habip hamza erdem2 1

Sosyal Demokrasi! Nedir, Ne Değildir? (3)

Sosyal Demokrasi ya da Demokratik Sosyalizm!

Eğer ‘sosyal’ terimi bir önceki yazıda tanımladığımız anlamda kullanılacak olursa, ‘sosyal demokrasi’ye günümüz koşullarında ‘demokratik sosyalizm’ bile, ve hatta bilesi bile fazla, denilebilir.

Ancak Türkiye’de ‘sosyalizm’ teriminden, bilmeden, çok korkulduğu için; sözgelimi CHP’lilere ‘yoksa siz sosyalist misiniz?’ diye sorulacak olsa, yanıt kuşku yok ki ‘haşa’ olacaktır.

Oysa ‘emek partisi’, ‘işçi partisi’ giderek ‘emekçi partisi’ olmak demek, ve hatta ‘üretici partisi’ olmak demek ‘sosyalist’ olmak demektir.

Buna karşın, bugünkü haliyle, ‘Sosyal demokrasi’, ‘sulandırılmış’ ya da ‘iğdiş edilmiş’ bir sosyalizm anlamında kullanılmaktadır.

Lenin, ‘Ne yapmalı?’da işçi sınıfının ‘kendiliğinden’ gelişmesi ve örgütlenmesine karşı çıkarak,  işçi sınıfına bilincin ancak ‘dışarıdan’ verilebileceğini ileri sürmüştür.

Böylece ‘parti’ ve önderlerine ‘tarihsel’ bir görev yüklenilmiş olmaktadır.

Yine de o günlerin emekten yana partilerinin hemen hemen tümünün adı ‘Sosyal Demokrat’ olmuştur.

‘Evrimci’ sosyal demokratlığın temeli ise Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin babası Eduard Bernstein (1850-1932) tarafından atılmıştır.

Tıpkı İngiliz John Stuart Mill gibi, Alman Eduard Bernstein da, ekonominin sosyalizasyonunu ‘Piyasa’ya dayandıracaktır: Piyasa sosyal ekonomisi.

Ancak ve ne var ki, gerek Lenin ve gerekse Bernstein ‘sosyalist program’ın ancak ve sadece  ‘organik’ ya  da ‘angaje’ bir entellektüel kesim tarafından yapılabileceğini kabul ederler.

Yani ‘piyasa’, öyle kimi ve daha doğrusu çoğu ‘burjuva ekonomistleri’nin savunduğu gibi, ‘kendiliğinden’ ya da ‘doğal’ olarak işleyecek bir ‘kutsal mekanizma’ değildir.

İşte burada Karl Polanyi’nin (1886-1964) ‘Büyük Dönüşüm’ünün ‘büyüklüğü’ ortaya çıkmaktadır: O’na göre, Burjuva Devleti öylesine kurum ve kuruluşlar geliştirmiştir ki, sanki bunlar da ‘piyasa’nın doğal uzantılarıymış gibi ‘algı’lanır olmuşlardır.

Oysa, bunlar ‘Devlet’in piyasaya gömdüğü (encastré) kurum ve kuruluşlar olup, ilk bakışta piyasanın ‘doğal uzantıları’ymış gibi görünmektedirler.

Bunlara ‘Devletin sosyal politika araçları’ diyelim.

İşyeri güvenliği, ‘asgari ücret’in belirlenmesi ve benzeri ‘işçi hakları’ ile üretici taban fiyatlarının belirlenmesi, kısaca günümüz ‘sosyal demokrat’ partilerinin, güya ‘merkez’ ya da ‘sağcı’ partilerden daha ‘iyi’ savundukları ‘politikalar’.

Ve ‘demokrasi’, o beş veriyorsa ben onbeş vereceğim yarışına dönüştürülmüş olmaktadır.

Ne ki, ‘sosyal politikalar’ böylesine sıradanlaştırılır ve ‘demokrasi’ de, o beş veriyorsa ben onbeş vereceğim yarışına dönüştürülürse, ortada ‘sosyal demokrasi’ kalmayacağı gibi, ‘sosyal demokrat’ partiler de gün gelir merkez ya da sağcı partilerin eline su dökemez konuma düşerler.

Nitekim ‘sosyal demokrasinin sonu’ güzellemeleri, tam da bu nedenle bugün revaçtadır.

Ve yine, tam da bu nedenle ‘biz sosyal demokratız’ diye ‘piyasa’ya çıkmakla ‘sosyal demokrat’ olunamamaktadır diyoruz.

Ne var ki, ‘sosyal demokrasi’nin bu ‘son’ duruma düşmesinde ‘parti programları’ kadar genel olarak ‘üretim araçları’ ve ‘üretimin örgütlenmesi’nde, dünya genelindeki ‘gelişmeler’in payı da vardır.

Bu ‘pay’ın parti programlarından daha baskın olduğuna ayrıca dikkat çekmek gerekir.

O nedenle, gelecek yazıda, bilinen haliyle ‘dünya ekonomisi’nin gelişmelerine ve ona bağlı olarak ‘sosyal demokrasi’nin evrimine değineceğiz.

(Sürecek...)

Habip Hamza ERDEM – 15 Eylül 2017

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarlar

Partly cloudy

12°C

Istanbul