bayrak

19 Mayıs’ı anlamayanlar!

«Kapalı oda milliyetçiliği, masa başı ülkücülüğü, bilgisayar önü kahramanlığı, gerçekler dışında kalarak devrimcilik, yozlaşarak ya da ılımlılaşarak vatanseverlik ve dindarlık gösterileri,  milletten koparak millete vekillik  yapanlar, tarihi de, yaşanılanları da, sergilenen ihanetleri de, kendi gafletlerini de okuyamazlar!»


Tarihten ders almak gerekir!

AKP yöneticilerinin Amerikalıları memnun etmek için Türk subaylarını hiç endişe duymadan sorgusuz –sualsiz, iftira ve tertiplerle içeriye attıkları gibi geçmişte, Padişah Vahdettin de İngilizleri fazla tedirgin etmemek, onları memnun etmek için 60 kişi içerisinden 27 kişiyi seçerek, yeter ki beni deliğe süpürmeyin dercesine tutuklattı.

30 Mayıs 1919 tarihinde Yasağa rağmen vatansever  100 000 kişi Sultanahmet’te toplanarak miting yapıyor, polisin emri dinlenilmiyor ve kalabalık bütün çevreyi kuşatıyor!

İzmir’in işgali ve Yunan bayraklarıyla kuşatılması karşısında o günlerde vatansever gazetelerin attıkları bir başlık dikkatlerimizi çekiyor : «Edirne İzmir için ağladı!» Pekiyi kendimiz için soralım bugün Kürecik’teki,  İzmir Limanlarındaki, Adana İncirlik’teki, Ankara’daki, Silivri’deki Amerikan kuşatmaları karşısında kaç kişi ağladı?

Tarih 26 Haziran 1919... İstiklâl Gazetesi’nin attığı başlık onur kırıcı bir aşağılamayı bize duyuruyor... Amerikan Başkanı Vilson : Türkler İstanbul’dan atılmalıdır! Bu başlığın altındaki manşet ise : Damat Ferit heyeti Paris’ten kovuluyor! 

Bugün için de  Amerika aynı gayeleri güdüyor. Türkiye’yi, Türk Milleti’ni Türkiye’den atma projesi içerisinde şu an Türk Milletinin kahramanlarını AKP’yi kullanarak Silivri’ye attı. Bundan sonra ki etapları ise ben düşünmek bile istemiyorum. Tek kelime ile söylüyorum: AKP yöneticilerinin konuştuklarının, sergilediklerinin tamamı İslâm dışı... Sizi içlerine hapsettikleri, rahibeye benzettikleri türban da tamamıyle İslâm’ı temsil etmiyor. AKP’den uzaklaşarak başörtülerinize sahip çıkınız!

O tarihlerde Türkiye genelinde yapılan miting sayısı 96 iken, sadece İstanbul’daki miting sayısı ise 6 idi. Bugün sergilenen duyarsızlıkları o zamanki duyarlılıklarla kıyasladığımız zaman daha vahim bir yöne doğru gittiğini görüyoruz!

Bu da Süleyman Nazif’in diliyle vatana, bayrağa, devlete sahip çıkmayarak yaşayacaklarımızı hakedeceğimizi, zulümlere müstahak olacağımızı göstermektedir.

Yunanlılar Anadolu’da kasaplık yaparken Vahdettin ve mütareke basını onları savunuyordu!

Bu vahim  işgal manzaraları karşısında, insan katliamları olurken 19 Mayıs 1919’dan tam 4 gün önce Harbiye Nazırı Şakir Paşa’nın bu gibi şayialara (söylentilere) önem vermeyin şeklinde katliamları umursamaz  bir şekilde cevap verdiği gibi, masum çocuklarımıza kadar uzanan süt zehirlemelerine, imtihan skandallarına, deniz feneri vurgunlarına;  telekomdan limanlarımıza kadar bir çok stratejik, kâr eden kurumlarımızı ecnebilere satmalarına, AKP yöneticileri aynı duyarsızlıklarla cevap veriyorlar! Gerçeklere, bize yaşattıkları skandallara, vahim olaylara sırtlarını dönerek, bu gibi şayialara (söylentilere) önem vermeyin, diye suçlarını, ihmallerini ört bas etmeye çalışıyorlar!

Vahdettin, Yunanlılar’ın İzmir’i işgal ettikleri zaman,  «bunlar bizim dostumuz, bize yardıma geliyorlar, bize medeniyet getiriyorlar» açıklaması yapıyordu. Bu zamanda mütareke basını da Vahdettin’i alkışlıyorlardı. Bugünkü yandaş basının AKP’ye  ve işgalci ABD’ye, işgallerini gizleyerek övgü yağdırdıkları gibi… Gaflet örtüsünü kaldırmak yerine umursamazlıklarını sergileyenler açık açık ALLAH’a (C.C.), ALLAH’ın emirlerine başkaldırdıklarını da ne yazık ki bilmiyorlar.

Vahdettin zamanında işgalin varlığını kabul eden ve her şey bizim hayrımıza diyen mütareke basını bugünkü yandaş basından daha dürüsttü!

1919’lu yıllarda Hadisat Gazetesi başyazarı  olan Süleyman Nazif, o işgal günlerinde kahramanca yazılar yazıyor ve toplumu uyarıyordu.

Tıpkı bugün ABD talimatıyla tutuklanacak kahraman subayların, vatansever yazar ve gazetecilerin isimlerinin yandaş gazetelerde ve şom ağızlarda konu edinildiği gibi o zamanlarda bu durum işgal kuvvetleri tarafından organize ediliyor ve kahramanlar tutuklattırılıyordu. Vatansever Ermeni vatandaşlarımızdan Babikyan efendi ve onun gibi olanlar da vatan savunması için,  işgal kuvvetlerinin ve işgal kuvvetleriyle işbirliği yapan hain yöneticilerin içlerine sızarak Süleyman Nazif gibi bir çok vatanseverin tutuklanacaklarını öğreniyorlar. Bunu daha önceden «aman dikkat edin» uyarılarıyla vatanseverlere duyuruyorlardı.

Süleyman Nazif, «Kara bir gün» başlıklı yazısında «müstahak olmasaydık bu felâkete duçar olmazdık» diyordu. Yıl 1919… Mütarekenin en zor ve acı günleri...  Felâketi getiren, fertlerin ve milletlerin gafletidir bir ülkeye... Bizim felâketlerimizin temeli ise hafızasızlığımızdan gelir : Dertler önümüze dikildiği zaman şahlanan gururumuz, derdin sonuyla beraber gaflet uykusuna dalar. Bir yenisi kapımızı çalıncaya kadar...

Süleyman Nazif, «şımarık ecnebi bir generalin sahte Fatih azametiyle Beyoğlu caddelerinden geçişi sırasında, Türk’e ait ne varsa hepsini inkâr eden nankör ve alçak Rumluğa, Ermeniliğe, Yahudiliğe karşı bunu unutmayacağız. Yüzyıllar geçse de unutmayacağız. Biz ki onların millî varlıklarını âlicenablığımız  (yüksek ahlâklılığımız) neticesi, onlara ihsan etmiştik. Amma bir daha unutmayacağız» diyordu.

Süleyman Nazif 1927 yılında hayata gözlerini yumdu. Ama  1919’dan 09 Eylül 1919’a kadar sel gibi akan Türk kanlarını ve Lozan’da yaşananları unutmadık.

Bugün «Sıkıcı resmî törenler» diyerek bayramlarımızı aşağılayanların «sıkıcı hâle geldiklerini» onların yüzlerine ve aziz Türk Milleti’ne haykırmak zorundayız.

«Kapalı oda milliyetçiliği, masa başı ülkücülüğü, bilgisayar önü kahramanlığı, gerçekler dışında kalarak devrimcilik, yozlaşarak ya da ılımlılaşarak vatanseverlik ve dindarlık gösterileri,  milletten koparak millete vekillik  yapanlar, tarihi de, yaşanılanları da, sergilenen ihanetleri de, kendi gafletlerini de okuyamazlar!

1919 yılı öncesi, mütarekede Ayasofya’nın minarelerine çan, kubbelerine haç takılmasını Yenibahçeli Şükrü Oğuz nasıl önlemişti?

Anavatan düşman istilâsına uğramış, İstanbul işgal edilmişti.

1918 Mütareke ahkâmının her vesile ile galip devletler tarafından süistimale uğratılması memleket aleyhinde gizli hıyanetlerin tertip edilmekte olduğu endişesini doğurmaktaydı. Bu hallerden cüret ve cesaret alan gayri müslim unsurların bir kısmının küstahça taşkınlıkları almış yürümüş, hiçbir Türk de, malından, canından emin değildi.

İşte yabancı bayrakların Beyoğlu caddelerinde dalgalandırıldığı o acı günlerde Ayasofya Camisi üzerinde ihtiraslar ve tertipler kabarmıştı. Minarelerine çan, kubbelerine haç dikme hazırlığında olanların olduğu duyurulmuştu. O günlerde ülkemizin kurtuluş mücadelesinde canla başla gayret gösteren rahmetli Kurmay Albay Kara Vasıf Bey’in komutasında çalışan gizli Karakol Mukavemet Teşkilatı da bu haberi doğruladı. Bu tertipleri önleme görevi de Hücum Taburu Kumandanı Binbaşı Şükrü Oğuz’a verildi.

O bir bildiri yayınlayarak bu konudaki duyarlılıklarını kötü niyetlilere sert bir kararla duyurdu : 

«Ayasofya Camisi’ne karşı herhangi bir tecavüz silahla karşılanacaktır. Üstün kuvvetlerle hücum karşısında mukavemet kırılacak olursa minarelerine çan ve kubbesine haç takmalarına fırsat vermeden  Ayasofya Camisi  dinamitle berhava edilecektir (havaya uçurulacaktır, kullanılmaz hale getirilecektir). Hücum taburunun korkusuz kumandanının dehşet uyandıran ve her taraftan işitilen bu azimli ve kesin kararı karşısında Ayasofya’ya göz dikenler yılmış ve bu tasavvurlarından tamamen sarfınazar etmişlerdir.» (1)

Bugün AKP yöneticileri o zamanki duyarlılıkları, kahramanlıkları, fedakârlıkları unutturmak için bizi bayramlarımızdan, tarihimizden, özümüzden koparmak istiyorlar!

Birlik olun, kararlı olun, ülkenize sahip çıkın, sessiz kalmayın,  emperyalist ülkelerden talimat alarak ülke yönetenlere gereken onurlu cevabı verin :

Ne mutlu Türk’üm diyene!

*Cemal Kutay, Tarih Konuşuyor Mecmuası, Ağustos 1964, Sayı 7, Sayfa 568 (1)

Üzeyir Lokman ÇAYCI - 19 Mayıs 2012 - Paris

Son Yazılar

Mostly clear

13°C

Istanbul