habip hamza erdem2 1

Devlet Ve Sermaye! (20)            

Soyut ve somut!

“Kapitalizmin temel özelliği... soyut kategorileri somut kategoriler olarak gösterme eğiliminde olmasıdır. Kategoriler özne ve hatta kişi yani terimin Latince anlamında ‘maske’ olmaktadırlar... Bir ‘kapitalist’, maskeli bir insan olur, sermayeyle oynayıp sermaye üreten, kişi olarak sermaye (yani);... Soyutlama, kapitalist toplumda somut olarak işlemektedir” (*)           

Demekki çevremize baktığımızda, çıplak gözle gördüklerimizin somut mu yoksa soyut mu olduğu kaçınılmaz bir ‘yöntembilimsel sorun’ olarak karşımıza çıkmaktadır.           

Tam da bu nedenle, ‘Eleştiriye Katkı’nın ‘önsöz’ü, somut/soyut diyalektiği üzerinde yoğunlaşmıştır.           

Daha önce değindiğimiz üzere, klasik ekonomi politik, ‘nüfus’ gibi, ‘ulus’ gibi, ‘Devlet’ gibi ‘somut’lukları birer ‘soyut’ kategori olarak ele almakta idi.           

Böylece bu kategoriler düşüncede birer ‘sonuç’ olarak ‘kalıp’laştırılmaktadırlar.           

‘Ulus’ mu sözkonusudur, yeryüzündeki tüm insan grupları ‘ulus’ kalıbına; ‘Devlet’ mi sözkonusudur, yeyüzündeki tüm ‘örgütlenmeler’ ‘Devlet’ kalıbına sokulabilecek demektir.           

IŞİD bile ‘Irak-Şam İslam Devleti’ değil midir?           

Ya da ÖSO, Suriye’nin ‘Kuvayi Milliye’si...           

Oysa, bu ‘görünüş’ler (représentation), bu algılar (perception), bu sezgiler (intuition) birer ‘sonuç’ değil, olsa olsa birer başlangıç, ilk hareket noktaları olarak ele alınmak durumundadırlar.           

Somuttan başlamak demek de  bundan başkası değildir.

Ne var ki, burada ampirist ya da pozitivistlerin ‘somut’ ve ‘soyut’ anlayışlarıyla diyalektik materyalizmin ‘soyut’ ve ‘somut’u ele alışındaki ayırımın altı çizilmelidir.

Duyum’, ‘algı’ ve ‘duyumsanabilir veri’ler ile onların ‘spekülatif biçim’ ya da ‘kuramsal kavram’ları arasındaki ayırımlar da denilebilir.          

Böylece ‘soyutlama’nın bir ‘maske’, bir ‘düşleme’ (fantasme) ya da hokkabazlık (illusion) işi değil ama maddî yaşamı yönlendirebilecek gerçek bir güç olarak, ‘keşfedilmesi’nden sözedilebilecektir.           

Tam da bu nedenle bu tür soyutlamaya ‘gerçek soyutlama’ denilmektedir; bilimsel..           

Burada Feuerbah’çı ‘duyumsal materyalizm’ ile ‘Hegelci mantıksalık’tan da kopulmuş olunmaktadır.           

Uluorta dillendirilen Hegel’i ayakları üzerine oturtmanın anlamı ise bundan başkası değildir.           

Gerçekten de Feurbah’çı soyutlama Devlet’i, özel mülkiyeti ve hatta Tanrı’yı, maddecilik adına, ‘saymaca töz’ler (hypostases fictives) olarak ele almakta idi.           

Ve tarihsel ya da mantıksal oluşuma olanak vermemekte idi.           

Böylece, Marxçı soyutlamanın, başlangıçta Hegel’i Feuerbahçı bir maddecilikle eleştirisi, ardından Feurbach’ı Hegel’le aşarak, Hegelci soyutlamanın politik ve felsefî eleştirisine ulaştığı ileri sürülmektedir.           

İşte ‘kuramsal devrim’in ‘zihinsel soyutlama’yı reddedip ona ‘toplumsal ve tarihsel’ bir ‘olgu’ konumu yükleyerek onu nasıl ‘aşkın’ (transindividuel) bir soyutlamaya dönüştürdüğü görülmektedir.           

Ve bu nedenle, bu tür soyutlamaya ‘Marksist’ damgası vurmanın anlamsızlığı da ortaya çıkmış olacak ve ‘bilimsellik’ savında olan her çabanın bu yola başvurması bir gereklilik ve hatta zorunluluk olarak değerlendirilebilecektir.           

Demek ki ‘somut somut’  ya da ‘olgu olgu’ demek yetmeyecek; somut’un soyut belirlemelerin bir sentezi, bir ‘düşünsel bütünsellik’ [totalité de pensées (Gedankenkonkretum)] olarak ele alınması gerekecektir.           

Kaldı ki, ‘düşünce’nin ‘somutlaşması’ ya da ‘somut düşünce’ye de geleceğiz.

Ancak, şimdilik, ‘soyutlama’nın tekil insanların bir zihinsel ürünü olmayıp, toplumsal bütünün belirli ‘üretim ilişkileri’nin bir işlevi olarak kendi kendisini yeniden ürettiğini söyleyelim.

Yani hem toplumsal ve hem de tarihsel’dir.           

Ve ‘bütünsel’. Aynı anlama gelmek üzere, tarihsel oluşumu da betimleyebilecektir.           

Buradaki bütünsellik ‘varsayılan’ değil ama ‘ortada olan’dır.           

Gerçek’ (réelle) olandır.

O nedenle bu tür soyutlamaya ‘gerçek soyutlama’ denilmektedir; yoksa onunki gerçek değil ama benimki gerçek demek anlamında değil.

(Sürecek...)

Habip Hamza ERDEM – 10 Şubat 2018

 (*) Enzo PaciIl filosofo e la citta`. Platone, Whitehead, Husserl, Marx, ed. S. Veca, Milan, il Saggiatore, 1979, p. 160-161 et 153. Anan Alberto Toscano, « Le fantasme de l’abstraction réelle »

Yazarlar

Mostly sunny

8°C

Istanbul