istanbul_universitesi_1960olaylari225

‘27 Mayıs’ın Alyansları!

Varlıklarını “bağımsızlık mücadelesi”ne borçlu ülkelerin büyük kentlerinde mutlaka bir “özgürlük meydanı” vardır.

Örneğin Tiflis’teki gibi en uzaklardan bile görülebilen yüksek anıtlarla bezenmişler; ya da Bakû’daki “Azatlık Meydanı” gibi görkemli yapılarla çevrelenmişlerdir…

Peki, “bizde neden yok” diye merak edenler İstanbul’daki Beyazıt Meydanı’nın adının 12 Eylül 1980 faşist darbesinden önce 20 yıl “Hürriyet Meydanı” olduğunu görürler. O kadar ki üzerlerinde ‘Hürriyet Meydanı’ yazan tramvay ve otobüs fotoğrafları İETT arşivinden hâlâ solmamış halde bulunabilir..

Meydana bu adın verilmesinin nedeni, 27 Mayıs öncesindeki “baskıcı hükümet”e karşı ‘özgürlük’ isteyen gençlik hareketlerini ağırlamasıydı… Çünkü “İstanbul Üniversitesi” buradadır…

Özellikle 28 Nisan 1960 gösterilerinde polis kurşunuyla yaşamını yitiren Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz’in toplumda ‘hürriyet/devrim şehidi’ olarak anılması ise meydana bu adın verilmesindeki etkisi büyüktür. İktidarın acımasızlığına karşı öğrencilerin “Plevne Marşı”yla yürümeleri ise dönemin unutulmazları arasındaydı…

“Olur, mu böyle olur mu? Kardeş kardeşi vurur mu? Kahrolası diktatörler; Bu dünya size kalır mı?”

*** *** ***
Turan Emeksiz Vapuru!

Meydandan ‘hürriyet’ adını 12 Eylül faşizminin silmiş olması da aslında olağandır; çünkü ülke ve ulus, 27 Mayıs’la elde ettiği tüm çağdaş özgürlük kazanımlarını 12 Eylül’le yitirmiştir…

Başta tüm dünyanın hayran olduğu 61 Anayasası olmak üzere, demokratik örgütlenmelerden hukuk devleti kurallarına kadar 27 Mayıs’ın tüm armağanlarını yok eden 12 Eylül, elbette ki bunun simgesi olan ‘Hürriyet Meydanı’ adını da duvarlardan, otobüslerden silecekti…

Ama devrim şehidi Emeksiz’in adı, şimdi Mudanya’da kıyıya bağlı “Otantik Otel”e dönüştürülen şehir hatları vapurundan silinememişti… Vapurun adını değiştiremeyen iktidar, çözümü satmakta buldu. Turan Emeksiz Vapuru, Kadıköy-Eminönü hattından 2005’te emekliye (!) ayrılarak pazarlandı. Neyse ki yeni sahipleri jilet yapmak için değil, aynı isimle turizme hizmet ederek yaşatılması için almışlardı…

*** *** ***
DPT; TÜBİTAK; TRT!

27 Mayıs’ı, ülkemizin gericileri ve gericiliği önemsemeyen sözde demokrasi tutkunları faşist darbelerle neden eşdeğer gösteriyorlar?

Yanıt için dönemin kazanımlarından birkaçını anımsamak yeterli. 61 Anayasası’yla kurumsallaşan “Anayasa Mahkemesi”, “Devlet Planlama Teşkilatı”, “Türkiye Radyo Tele-vizyon Kurumu”, “Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu”… gibi kuruluşlar, gericilerin diş biledikleri ve yok etmeye çalıştıkları sosyal, hukuk devletimizin temel organları değiller midir?

27 Mayıs’ı öncesiyle/sonrasıyla yaşayan ileri düşünceli Atatürkçü büyüklerimizden hep dinlemişimdir; “Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın idamları elbette ki doğru değildi ve devrime de çok zarar verdi… Ama bu yanlış yapılmasaydı bile, devrim ve Cumhuriyet düşmanları başka bahanelerle yine 27 Mayıs’ı karalayacaklardı.”

*** *** ***
… Ve alyanslar!

27 Mayıs 1960’ta Erzincan’daki İnönü İlkokulu’ndaydım. Unutamadığım bir anı ise annemle babamın alyanslarını devrim hükümetine bağışlama kampanyasına katılmalarıydı… Konu komşu bizde toplanmış, heyecanını hep birlikte yaşamıştık.

İlerleyen yaşlarımda o heyecanın anlamını daha da kavradıktan sonra hep düşünmüşümdür; “Hangi hükümet, ülke ekonomisini dış borçlardan kurtarmak için halktan alyanslarını bağışlamasını isteyebilir?

Bu inanılması zor milli destek hangi hükümete yapılabilir?”

Oktay EKİNCİ - 27 Mayıs 2012 – Cumhuriyet

*******************************************************

enver_gokce1

Turan Emeksiz

Bir yürüyüş eylediler sabahtan
Ilgıt ılgıt kan gider loy loy!
Dayan dizlerim dayan!
Ağla gözlerim ağla!
Namlu puşt olmuş, atayağı puşt.
Yine düşman elindeydi vatan

Bir oğul çıktı Malatya'dan:
Anası Yılmaz çağırırdı
Haram süt emmemişti anadan.
Ve Beyazıt derler bir büyük alan

Düşman sarmıştı sağı solu
Düşman çok, cephane yoktu.
Yetişmemişti daha Cemal Paşa kolu
Amandı el aman!

Tank paletleriydi alanda dönen
Kusan namlularda, kalleş ölümcül
Ve vuran ve kıran ve haykıran
Malatyalı şöyle baktı  bir
Ana baba günüydü herhal
Her yönde toz duman!

Vay anam vay!
Bu belalı başınan
Kime ne diyem
Kime ne diyem
Nerelere gidem
Ya derdime derman
Ya katlime ferman!

Başı daralınca Yılmaz'ın
Baktı atacak taşı yoktu
Baktı eli durmuş, ayağı durmuştu
Vurulmuştu.
Çıkardı yüreğini kan içinde
Çarptı kötünün kafasına
Hay bu nasıl devran?

28
Nisandı
Yavri
Hey!
Ham
Meyveyi
Kopardılar
Dalından.

Enver GÖKÇE   Mayıs 1960

*******************************************************

“Anamız birdir, aynı memeden emmişiz dostlar,

Kan kardeşiz, sizlere kanım kaynıyor.

Sizlerle beraber herk ettik toprağı,

Beraber yattık hapiste, beraber teskere aldık.

Ve maniler yaktık hasret için;

Gülemediysek de boş verdik beraber…

Halay mı çekmedik kol kola,

Horon mu çekmedik diz dize,

Cepken mi vermedik rüzgara?

Koyun koyuna yattık toprak damlarda

Sıtmayla, sığırla, davarlarla,

Daha da yatarız dostlarım daha da…

Gün gelirse eğer

Halay çeker, türkü söyler gibi yan yana

Mavzer mavzere verip de

Düşmana kurşun da atarız.

Sizlere kanım kaynıyor,

Yabancı değilsiniz bana…”

Enver GÖKÇE

Son Yazılar

Mostly cloudy

19°C

Istanbul