40yil_oncesinden_taze_bir_soluk225

Kırk yıl öncesinden taze bir soluk!

Sistemin ve cilalayıcı medyasının huyudur gerçekliği tek bir boyuta indirgemek.

Tutulmuş insanı isteyenlerin aklı da yozlaştırmaları gerekir. Tek boyuta indirgenmiş gerçeklikle beslenen de işte bu yozlaşan akıldır. Bu ilişki sanatta, ailede, ahlâkta, düşlerde yani yaşamın kendisinde görülüyor. Şuan belki de bizim için en önemlisi bu ilişkiyle bir topluma kahramanlarının nasıl hatırlatılmaya çalışıldığıdır.

Deniz Gezmiş, Türkiye'nin devrimci birikiminin genç ruhu. Peki onu nasıl hatırlayacağız? Hatırlamak için bir zaman tanımış olmak şart değildir. Genç arkadaşlarımız, ben de dahil, için de hatırlamak mümkündür. Öğrendiğimiz Deniz Gezmiş'i belleğimizde inşa etmek ve onu hatırlamak yapılabilir bir şey. Deniz Gezmiş'i görmüş olanlar bile farklı noktalara vurgu yaparak farklı karakterler anlatıyorken, bizimkisi hiç de gerçeküstü değil.

Gençliğin özlemlerini bir araya getirmek!

Onu hiç görmemiş, kitaplardan okumuş ve büyüklerden dinlemiş gençliğin en büyük kılavuzu aslında yine kendisidir. Deniz, çevresindekilerin yüreğine dokunabilen, onları harekete geçirebilen bir gençlik önderiydi. Özlemleri dile getirebilmek ve buna karşı program koyma yeteneğiyle bugünün gençliğiyle de en doğal ilişkisini kuruyor. Onu silahlı eylemler yapmaktan ibaret bir eylemci ya da haksız yere idam edilmiş bir devrimci olarak değil bugün bizim de izlediğimiz yolun takipçisi, mücadele adamı, gençlik önderi olarak hatırlıyoruz.

68 kuşağıyla aynı üniversitelerin sıralarından kırk yıl arayla geçiyoruz. Benzer özlemlerimiz, benzer mücadele tabanlarımız var.

İhtiyaçlardan beslenen eylemsellik!

Mücadele denildiğinde kafada ilk canlananlardan biridir eylemsellik. 68 gençliğine baktığımızda eylemselliklerindeki önemli artı ihtiyaçtan beslenmesiydi. Üniversite işgallerinde Deniz Gezmiş'in bulduğu "Sağ Sol Yok, Boykot Var" sloganı kitleyi maddi ihtiyaçlarına yönelik mücadele etrafında birleştirmişti. Aslında siyasi kavrayışı pratiğin içine taşıyarak mücadelenin sistemle karşı karşıya geldiği noktalarda "sol"u vücuda getirecek olan bu yol en devrimci tercihti. Kendine sol, sosyalizm sözcüklerini bağıra bağıra atfetmeyecek kadar da özgüvenliydi.

Çağın özgür ruhu!

Deniz'de bir zamanın et ve kemiğe bürünüşünü yakalayabiliyoruz. En başta kendini özgürleştirmiş, halkıyla birlikte bunun doruğuna çıkma gayretinde bir ruh. Düzenin bağrında yeni bir insan ve ahlâk. Arkadaşlık duygusu, insan sevgisi ve özgürlük tutkusuyla devrimi özümlemiş bir zamanın simgesinden bahsediyorum. Yaşamı bir bütün olarak görmek ve her alanında devrimci tutum sahibi olmanın müthiş cesaretini anlatmaya çalışıyorum.

Arkadaşım Deniz Gezmiş!

Yukarıda yazılanlardan hareketle gençliğin belleğinde inşa ettiği, edeceği ve hatırlayacağı Deniz Gezmiş için en güzel ham maddelerden olan bir kitap yazıldı. Yazarı Deniz Gezmiş'le 68 hareketinin en hararetli zamanlarında dostluk kurmuş bir başka devrimci önder: Doğu Perinçek. En başta değindiğim gerçekliğin tek boyuta indirgenmesini, çarpıtılmasını yazar başka bir ifadeyle anlatmış. Ona göre bu bir çeşit iki yüzlülük biçiminde harekete geçiyor:

"Bugün Deniz Gezmişlerin heykelleri dikiliyor; heykeller törenlerle açılıyor. Gazeteler, büyük fotoğraflarla veriyorlar.

"Deniz Gezmişler artık özgür! Ama bu "özgürlük", Denizlerin ölüsüne tanınan özgürlüktür. Dirileri yine hapislerdedir. Sistem, Nâzım'ların, Deniz'lerin ve Uğur'ların ölülerini cennetlerde ağırlıyor; onların heykellerini dikiyor; dirilerini ise yine duvarlara gömüyor."


"Haksız yere hayatını kaybetmiş" vicdanı o şahsiyetlerin fikri – siyasi duruşlarından neredeyse izole edilerek bağımsız bir söylem olarak ilerliyor. Düzenin medya endüstrisi tarafından da körüklenen bu bilinçli olarak yanlış yönlendirilmiş vicdan kaybettiğimiz aydınlarımızı, devrimcilerimizi artık kendi yasları içinde boğuyor ve bir de böyle öldürüyor. Sanıyorum ki ölülerin cennette ağırlanıp dirilerin duvarlara gömülmesi bundandır.

Rüzgâr ve Deniz ters yönlerde esiyor!

Bu değerli çalışmada da vurgulanmış. Deniz Gezmiş'in 27 Mayısçılığı, Kemalist devrime bakışı, 19 Mayıs'ın anlamını tarif edişi bugün tekrar tekrar hatırlanması gereken noktalar. Çok açık ki Deniz Gezmiş'in mirasıyla bugünün ideolojik hegemonyası birbirlerine zıt yönlerden geliyor.

Deniz Gezmiş'i fikirlerinden soyutlayarak, Cumhuriyet Devrimine bağlılığını bilmezden gelerek çığırtkanlığını yapmanın sisteme bir faydası da bu karşıtlığı aslında varolmayan imajlar yaratarak ortadan kaldırmaktır.

Bursa Nutku'ndaki Türk genci!

Perinçek kitabında sık sık Deniz Gezmiş'in de demeçlerine yer vermiş. Deniz Gezmiş'in ağzından kendisini Mustafa Kemal'le ilişkilendirişini görelim:

"Üniversite öğrenimi yapmak Anayasa'nın verdiği bir haktır. Öğrenci olarak devrimci mücadeleye katılmak ise, Mustafa Kemal'in bize yüklediği bir görevdir. Dünyanın bütün gericileri bir araya gelseler bu hakkımızı ve görevimizi elimizden alamayacaklardır."

Bugünlerde Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı "sosyalist"lerin sahip çıktığını söylediği Deniz Gezmiş aynı Deniz Gezmiş mi? Kendimize soruyoruz.

Vasiyet niteliğindeki bilim vurgusu!

Bu çalışmanın belki de en yenilikçi noktalarından biri daha Deniz Gezmiş'in babasına olan son mektubunun daha önce işlenmemiş bir bakış açısıyla işlenmesiydi. Kardeşinin bilim adamı olmasını, bilimle uğraşmasını istemesiyle ilgili yorumu kitaptan aktaralım:

"... Deniz'in mektubu, çok nesnel ve sadedir. Kişiliği de öyleydi. Ancak o sadelik, bu kez daha anlamlıdır. Çünkü sadelik, efsanenin değil, nesnelliğin biçemidir.

"İdamın kendisi bir efsanedir ve bizim toplumumuzun duygusallığını hiçbir olay idam kadar derinden etkileyemez. İşte bilime çağrı, o son sözlerde aynı zamanda efsanenin karşısına dikiliyor.

"Efsane, toplumların sınıflara bölündüğü kahramanlık çağlarından beri var. Bamsı Beyrek, Salur Kazan, Aşil, Hektor, hep o kahramanlık çağının efsane yiğitleri. Deniz Gezmiş, bu dünyadan giderken, devrimi düşünmüş ve vurgusunu efsaneye değil, bilime yapmıştır."

Bilim vurgusunun devrimcilere bir vasiyet olduğu noktasından hareket edecek olursak, gerçekten de yukarıda bahsettiğimiz tüm bağlamlarından izole edilmiş ölen arkasından toplumsal "vah vah" sürecine karşı bunu devrimci ve bilimsel bir tutumla ikame etme niyetini görebiliriz.

Denizler bugünün gençliğine ne öğretiyor!

Tüm bu saydıklarımız aynı zamanda ayrı ayrı öğrenilecek dersler bizim için. Rüzgâr nereden eserse essin dik, omurgalı durmak örneğin. Onlar sorgu odalarından idam sehpasına kadar bükülmeden yürüdüler. Üniversitede kitleyle bütünleşmek, tarihimizle doğru devrimci bağı kurmak yine hep Denizlerden öğrendiğimiz, öğreneceğimiz dersler.

Sadece bunlar değil elbette. Şahsiyetlerinde varlık bulmuş erdemli, samimi davranışları hele ki bugünün çürümesinde kırk yıl öncesinden bizlere yeni bir soluk veriyor.

Sanıyorum ki en çok da özgürlüğün emekle, mücadeleyle olan ilişkisini öğretiyorlar. Bizim neslimizin bireyci, atomize olmuş topluluklar içinde yetiştiği düşünüldüğünde, her mücadele verene "baksana kendi işine", "kazan paranı otur ", "bir sen mi kurtaracaksın" denildiğini duymak zor değildir.

İşte bu sözler sarfedildiğinde, Denizlerden özgürlüğün başka bir şey olduğunu öğreniyoruz. Parayla, lüksle, statüyle ilgili değil insanlık onuruyla, kendini yaratabilmekle, yaşamını kendin için yaşadığın yanılgısıyla değil gerçekten kendin için yaşamakla ilgili bir şey. Kendi özgürlüğünün toplumunkinden bağımsız olmadığını, köleleşmiş bir toplumda özgür olunamayacağını öğreniyoruz Denizlerden.

İdamının 40. yılında ne mutlu arkasında azimli öğrenciler bırakan Deniz Gezmiş'e!

Ne mutlu devrimin özgür ruhu olarak hatırlanacak Deniz Gezmiş'e!


Uğur AYTAÇ - 05 Mayıs 2012 - TGB
http://www.tgb.gen.tr/

Son Yazılar

Partly cloudy

15°C

Istanbul