habip hamza erdem2 1

SOYUTLAMA KÜLTÜRÜ ÜZERİNE

Şöyle bir tezle başlanabilir:

En genel soyutlamalar, ancak, en zengin somutun gelişmesinden doğdukları zaman, çoğunluğun yani herkesin ortak malı olurlar. Bireyler, bundan böyle soyutlamaların egemenlikleri altına gireceklerdir”.

Ya peki, somut, somut nerede diyecek olursanız.

Ya da, daha keskin olsun diye; “somut durumun somut çözümlemesi” savı nerede kaldı diyecek olursanız?

İlk bakışta, herkesin, çözümleme yaptıklarını sanan herkesin ve özellikle de önüne mistik bir sıfat ekleyip, ‘bilimsel’ olduklarını savlayan herkersin bu ikinci savın arkasına gizlendiklerini söyleyelim.

İzninizle, modern bir sucuk fabrikasını gezen baba-oğul’dan, babanın; - bak oğlum, buradan tüm bir öküzü koyuyorlar, öte yandan senin o çok sevdiğin sucuklar çıkıyor dediğini anımsatayım.

Ancak, çocuk bu, o da dönüp babasına; - ya buradan sucukları koyup öte yandan canlı öküzü çıkaramıyorlar  mı? diye sorduğunu göz önüne alalım.

 Tam da, yukarıda sözünü ettiğimiz, somut/soyut diyalektiğine bir örnektir bu.

Sözü uzatmadan ve olabildiğince alçakgönüllü bir tutumla; ‘somut durumun somut çözümlemesi’ni yapan herkesi ve özellikle de ‘profesör’ sıfatını taşıyanların yüzde doksandokuzunu, somut/soyut diyalektiğine soktuğumuz zaman; tümünü birden sucuk niyetine sucuk bandından içeri sürseniz, öte yandan bir tek tane ‘bilimadamı’ çıkmaz diyebilirim.

Kimsenin alınmasına gerek yok, ‘somut’ diyorsanız, alın size bal gibi bir ‘somut’ durum.

Kuşkusuz, bunların içinden ‘burnundan kıl aldırmayan’lar, yazdığım kitaplara bakın diyenler olacaktır.

‘Somut’ durumu değiştirmeyecektir. Bunların, birer somut ‘sucuk’tan farkları olmadığını her koşulda kanıtlayabilirim.

Uzmanlık alanı, ‘ekonomi politik’ dışında olanlar için de aynı saptamamın geçerli oldğunu söyleyeceğim.

Çünkü ‘sözkonusu eğer bilimse, gerisi teferruattır’.

Kuşkusuz, derin felsefî, yöntembilimsel ve epistemolojik bir konudan sözediyorum ve birkaç yazıda bunalrın tümünü ayrıntılandırmam mümkün değil.

Kaldı ki, üzerinde çalıştığım için, şu aralar günlük yazılarıma ara vermiş durumdayım.

Zaten, eğer güncele ilişkin ve özellikle de Türkiye’ye ilişkin yazacak olsaydım; Türkiye’deki siyasal parti yöneticilerinin tümünü, ama büyük-küçük demeden tümünü, o sözünü ettiğimiz siyaset fabrikasına götürecek olsaydık, tümünden adam gibi bir ‘politikacı’ çıkmayacaktı.

Onlara da haklarını teslim etmeden geçmek olmaz.

Dönelim, bu yazıda, kısaca söyleyecek olduklarımıza:

Bugün bile davranışlarımızı yöneten soyutlamalardır, denilebilir.

Bugün, çoklu görünümleriyle, gerçekten soyut antiteler tarafından yönetildiğimiz söylenebilir”. Alberto Toscano, « The Culture of Abstraction », Theory, culture and society, 25/4, 2008, p. 57-75 ‘den alıntılayan yine A. Toscano, « Le fantasme de l’abstraction réelle ».

Hem de nasıl?

Haydi, ‘Devlet’i, ‘Din’i ve ‘Mülkiyet’i geçelim ama, şu dillere destan ‘üretim ekonomisi’ diyen ve ne dediğini bilmeyen herkes için, üretim soyut mu yoksa somut mudur diye sorulabilir.

Bunda, bilmeyecek ne var; işte çekiç ve balyoz fabrikasından yeni çıkmış bir çekiç ve ya da balyoz diyenler olacaktır.

Eee kafasına balyoz düşesice, o balyozu üretme ‘kararı’nı verecek olanlar kimlerdir, o ‘üretim süreci’nin tarihsel oluşumu nasıldır diye sormak gerekecektir.

O nedenle, ‘ekonomi politik’ bir ‘bilim’ midir sorusuna, o sucuk kafalı ekonomistler; bu taraftan verileri koyup öte yandan ‘model’leri toplamaktalar.

Bir ikinci kesim de, ‘ekonomi politik’, ‘normatif’ bir bilimdir diye bas bas bağırmaktalar.

Normatif’çilerin çok daha ‘soyutçu’ olduklarına kuşku yok.

Bu konuyu tarihsel ve toplumsal olarak ele almak, takdir edilmelidir ki, ancak bir ya da birkaç kitabın konusu olabilir.

Ancak, burada şu kadarı söylenmeden geçilmemelidir:

Kapitalizmin temel karakteristiği, soyut kategorileri somut kategoriler olarak yaratma eğiliminde yatmaktadır. Kategoriler, özne ve hatta sözcüğün Latince anlamında kişi (personne) olmaktadırlar (...) Bir ‘kapitalist’, maskeli bir insana, yani kapital üretip kapital tarafından hareket eden kapital kişisine dönüşmüş olmaktadır. (...) Soyutlama, kapitalist toplumda somut olarak işlemektedir” E. PaciIl filosofo e la citta`. Platone, Whitehead, Husserl, Marx, ed. S. Veca, Milan, il Saggiatore, 1979, p. 160-161

Demek ki, işe tam da buradan başlamak gerekmeketdir.

Önce ‘somut’ ile ‘soyut’u, yapilabildiği ölçüde biribirlerinden ayırmak gerekmektedir.

Ki sonradan, eğer becerilebilirse, ‘somut durumun somut çözümlemesine’ geçilebile.

Habip Hamza Erdem

Yazarlar