habip hamza erdem2 1

Sosyal Demokrasi! Nedir, Ne Değildir? (5)

Karma Ekonomi Mi Dediniz?

Öyle dediğinizi varsayalım. Ya da biraz daha ‘asortik’ olsun diye ‘kamucu’ de diyebilirsiniz.

Eğer biraz ‘sağcılık’ınız varsa, hiddetlenmek için ‘Devletçilik’ de diyebilirsiniz.

Burada ‘sağcılık/solculuk’ kalmadı ‘edebiyatı’na girmemize gerek yok.

Bu konu ancak ‘düşünme özürlüler’ için geçerli bir konudur deyip geçelim.

Ve 1930’lu yıllara geri dönelim.

Amerikalı Gazeteci Marquis Childs (1903-1990) 1934 ve 1936 yıllarında iki çalışma yapar: Sweden:Where Capitalism is Controlled (Suède: où le capitalisme est controlé) ve Sweden:The Middle Way (Suède : le chemin moyen).

Yani şu bildiğimiz, kapitalizm ve sosyalizm (ve daha çok o günkü dille komünizm) arasındaki orta-yolculuk.

Oysa bu sıradan bir orta-yolculuk değil, ‘İskanidaniv Modeli’ de denilen ve adına ‘demokratik sosyalizm’ ya da tam da bugün kullanılan anlamda ‘sosyal demokrasi’ denilen bir ‘sistem’in doğuşunun belirtisiydi.

Ve İsveçli Çalışanların Sosyal Demokrat Partisi (Sveriges Socilademokratiska Arbetareparti-SAP) 1932’den 1976 yılına değin aralıksız ‘iktidar’ olacaktı.

‘Çatışma’ yerine ‘sosyal diyalog’a önem veriliyordu denilebilir ama ama zaten toplumun,  1920’lerde ‘sendika’ ve ‘kooperatifleşme’ oranı %30’larda iken, bu oran 1930’larda % 45’lere, 1950’lerde 75’lere ve 1970’lerde ise % 90’lara ulaşıyordu.

‘Toplumsal uzlaşma’ demek ki ‘gelin ey millet uzlaşalım’ demekle değil, ‘milleti’ olduğu yerde ‘örgütleyerek’, örgütlenmesine önderlik ederek oluyordu.

İşçi ise atelye ve fabrikasında, köylü ise bağında bahçesinde ‘ör-güt-le-ye-rek’.

Şu son sözcük bile, bir başına, ‘kapitalizm’den nasıl uzaklaşıldığını açıklamaya yeter.         

Nitekim Amerikan Başkanı  Franklin Roosevelt hemen Avrupa’ya, bu ‘kapitalizm ve sosyalizm arasındaki uyuşma’nın araştırılması için ekipler gönderecektir.

Benzer biçimde İngiliz Fabian Derneği (Fabian Society) de İsveç’e bir ‘inceleme ziyareti’ yapacaktır.

Türkiye’de ise 1930 yıllarını ‘idealize’ edenlerin şu yukarıda anımsatılanlardan haberleri bile yoktur.

Bu ‘Ütopik Kemalistler’ (1)  İzmir İktisat Kongresi’yle yatıp ‘Limancı Hamdi Kongresi’yle kalkarlar.

Sağlam bir ‘Atatürkçü’ olarak bunların ne Kemalist ve ne de Atatürkçü değil, tersine ‘ütopist’ olduklarını ne kadar yinelesek azdır.

1920’li ve 30’lu yılların küresel konjonktürü ile günümüz arasında, “çökmekte olan İngiliz hegemonyasındaki altın standardına dayalı serbest ticaret rejimi ile günümüzün serbestleştirilmiş finans sermayesinin dayanmakta olduğu ABD hegemonyasındaki kapitalist birikim rejiminin çöküşü arasında paralellikler” varsa da, bu, sadece bir ‘dünyasal ekonomik çevrim’in göstergesi olabilir.

Korkut Boratav’ın deyişiyle, “küresel ekonomide üretim merkezlerinin batıdan doğuya ve kuzeyden güneye bir eksen kayması içinde olduğu günümüz konjonktüründe, 21. yüzyılın kalkınma stratejilerini tasarlamaya yönelik arayışlarının muhakkak siyasal iktidar mücadelesiyle iç içe geçmesi”  gerekmektedir.

Dr Recep ve ekibinden bu konuda ‘himmet’ beklemek kadar, 1950’lerden buyana hüküm süren ‘Sağcı Parti’ler ve onların yeni oluşumlarına ‘bel bağlamak’ da ‘akıntıya kürek çekme’nin ötesine geçmeyecek boş çabalardır.

Yine aynı yerde, ‘Bir Programa Bağlamak’ arabaşlığıyla şunları söylemişiz:

“Bir an için, uygulama eksikliği çekilen bir ‘program taslağı’nı gözönüne getirelim.

Buna göre, yapılacak işler şöyle sıralanmış olsun:

1) Toprağın kamulaştırılması ve topraktan gelecek her türlü rantın Devlet’in tekelinde olması

2) Artan oranlı vergilerin yaygınlaştırılması

3) Belli bir büyüklüğün üzerindeki ‘servet’in kalıt yoluyla devredilmesinin önlenmesi

4) Yabancıların ve Devlet’e başkaldıranların mallarına el konulması

5) Tüm kredilerin Devlet elinde toplanması ve Merkez Bankası’nın yönetimine sokulması. Böylece ‘sermaye’nin Devlet tekeliyle yönlendirilmesi

6) Tüm ulaşım araçlarının Devletleştirilmesi

7) Ulusal ‘atelyeler’in açılması. Bir ‘plan’ içinde tüm tarım alanlarının Devlet eliyle o topraklarda çalışacakların kooperatif türü örgütlenmelerle köylülerin hizmetine sunulması

8) İş ve İşçi Bulma Kurumu’nun geliştirilerek ‘herkese iş’ bulma zorunluluğunun getirilmesi. İşçi sendikalarının sanayi işçisi, ‘Ziraat Kooperatifleri’nin tarım işçilerinin Devlete karşı sorumlu örgütlenmelerine dönüştürülmesi

9) Tüm eğitim kurumlarının Devletleştirilmesi ve ‘parasız’ olması

10) En az ilk 12 yıllık eğitimin ‘zorunlu’ olması. Çocukların hiçbir koşulda çalıştırılmaması. Eğitim reformuyla 12nci yıldan sonra tarım ve sanayi dallarına göre ‘uygulamalı eğitim’den geçirilmesi ve böylece ‘eğitim ile üretim arasında’ uyum ve dengenin sağlanması.

Türkiye’de revaçta olan ‘Üretim Ekonomisi’ palavraları, böylesi bir ‘program taslağı’ uygulamaya konulmadan palavra olmayı sürdürmeye devam edecektir.

(Sürecek...)

Habip Hamza ERDEM – 19 Eylül 2017

(1)Bu konuda benim ‘Ütopik Kemalizm’ başlkıklı yazıma bakılabilir, Şubat 2013

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarlar

Partly cloudy

19°C

Istanbul