habip hamza erdem2 1

Devlet Ve Sermaye Üzerine Notlar...           

Aşağı yukarı bir yıl önce, tamı tamına geçen yıl Kasım ayından itibaren, ‘Devlet ve Sermaye’ başlıklı 24 yazı yayımladık.

Özde, ‘Devlet Kuramı’ ve ‘Sermaye Kuramı’nın XXI.yy’daki gelişimine, o arada ‘Devlet-Ulus Kuramı’nın temellerine ilişkin kimi saptamalar yapmak istiyorduk.           

Bu üç ‘Kuram’, ve deyim yerinde ise, bu üç ‘Model’in genel olarak ve özelde Türkiye’de aldığı ‘biçim’ üzerine düşünce üretmekti amacımız.           

Öncelikle, ‘kuram’, ‘model’, ‘ideoloji’ ve ‘bilim’ gibi terimleri kullanırken, olağanüstü bir ‘özen’ gösterdiğimizin bilinmesi gerekiyor.           

Bu vurguyu yapıyoruz, çünkü Türkiye’de çok ‘bilimsel’ ve en ‘akademik’ çalışmalarda bile bu özenin gösterilmediğini, ve hatta yeterince bilinmediğini biliyoruz.           

O arada, Suzanne De Brunhoff’un ‘Devlet ve Sermaye’ adlı çalışması ve onun Kuvvet Lordoğlu tarafından çevirisi de elimize geçti.           

Bu çalışma ‘Modern Devlet’ ve dolayısıyla ‘ekonomi politikaları’ ile ilgili yetkin bir çözümlemeyi içermekte.           

Ancak ve ne var ki, Türkiye’deki ‘Akademik Çevre’lerde bile yeterince ilgi görmediği söylenebilir.           

Büyük olasılıkla ‘ağır’ gelmiştir.           

Ya da daha kibar olsun diye, ‘ideolojik’ bulunmuş olabilir diyelim.           

Gerçekte ise, ‘kör ideolojik’ bakış açısına göre, her zaman ve her konuda yapıldığı üzere, daha kolay bir niteleme yapılamadığı için, ‘ideolojik’ denilerek geçiştirilmiş olabilir.           

Dikkat edilirse,  De Brunhoff’un çalışmasının ‘Modern Devlet’i ele aldığı, yani ‘Devlet Kuramı’nın ‘tarihsel temelleri’ne girmediğinden sözettik.

İşte bu ‘Modern Devlet’e, ‘Burjuva Devlet’, ‘Kapitalist Devlet’ ve/ya da ‘Devlet-Ulus’ da denilmektedir.

Ve hatta, Türkiye’de, yanlış bir biçimde ‘Ulus Devlet’ ya da ‘Ulusal Devlet’ denilmektedir.

Bu tartışmaya yeri geldiğince değineceğiz.           

Kaldı ki, yayımlanması düşünülen bu yazıların, şimdiden adı konulmasa bile, büyük olasılıkla ‘Devlet ve Sermaye’ başlıklı ‘özgün’ bir çalışmanın  taslak bölümleri olarak okunmasında yarar var diyelim.

Ve, katkı ve eleştirilere açık olduğumuzu ayrıca belirtelim.

Türkiye’de Devlet ve Sermaye...           

Türkiye’de Devlet ve Sermaye arasındaki ilişkiler üzerine yazılanlara bakıldığında ise, Neslişah Başaran’ın yazısının (1) sağlam bir akılyürütmeye dayandığı söylenebilir.           

Yazar, her ne kadar Korkut Boratav’ın ‘Eksik Kalmış’ demesine karşın (2), Türkiye’de “1908 itibariyle bir burjuva devrimi’nden sözedilebileceğini ileri sürmektedir (3).           

Demek ki, 1908’den itibaren Türkiye’de ‘Modern Devlet’e geçildiği söylenebilecektir.           

Modern Devlet’ demekse, az yukarıda belirtildiği üzere ‘Burjuva Devlet’, ‘Kapitalist Devlet’ ve giderek ‘Devlet-Ulus’ demektir.

Kapitalizmin gelişimi 1838’lere değin uzatılabilirse de, bağımlı ya da bağımsız, Osmanlı’nın ‘İmparatorluk’ olması, bir başına ‘Devlet-Ulus’ olamaması için yeterli bir kanıttır.           

Bu, 1908’den önce  Osmanlı İmparatorluğu’nda ‘Millî’ ya da ‘Ulusal’, hiçbirşeyin olamayacağı anlamına gelmese de, ‘Millî’ ya da ‘Ulusal’ bir ‘Sermaye’nin olamayacağı anlamına pekâlâ gelir.           

Örnek olsun, onca han, hamam, karvansaray ve saray olsa da, hiçbiri ‘kamusal’ ya da bir başka deyişle ‘halkın ortak malı’ sayılamaz.           

‘Hazine’ dahil, bunların, halkın ortak malı olması ancak ve sadece Devlet’in ‘Modern’ olmasıyla başlıyor.

Kuşkusuz, bu da, sözde, yani ‘burjuva hukuku’ çerçevesinde böyledir.

Çünkü ‘Devlet’, diyelim Osmanoğulları’na ait değil ama tüm ‘Ulus’un ‘Devlet’i olacaktır.

Devlet’ herkese karşı ‘eşit’ mesafede ve herkesin ‘hak’kını savunan bir ‘Devlet’ olmaktadır.

Sınıfsal açıdan bakıldığında ise, ‘emekçi’ ve ‘sermayedar’ sınıflar arasında, tarafsız bir ‘hakem’.

En azından ‘göreli’ bir yansızlık sözkonusudur.

Buna da, ilgili yazında, ‘Devletin göreli özerkliği’ denilmektedir.

Oysa, Neslişah Başaran’ın ayırdına vardığı üzere, “Sermayedar-işçi sınıfı ilişkilerinde kapitalist devlet, “tüm yurttaşlara eşit mesafede hakem” vazifesi görmenin avantajlarını kullanırken, sermayenin emek gücü kullanımının en elverişli koşullarda gerçekleşmesinin ve işçi sınıfı mücadelesinin bir tehdit haline gelmemesinin araçlarını sağlıyor.”

İşte sorunun (problematik) özü bu paragrafta dile getirilmiş olmaktadır.

Modern’, ‘Kapitalist’, ‘Burjuva’ ya da her ne denirse o olan ‘Devlet’, kapitalizme hizmet ettiği sürece ‘Ulusal’ olmamıştır ve olamayacaktır çünkü olamaz.

İleride ‘Devlet’in fethi’ konusuna da değinilecektir kuşkusuz.

Ve ‘proletaryanın kendisinden bir ulus oluşturması’ (4) sözkonusu olmadan ‘gerçek’ bir ‘Ulusal Devlet’in olamayacağını söyleyerek, bu yazıyı sonlandırabiliriz.

Yineleyecek olursak, Türkiye’de ya da herhangi bir ülkede, kim ki ‘Ulusal Devlet’ diyorsa, ya kapitalizmi, o arada ekonomi politiği bilmiyordur ya da ‘Tarihsel Materyalizmi’..

Tam da bu nedenle, Devlet’in ‘ekonomi politikaları’ ile ‘Sermaye’ arasındaki ilişkileri De Brunhoff’un çözümlemeleri ışığında ele almak gerekiyor.

Ki, ‘Devlet’in kimin devleti olduğu, bilimsel olarak analaşılabile..

Habip Hamza ERDEM – 28 Temmuz 2018

Notlar;

(1) Neslişah Başaran, “Devletin Sınıfsallığı Üzerine: Türkiye’de Devlet ve Sermaye”, Gelenek 134, Haziran 2017

(2) Korkut Boratav, Türkiye İktisat Tarihi 1908-1985, Gerçek Yayınevi, 1998.

(3) Bu konuda ayrıca benim çalışmama bakılabilir: Habip Hamza Erdem, Fransız Basınında Genç-Türk Devrimi, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2016

(4) Manifesto’daki ilgili tümce

Yazarlar

Mostly cloudy

9°C

Istanbul