yalcin_kucuk77_225

Çöküş Alametleri : İtirafçısız Dava!

“Kemal Kılıçdaroğlu, Fethullah Gülen’in sakızını çiğneyen adamdır…”

Diller ne kadar halkçı ve tarihi, ya “dâman”, külahlı “a”, ya da “daaman” yazmak durumundayız, canaan, kenân’dır ve dâman Farsça olmakla “etek” demektir. Ocağa, daha doğrusu, ateşin altına bir etek odun atma, daha doğrusu, “vurma” anlamındadır ve Fransızca’da brassée, “kucak” diyorlar.

Çok güzel, İran’da ve Türkiye’de, odunu kadınlar atıyor, bu nedenle “etek” söylüyoruz, öte yandan, Fransa ve modern Türkiye’de bu erkek işi, bu nedenle “kucak” kullanıyoruz.

İngilizce “add in fuel to the flames”, ateş sönüyor, harlamak gereklidir, şömineye veya ocağa iki büyük odun şarttır ve şimdi bunu yapıyoruz. İlker Paşa’nın tutuklanması ve davasının Ergenekon’a yazılması ve 12 Eylül Darbesi için gösteri, işte aranan bu iki odundur ve yüklenmiştir. Hepsi budur. Özet yapıyorum, Silivri sönmektedir, moralleri çökmektedir, mahkemeler ateş altındadır, cd’ler, videolar kül olmaktadır ve ocağa odun atılmaktadır. Hepsi budur.

ATEŞE ODUN ATMAK!

Samanyolu, Zaman, Tayyip Erdoğan çok şaşırtıcı bir şekilde, aynı lafı ettiler, Ergenekon’a güven tekrar gelecektir, sadece bunu söylediler. Televizyonları, 12 Eylül mahkemelerini anlatırken bizlerin Silivri tespitlerini birebir tekrarlamaktadırlar. 12 Eylül’de yargılananlar, neden yargılandıklarını bilmiyorlarmış, uydurmadır; 12 Eylül’de gözaltılar başlarken, herkese bir suç fişi verdiler, ama uydurmaya mecburlar. Çünkü bu gösteri ile maksat, Ergenekon’u yeniden ateşlemek ve alevlendirmektir. Odun atıyorlar, layıktırlar.

SUÇUNU ARAYAN SANIKLAR!

Bir, 12 Eylül’de, adet üzere, sıkıyönetim kararı ile üniversiteden atıldım. İki, hapse atıldım. Üç, hücrelere atıldım. Dört, günlerce ışıksız, masa boyunda beton üzerine atıldım. Askeri mahkemelerde, devlet güvenlik mahkemelerinde yargılandım, ama her şeye rağmen, tarif edilmez olsa da, hukuk vardı; askeri mahkemelerde biraz daha çoktu, şimdi zerresi yoktur. Tuncay Özkan dört yıldır suçunu aramaktadır ve 12 Eylül mahkemelerinin fazlası vardı, işkencelerdir. Bunların bir eksiği var, henüz işkence yapmıyorlar. Dosyalarını düzeltemiyorlar.

ÇÖKÜŞ ALAMETLERİ: İTİRAFÇISIZ DAVA!

Bunlar mı, yıldıramadılar ve yıldılar. Bunlar mı, bir tek önemli itirafçı, bir tek pişman çıkaramadılar ve pişmanlık işaretleri veriyorlar. Bu müthiş bir manzaradır, ben “İtirafçıların İtirafları” kitabını yazan adamım; bu, paşası ile öğrencisi ile, aydını ile subayı ile, bir tek pişmanı olmayan uzun ve uzatılmış bir zulümdür; bunlardan birisi olmakla gurur duyuyorum. Vah vah, yazacak bir tek itirafçı ve bir tek pişman bulamıyorum. Bu, karşımızdakileri yıkmaktadır ve Cumhuriyet sağlamdır. We are on the way to overcome them.

12 EYLÜL OYUNUNA RED!

Solcu olmak mı, hep birisi olmayı yaşamımın sevinci saydım, şimdi daha çok sevincim var. Tesadüfen Oğuzhan Müftüoğlu’nu dinledim, 12 Eylül zindanlarının gediklisidir ve onurudur; elinin tersi ile reddetti. Muzaffer Erdost kardeşini işkencede verdi, “bu oyunu oynamam” dedi. Hepsi, hepsi başlarına attılar. Bütün sosyalistler bu vodvili bozdular ve Tayyip Erdoğan’a ise, Kemal Kılıçdaroğlu’na teşekkürü bıraktılar.

Kemal Kılıçdaroğlu mu, Fethullah Gülen’in sakızını çiğneyen adamdır. Bu Cumhuriyet’in bütün kazanımlarının satıcısı ve vericisidir; vermeyi seven adamdır. Yanında, Cumhuriyet’in büyük kurucularından İsmet İnönü’nün torunu var; Mılıçdaroğlu mu, satıcı ve vericilerden melek yapan bir dersimîdir. Melekleriyle birlikte gideceği günler yakındır ve belki de “yarın” diyebiliyoruz. Geliriz ve galiba hâlâ oradadır.

AKEPE BU DAVALARA MUHTAÇTIR!

Parantez açabilir miyim, a, bu akepe bu davalara ve bunları sürdürmeye muhtaçtır; b, Fethullahilerin gitmelerini ve yerlerini Nursi’lerin almasını, bu davalar açısından önemsememeyi öneriyorum. Erdoğan 12 Eylül sirki üzerine konuşurken bunu açıkladı, tekrar ediyorum; Silivri’nin canlanmasını ümitle beklemektedir.

DEVLET TARİKATI!

Ve parantez içinde parantezle devam ediyorum, bir, Türkler, doktrinde ve tarikatta çok zayıftırlar. Nakşibendi’yi, Mülk-i Osmani’ye getiren Halid Kürt idi, Abdülhamit sıkıştığında, Halidiye’yi Osmanlı topraklarına yaymayı politika bildi. İki, Said-i Kürdi’nin, Nursi de çağırılıyor, yaptığı Halidiye’yi daha da basitleştirmektir; Halid Hindistan’a gidip Nakşibendi olmuştu.

Üç, Fethullahi bir devlet tarikati idi; savcılar ararken, Devlet Başkanı Özal, Çankaya’da saklıyordu. İç Asya’ya giderken, cebinde Devlet Başkanı Demirel’in “hamil-i kart” deyu başlayan tavsiye yazıları bulunuyordu. Ve Başbakan Ecevit, kendi ifadesiyle, İnönü “beni güldürme” demektedir, bu seyyar vaiz ile “felsefe tartışıyordu”. Ve Yaşar Paşa ile İlker Paşa, birkaç Fethullahi astsubayı tard etmeyi iş bildiler, bacanın sarılmasına göz yumdular. İşte budur.

İSMET PAŞA & SAİD-İ NURSİ!

1956 yılında, Menderes çok sıkışmıştı; Said-i Nursi “Demokrat Parti’yi destekleyin” fetvasını çıkardı ve İsmet Paşa’nın üzerine yürüdü. Ordu bugünküne benzemiyordu ve hassastı. İsmet Paşa’yı açıkça ve eylemli bir şekilde koruyordu, Said-i Kürdi geri adım attı. Said-i Kürdi’ye bağlanan nurculuk, din ya da şeriat olmaktadır; şimdi Amerikan yolu var, şeriat, Kuran ile değil, tarikatlarla gelmektedir. Mardin’de, bir üniversitede açılışı yapılmıştır ve ben, sadece haberci’yim. İşim budur.

ŞERİAT AÇILIMI!

Bir, açılımı yapan Hüseyin Çelik Nurcu’dur ve Nurcular, Fethullah’ı hiç ciddiye almazlar, pek bilgisiz buluyorlar. İki, Erdoğan Fethullahi tarikata çok uzaktır. Üç, Nakşibendiler ile Nurcular birbirine yakındırlar. Dört, kapatılacak özel dershaneler, şerri okullar için hazırdırlar. Beş, “şeriat” dini yasa anlamındadır. Altı, Mılıçdaroğlu haklıdır, artık laisizm tehlikesi yoktur, lafı bile edilmez, çünkü şimdi şeriat gelmektedir. Kılıçdaroğlu, Fethullah Gülen’in sakızlarını çiğneyen adamdır ve satıcı ve verici ve gidicidir. Ve ben haberciyim, işim haber yazmaktır ve haberlerim çoktur. Yazıyorum.

ERGENEKON DAVASI YENİDEN BAŞLIYOR!

Bitiriyorum, İlker Paşa mı, askeri mahkemeleri veren subaydır ve tutuklanmasının planda olduğunu sanmıyorum. Erkan-ı Harbiye tarafının ise hayli zayıf olduğunu biliyoruz; gözaltındaki 102 subayı kurtardı ve peki sonra, “şimdiki paşalar harika” diyorum. Ve ekliyorum, Amerikan islamında kin öndedir, uygun düştü, İlker Paşa ile Ergenekon davası yeniden başlamaktadır. Demek, iki büyük paşamızı ateşe attıkları oduna saydılar.

HABERCİ!

Bu bir ters iştir ve işleri hep ters gitmektedir. Bir, ancak çöküş ekonomileri böyle müsrif teşvik tedbirlerine başvuruyorlar. İki, “sıfır sorunla” komşularla nasıl cenk ederiz, bunun formülünü arıyorlar. Üç,  Batı ile bütünleşip zengin olacaktık, şimdi en Doğu’da, Çin’in kapısındayız. Çok güzel, İran’da bir söz daha var, şeytan ra ders mi dehad, “şeytana ders verir” anlamındadır, ama biz, “şeytana pabucunu ters giydirir” şeklinde de anlayabiliriz. Çok güzel, yalnız, bir, iki, üç, bunları ben yapmadım. Ben yazıyorum, kendime “haberci” diyorum. Yalnız yapacaklarımız var, “yeniden” diyoruz.

Yalçın KÜÇÜK - 17 Nisan 2012 - Silivri
Silivri 1 No’lu Cezaevi
http://www.ulusalkanal.com.tr/

Son Yazılar

Partly cloudy

30°C

Istanbul