habip hamza erdem2 1

Devlet Ve Sermaye! (2)

Kapitalist sistem, doğduğu günden buyana ‘bunalım’lar doğurmuş ama her bunalımdan kendisini yenileyerek çıkmıştır.

Gerçekten de kapitalizmin üçyüz yıllık tarihi, çoğu yakıcı ve kimi ‘yıkıcı’ bunalımlar tarihidir.

En ‘istikrar’lı dönemleri ise otuz yılı geçmemiştir (trente glorieuse).

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki otuz yıllık ‘gönenç’ yılları da 1970’lerde sonlanmıştır.

1970’li yıllara değin, ‘finans sektörü’ diye bilinen ve bugün her televizyonun anlık ‘haber’ yaptığı, ‘uzmanlar’ istihdam ettiği, ve ne kadar kalkıp nasıl ineceği üzerine ‘ahkâm’ kesildiği ve ne kadar kalkacağını öngören ‘uzman’ların ‘şöhret’ olduğu bir ‘ekonomi’ sözkonusu değildi.

Oysa ‘borsa’ denilen kurum kapitalizmin doğduğu günlerde de vardı.

Ve hatta, kapitalizmin doğuşunda önemli işlevleri oldu.

Ne var ki, özellikle 80’li yıllardan itibaren, sermayenin ‘serbestleşmesi’ ve kimi ekonomistlerce denildiği üzere ‘saldırganlaşması’ üzerine, ‘finans sektörü’ olarak adlandırılan ama özünde sadece ve yalnızca ‘saymaca’ olan sermaye, icat ettiği yeni ‘türev’leriyle (capital fictif), 2008’lerde dünya ‘gayrisafi brüt üretim’inin onlarca katı büyüklüğe ulaşarak üretim ilişkilerini alt-üst etti.

O nedenle, 2008 yılı, kapitalizmin ‘dönüşü olmayan yol’unun başlangıcı olarak yorumlanabilir.

Tam da bu nedenle, 2008 yılından itibaren, gerek Marx’ı ‘yeniden okumak’ ya da ‘sermaye’yi yeniden incelemek zorunluğu doğdu.

Çünkü, kapitalizmin, bütün zamanların en iyi, ‘bilimsel’ diyelim, çözümlemesini Karl Marx yapmış ve ‘saymaca sermaye’nin (capital fictif), düplikata olarak bir ticarî değerinin (valeur marchand) olmasına ve elden ele dolanmasına karşın, reel sermaye hareketinden tamamen bağımsız olduğunu ortaya koymuştur.

Menkul Kıymet’ denilen ve kıymeti kendinden menkul ‘sermaye’nin, bir sermaye sistemi olarak kapitalizmi batıracağını, daha o günlerde saptamıştır.

Ancak ve ne var ki, tüm ‘ekonomi yazını’, edebiyatı da denilebilir, ‘menkul kıymet’lerin ne denli ‘kıymetli’ olduğu üzerine yazılmış, ve öylece ezberletilmekten geri kalmamıştır.

Türkiye’de Turgut Özal’ın, bu ‘borsa’yı kurdurmak için göbeğini çatlattığı ve sonunda Türkiye’ye ‘çağ atlattığı’nı da yaşayarak görmüş bulunuyoruz.

Türkiye’nin içinde bulunduğu ‘teğetli bunalım’ın kökeninde Turgut Özal’ın çatlayan göbeğinin payının büyük olduğunun altını çizelim.

Marx’tan sonra, 1923 yılında, Maliye Bakanı olarak atanan  Rudolf Hilferding (1877-1941) Alman Markını altına endekslemiş ve sermaye dolanımında pay senetlerinin önem ve işlevlerini ele alan  Finansal Sermaye (Das Finanzkapital) kavramını geliştirmiştir.

Ki, kuramsal boyutuyla, Hobson’dan sonra, emperyalizm olgusunun anlaşılmasına önemli katkılar sunacaktır.

Hilferding’in ‘finansal sermaye’sinin ‘menkul değeri’ ‘spekülatif’ olup, işletmelerin gerçek gelirinden çok ‘gelecekteki’ gelirine bağlı olduğu için, doğallıkla nominal değil  ama saymaca (fictif) olmaktadır.

Belli bir süre sonra, J.M. Keynes, ekonomideki ‘belirsizlikler’ ve ‘parasallık’ ve çok daha önemlisi savaşın eşiğindeki bir İngiltere’nin ‘planlama’ya başvurmadan savaşı nasıl ‘finanse’ edeceği üzerine yoğunlaşacaktır: How to pay the War? (1940)

Böylece ekonomi yazınına ‘finansal aktifler’ ve ‘reel aktifler’ ayırımı gelecek ve günümüzdeki ‘finans sektörü ve reel sektör’ ayırımının temeli atılmış olacaktır.

Bunlar birbirlerine bağlı ama ‘bağımsız’ sektörler olacaklardır.

Biribirlerine ‘bağımlı’ oldukları ise ancak bunalım dönemlerinde ortaya çıkacaktır.

Reel aktiflerin üretim maliyeti ile onların ‘keyfî’ değerlendirilmesi arasındaki fark ise işletmelerin ‘finansal belirsizliği’nin kaynağı olabilecek ve çoğu kez böyle olacaktır.

Marks, Hilferding, Keynes ve post-keynesçilerin tek ortak noktası ise, parasal bir ekonomi ve özel mülkiyet ve bireysel kararlara dayalı işletmecilik sisteminde ‘istikrar’dan sözetmenin abesle iştigal olduğudur.

Buna karşılık, marksist yaklaşımda, ‘kredi’ ve ‘devlet borçları’nın, sistemin çöküşüne değin gidebileceği ileri sürülmekte ve hatta bu çöküşün kaçınılmaz olacağı gösterilmeye çalışılmaktadır.

Marx’ın çözümlemesinin, ‘gerçekleşmeyen bir öngörü’ mü yoksa, kapitalizmin kertenkelenin kuyruğu gibi her kopuşta kendisini yeniden üretebildiği mi sorusunun yanıtını ise ilerideki bölümlerde ele alacağız.

(Sürecek...)

Habip Hamza ERDEM – 26 Kasım 2017

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarlar

Mostly sunny

15°C

Istanbul