http://armedforcesjournal.com/blood-borders/

[[8]] : Secretary of State Condoleezza Rice, Special Briefing on the Travel to the Middle East and Europe of Secretary Condoleezza Rice (Press Conference, U.S. State Department, Washington, D.C., July 21, 2006).

http://www.state.gov/secretary/rm/2006/69331.htm

[[9]] : http://www.maritimeherald.com/2019/israel-completes-noble-dina-2019-trilateral-exercise-with-us-and-greek-naval-forces-in-the-mediterranean/

[[10]] : E. Tüma. Cem Gürdeniz, Doğu Akdeniz’de İkinci Sevr ve Hayali Türk - Amerikan Deniz Savaşı, https://www.aydinlik.com.tr/dogu-akdeniz-de-ikinci-sevr-ve-hayali-turk-amerikan-deniz-savasi-cem-gurdeniz-kose-yazilari-nisan-2019

[[11]] : Haluk Dural, NATO tehdidi ve S-400 radar gerçeği-1, http://www.dunya48.com/haluk-dural/30662-haluk-dural-nato-tehdidi-ve-s400-radar-gercegi1

[[12]] : Haluk Dural, NATO tehdidi ve S-400 radar gerçeği-2, http://www.dunya48.com/haluk-dural/30689-haluk-dural-nato-tehdidi-ve-s400-radar-gercegi2

[[13]] : Haluk Dural, S-400 mü, Patriot mu? https://odatv.com/patriotlarin-tetigi-nato-kararghindaki-abdli-generallerin-elinde-olacak-17011906.html

[[14]] : https://www.nato.int/cps/en/natolive/official_texts_17120.htm

Yazarlar