habip hamza erdem2 1

Devlet Ve Sermaye! (15) 

Üretimin finansmanı!

Bizim üzüm üreticimizin eşeğine yular ve palanı aldıktan sonra ‘yeniden üretim’ yapabilmesinin koşulu nedir?

Üreteceği malın ‘değer’inin belli olması.

Ya da, en azından piyasada dolanan paranın nitelik ve niceliğiyle harcayacağı kendi üretim gücünün ne olacağını (maliyeti diyelim), en azından öngörmesi gerekmektedir.

Körü körüne de ‘üretim’ yapılmaz ki, değil mi ama?

İşte piyasada dolanan paranın ‘nitelik’ ve ‘nicelik’ konusu, Devlet‘in işlevlerine hem ‘içkin’ ve hem de ‘dışsal’ bir etkinlik alanı oluşturmaktadır.

İçkindir, çünkü para basma yetkisi Devlet’e aittir.

Dışsal’dır, çünkü Devlet’in bilgi ve yetki alanı dışında, para-benzeri oluşumlar, sözgelimi ‘özel krediler’,  ‘tahtakale’ler ve benzeri ‘paralel’ ya da daha yerine göre ‘informel’ diyebileceğimiz piyasalar, tarihsel gelişim süreci içinde hep olmuştur, ve bu düzen devam ettiği sürece, varolmaya da devam edeceğe benzemektedir.

Böylece zurna ya da sipsinin ‘zırt’, borunun ‘ti’ çektiği yere gelmiş bulunuyoruz.

Başta enflasyon olmak üzere,  döviz kurları, borçlar-morçlar, borçlanma değil üretim diye ortalıkta dolanan tüm, ama bütün gürültüler, ‘saymaca sermaye’  (capital fictif) kavramında düğümlenmektedir.

Başlangıç noktası olarak, faiz getiren (productif d’intérêt) finans kapital’i alalım.

Kapitalizm öncesi aşama ve ticari kapitalizm aşamasında faiz getiren sermayeye, Kapital’in yazarı "Geldhandlungskapital", sanayi kapitalizmi aşamasında faiz getiren sermayeye de "Geldskapitalist" diyor (p. 44)

Her ne kadar Geldhandlungskapital Almanca’dan kimi zaman Banka Semayesi (capital bancaire) biçiminde çevriliyorsa da, Fransızca’da ikisi arasında ayırım yokmuş gibi kullanılagelmiş bulunuyor.

Oysa bu ikincisini kapitalizme özgü, artı-değeri oluşturan kâr ve faiz olarak ele almak daha doğru olacaktır diyelim.

Finans kapital de, bir yandan tüm kapitalist sınıfın yönetici işlevini, öte yandan bunlar içinde sadece ‘faiz’le geçinenleri içermektedir.

Böylece ‘üretken’ ve ‘üretken olmayan’ sermayenin salt klasik ekonomistlerin ileri sürdüğü gibi toprakla sınırlı olmadığı, ‘sermaye’nin de ‘asalak’ olan bir kesiminin olduğu ileri sürülebilecektir.

Ne var ki, her ikisi de Banka sermayesi, yani para-sermayenin dolanım sürecinde merkezileşecek ve değerlenecektir (mise en valeur). Bankalar demek ki, kapitalist üretim ve dolanım süreçlerinde, sözcüğün tam anlamıyla, ‘stratejik’ bir konumda bulunmaktadırlar.

Burada Zarrap Olayı çerçevesinde Halk Bankası’nın, çok daha kaba ve ulusa ihanet bağlamında bir ‘asalak’lığa alet edildiğininin altı çizilebilir.

Öte yandan, Hilferding’in ‘Finans Kapital’i de, Banka Sermayesi’nin nasıl Sanayi Sermaye’sine dönüştüğünü açıklamaktadır.

Açıklamaktadır, ama merkezileşen sanayi sermayesinin ‘üretim’i o arada toplumu nasıl ‘denetim’ altına aldığını da ileri sürmektedir.

Suzanne de Brunhoff ise Hilferding’in ‘merkezileşme’ ve ‘denetim’i finansal dolanımın ‘yönetimi’ (maîtrise)yle karıştırdığını ileri sürmektedir.

Dolanım sürecine gelince, bunun bir gezinti yeri değil, ama  emek gücünün toplumsal değerlemesinin gerçekleştiği yer olduğunu belirtelim.

Üzüm üreticimizin palan için aldığı kredinin hem miktarının belirlendiği ve hem de geri ödemesinin yapıldığı sürecin adıdır. Öyle ki, kredi olarak kullandığı parayı oraya kim koymuştur, oraya o parayı koyanlarların kârı/faizi her ne ise ne olacaktır vb.

Ya Tanrı göstermesin, kuraklık ya da hastalık olduğunda, kredi nasıl ödenecektir?

Süreç süreç diyoruz ya, özünde bir toplumun tüm yaşamsal etkinliklerinin, Türkçe’de cılkı çıktığı için gerçekleşme demeyelim ama cereyan ettiği bir zaman dilimidir sözkonusu olan..

Demek ki, ne olacak canım, banka müdürü de palan kredisini siliversin diyemeyiz. Bu yalın örneğin, ülkedeki tüm ‘kredi sistemi’nin nasıl, toplumun tüm üretim ve bölüşüm ilişkilerini yansıttığını, dolayısıyla ‘bunalım’ları çözümlememize de yardımcı olduğunu gözardı edemeyiz.

Ve para, bu ‘dolanım süreci’nin onsuz olmaz etmeni (facteur)dir.

Bir yandan toplumun tümü onu bir ‘genel değişim aracı’ olarak kabul etmekte; öte yandan o da başat üretim ilişkilerini belirlemektedir.

Ne var ki, bunu da ancak ‘kredi’ biçimini aldığı zaman yapabilecektir:

Kapitalist üretimin gelişmesi tamamen yeni bir güç doğurur; kredi, ki sinsice, başlangıçta birikimin sıradan bir aracı iken, ardından rekabet savaşının ek ve zorlu bir silahı olacak ve sonunda sermayenin merkezileşmesine yönelik dev bir toplumsal maşinizme dönüşecektir”. (C.I. s.68)

Böylece bir yandan finansmanın merkezileşmesine, öte yandan da ulusal ölçekte ödeme araçlarının merkezileşmesine geçilmiş olacaktır.

Kaldı ki, ödeme araçları yönetilebilir olmadan para-sermayenin merkezileşmesi de olamayacaktır.

Kapitalizmde Kredi’ konusunu  açmaya devam edeceğiz.

(Sürecek...)

Habip Hamza ERDEM – 14 Ocak 2018

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarlar

Mostly cloudy

24°C

Istanbul