kelepce_neye_yarar225

Acele kölelik!

“Son yıllarda bir gazeteyi elime aldığımda, eğer önceki gün Eskişehirspor maçı varsa ben de çoğunuz gibi önce spor sayfalarını okuyorum.

Ama onun dışında dikkatle incelediğim sayfalar, basın ilan kurumunun gazetelere gönderdiği mahkeme ilanları. 2001 krizinden önce mesela, icra takipleri, borç davaları ağırlıktaydı. Her gazetede sayfa sayfa borcundan dolayı mahkemeye verilen insanlarla ilgili mahkeme duyuruları çıkıyordu. Bütün bu okuduklarımdan sonra da, birisi birisine kitapçık fırlattı diye ekonomik kriz çıktığını zannedenlere bir hayli şaşırmıştım.

“Bu sıralar dikkatimi çeken başka bir ilan tipi var. Ülkenin dört bir yanındaki Asliye Hukuk Mahkemeleri, Kamulaştırma Kanunu’nun 10. Maddesi gereğince ilan yayınlıyor. Belki de kimsenin okumaya değer bulmadığı bu ilanları okuduğunuzda küçük çaplı bir şok yaşıyorsunuz. Zira satır satır, sayfa sayfa,  belli bir ilde ya da ilçede tarlaya, arsaya sahip olan insanların isimleri yayınlanıyor ve bu insanların tapulu mallarının “mallarını satmaya yanaşmadıkları için” EPDK tarafından kamulaştırıldığı yazıyor.

“Kısaca özetlemeye çalışayım. Sizin, diyelim on dönüm bir tarlanız var. Burada ekiyorsunuz, biçiyorsunuz. Derken günün birinde bir enerji şirketi geliyor ve size “bu tarlayı 10 liraya sat”  diyor. Siz kabul etmiyorsunuz. Atıyorum hiç satmak istemiyorsunuz ya da “manyak mısın sen kardeşim, bu tarla en az 100 lira eder” diyorsunuz. Buraya kadar her şey normal. Temelinde mülkiyet hakkının bulunduğu kapitalist bir sistemde kimse sizi mülkünüzü satmaya zorlayamaz. Ama bundan sonra ne oluyor? Artık nasıl oluyor bilmiyorum ama koskoca devlet sizin malınızı “acele kamulaştırma” kapsamına alarak sizden alıp o şirkete veriyor.

“Hayır, “acele kamulaştırma” işini de tam olarak anlayamıyorum. Benim bildiğim acele işe şeytan karışır, hele ki ticari işlemlerde “hadi, hadi çabuk çabuk yapalım” diye işi aceleye getirmeye çalışanlara dolandırıcı gözüyle bakılır.

“Ayrıca bu nasıl kapitalizm, bu nasıl serbest piyasa ekonomisidir onu da anlayamadım. Tarla adamın, satmak istiyorsa satar, istemiyorsa satmaz ya da kaç liraya istiyorsa o kadara satar. “Ama o tarlalar o kadar para etmez…” Yahu sana ne? Gözünüzü seveyim, İstinye’deki deniz bile görmeyen ABD konsolosluğu manzaralı kıytırık evler bir milyon dolar eder mi? Etmez. Ama herifçioğlu onları bir milyon dolara satıyor mu, satıyor. Elinizdeki Iphone’lar, Ipad’ler o kadar para eder mi? Etmez. E gidip Apple’a diyemiyorsunuz ama “şu fiyattan satacaksın” diye. Mesela benzin de bana ve hatta uluslararası enerji piyasasındaki rakamlara göre o kadar etmez ama çatır çatır alıyorsunuz parasını değil mi?

“Sadece enerji yüzünden değil; kentsel dönüşüm, maden arama, toplu konut projesi gibi gerekçelerle her gün onlarca vatandaşımızın malı mülkü üç otuz paraya elinden zorla alınıyor, 100 liralık evleri için ellerine 10 lira tutuşturuluyor ve bunun adına yağma demiyoruz, acelee kamulaştırma diyoruz. Kahvede çay mı söylüyorsunuz “iki çay yolla acele olsun” diye anlamadım ki? “Kusura bakma birader yeni su çektim” demeye kalkanın da malını zorla alıveriyorsunuz.”

Uykusuz yazarı Barış UYGUR - 27 Mart 2012 - Büyük Çöküş
http://cokus.wordpress.com/

***************************************************************************
Y   o   r   u   m   l   a   r

nlty2000 - Büyük Çöküş 27 Mar 2012


Barış Uygur’un söylemediği şu : Bu bir saldırı. Algı eşiği yüksek olanlar 2002′den sonra ivmelenen bu akışı farketmiyorlar. Algı eşiği yüksek olanlar ancak patlayan silahların seslerini, parlak ışıkları farkedebilirler. Benim gibi algı eşiği düşük olanlar ise marjinal, paranoyak, …ist gibi hazır etiketlerle aşağılanıp göz ardı edilir. Peki, bekleyin bakalım. Zaman kimin haklı olduğunu gösterecek.

Devletin işlevi tamamen değişti. Siz uykudayken, devlet, kar güdüsüyle yönlenen kapitalist piyasayı düzenleyicilik görevini terk etti. Sazı eline aldı. Ekonomik yamyamlık üzerine kurulu bu sistemde yenilenmeyen doğal kaynak akışı artamayınca, klasik yöntemlerle katma değer üretilemiyor. Özelleştirme hacizdir, hırsızlıktır demiştim. Kelime itibariyle aksi istikameti gösteriyor gibi görünse de, kamulaştırma da bir özelleştirmedir. Kapitalizmin zirvesinin sermaye sosyalizmi olması gibi, kamulaştırma kapısı özelleştirmeye açılıyor. 1984 distopyasını yaşıyoruz. Savaşın barış, barışın savaş olduğu; siyahın beyaz olduğu zaman. Henüz “üretime geçirilmemiş”, “imar edilmemiş”; Türkçesi ırzına geçilmemiş alanlarda sıra. Akan nehre boşa akıyor, ekilen tarlaya, hayvan otlatılan otlağa boş duruyor diyen bozguncular, sermayedar tanrılarının emriyle elimizde kalan son varlığın, toprağımızın peşinde. Önce fabrikalar çalındı. Sonra barajlar, yollar, limanlar, havaalanları, madenler, yer altı suları, ırmaklar… Topraklar da gittikten sonra sıra neye gelecek? Blogumu okuyanlar veya beyni çürümemiş olanlar sıranın kendimize, insan varlığına geleceğini biliyorlar. Sanayi devrimi sonrası ortaya çıkan üretim araçlarını besleyip büyütecek doğal varlık tamamen tükendiğinde, özel mülkiyet çağı sona ermiş olacak, devrim öncesi tarım temelli derebeylik geri dönecek. Daha acımasız, daha kanlı olarak. 

Bu saldırıya direnmemekle, kendimizi savunmamakla, henüz doğmamış çocuğumuzun, torunumuzun ömür boyu kölelik sözleşmesini onlar adına imzalamış oluyoruz. Çocuğunuzun varlığı, sermaye sınıfının varlığına armağan olacak. E zaten iş bulamayacak, boş duracaklardı.

********************************************************
ninlil 29 Mar 2012, 19:17

Merhaba, kaygılarınızı paylaşıyorum.
Devletin işlevinin değiştiğini ben de belediyede çalışırken anlamıştım. Toplam Kalitecileri getirdiler ve “artık vatandaş yok müşteri var!” dediklerinde eyvah dediydik..
Yıl 1998..Bursada DSP belediyeleri yönetir iken! 14 yıl olmuş.
ABD emperyalizmi ve bulduğu ekibin acelesi var çünkü; 2013 Ocak’ından sonra ordusunun masraflarında kesintilere gitmek mecburiyetinde kalacak…mış!…
Bölgede epey çalışma yaptılar, kadrolar kurdular, o kadar emek harcadılar şimdi suları, verimli tarım alanlarını kısacası malımızı istiyorlar. Canımızı istemeye az kaldı.
Millet ise bu dünyayı bıraktı öbür tarafa hazırlanıyorlar.
….
Bugün okuduğum bir yazıdan alıntı, şöyle;

“…Bugün, gazetelerin, televizyonların, internetin, sosyal medyanın, kitapların, dergilerin fal, muska, büyü, cinler, dualar, parapsikoloji, ruhçuluk, medyumluk, telekinezi gibi safsataların mecrası haline getirilmesi, toplumun dinselleştirilmesine dahildir. Dinselleşme dediğimiz ille de toplumsal yaşamın namaz ve iftar saatlerine göre ayarlanması, hac ve umre ziyaretlerinin devlet protokolüne girmesi, her ağzını açanın dinsel referanslarla lafa başlaması değildir. Toplumsal bir çıldırı halinde tasavvufi kitaplara sarılmak, herkesin her fırsatta dinsel referanslarla yaşamaya başlaması, “solcu” gazetelerde bile ilahiyatçı akademisyenlerin köşe yazarı olması, edebiyat yapıtlarına bile dinsel öğelerin serpiştirilmeye başlanması… Bunların hepsi toplu bir dinselleşme / dinselleştirme operasyonudur.

Bu bir karanlık dönemdir.”

Kaynak: http://haber.sol.org.tr/yazarlar/ahmet-cinar/siyasal-islam-nicin-antiemperyalist-olamaz-53185

Saygılar.


********************************************************

nlty2000 30 Mar 2012, 15:49


Masraflarda kısıntıya gidecek olan sadece ABD değil, bütün dünya. Tam olarak nereden kısılacağı, nereye aktarılacağı önemli. Genel bir kural olarak ihtiyaç sahibinden(fakirden) kısılıp ihtiyacı olmayana(zengine) aktarılacağı söylenebilir.

Evet son yıllarda iyi çalışıyorlar, hani benim aleyhime çalışmıyor olsalar takdir edeceğim neredeyse. Ağzımıza burnumuza kadar ajan doldurdular. Ben Ankara’dayım. Caddelerde ABD otolarından, iş merkezlerinde CIA bürolarından geçilmiyor. Önemli kamu binalarına giremiyorsunuz zaten. Girebilseniz oralarda da çöreklendiklerini göreceksiniz. Bakanların CIA müffettişlerini odalarına kapıyı vurarak girdikleri efsanevi Menderes dönemini katladılar geçtiler.

Öbür tarafa hazırlanmak kötü bir şey olmamakla birlikte, dini duygular milliyetçilik duygularıyla birlikte en kolay sömürülen duygular. Büyük bir tezgah açıyorsanız elinize ülke bayrağını veya din bayrağını alırsınız önce. Bayrağı gören cahil kitle aptala döner, köleniz oluverir. %90′ının vatan haini olduğu bir ülkede nasıl en büyük bayrak rekorları kırılıyor, resmi bayramlarda balkona bayrak asma adeti nasıl yaygınlaşıyor farkındasınız değil mi? İşte bunun gibi, güya %99′unu inançlı olan bir millet, dine sarıldığını zannederek Allah’ın emirlerine karşı gelmeye başlıyor. ABD tokat vurduğunda öbür yanağını dönmeyi değil, ona iki tokat vurmayı emrediyor bu din. Dine alerjik din cahili solcu yurtsever kesim işin içyüzünü araştırsa, manzaranın göründüğü gibi olmadığını, bilakis insanların akın akın dinden çıktığını görecek. Çünkü (en azından bu) din insana haysiyetli olmayı ve kimsenin önünde eğilmemeyi emreder. Zaman geçtikçe Allah’ın dinine saldıran azılıların alnının secdeden kalkmadığını, her şeye rağmen inancı sarsılmayan gerçek Müslümanların da dinsiz ilan edildiğine tanık olacağız. Ben bu konuyu buradaki ve donanımhaber forumundaki tartışmadan uzak tutmaya çalıştım ama, çöküşün ahlaki ve dini yönü de var ve bunu görmezden gelemem. İnsanların ahlakını çökertmeden ellerindekini kendi rızalarıyla alamazsınız çünkü. Haysiyetlerini çökertmeden ahlaklarını, dinlerini çökertmeden haysiyetlerini çökertemezsiniz. Meselenin dayandığı son nokta budur. Çapsız sol bakış bu coğrafyanın geçmişte İslam’ın zırhı, milletin de onun koruyucusu rölünü oynadığını unutuyor. 2001′de bir haçlı seferi başlattığını Bush kendi ağzıyla söyledi. Sağcı da olsa solcu da, kafasını kuma gömmeyi tercih edenler için pek ümit yok.

“Bu bir karanlık dönemdir”… Bu bir dönem değildir. Buna dönem demesi yazarın bunun geçici olduğunu kabul ettiğini gösterir ki, bilimsel bir tespit değildir. Bu gerçeğin inkarıdır. Direnmeden geçirilen her gün bu karanlığın kalıcı olmasını garantiliyor.


********************************************************

ninlil 01 Nis 2012, 12:06


Merhaba nlty2000,
Bursa da işgal altında, kalabalığın içinde çok iyi kamufle olduklarını sanıyorlar fakat yabancılar farkediliyor.
Anadolu toprakları, kadim uygarlıkların başladığı yerler ne yazık sefalet içinde çirkin yapılarda sığıntı gibi yaşayan insanlarla zaman geçiriliyor. Zamanın bu yaşadığımız diliminde, “10 000 firavun 7 000 000 000 köle” oluştu ya…kölelerin başına nöbetçiler dikiliyor!

Benim görüşüme göre dinler 5 000 yıldır insanlığın aklını almış. Ne yazık! Nerede bir zeka pırıltısı görülse, yok edilmiş.
Dinler hep sömüren sınıfların ardına saklandıkları bir kalkan oluşturmuş ve insanlığın aklı başından gitmiş.

Eğer şu gün akıl işlevsel olsa;
- Petrol’ün azaldığını bilerek banka kredisi ile araba almak isteyen olabilir mi?
-Doğal kaynakların; hava, su, gıda vb…azaldığı, kirlendiği dünyada nüfus artışının hızını arttırmak isteyenler kimlerdir?

Okullarda hayatı idame etme dersi verileceğine çocuklara hâlâ anlamadıkları dilde bir takım “mantra”ları ezberletmeye çalışanlar kötü niyetli insanların peşinden sürü halinde gidenlere ne yapılabilir sizce?

Endonezya da ki tsunamide bir video vardı; birisi gelen metrelerce yüksek dalgaya büyülenmiş gibi bakıyordu, yüksek bir tepeye sığınmış, videoyu çekenler ise büyülelen kişiye “kaç!” diye bağırıyorlar fakat seslerini duyuramıyorlardı.
İşte bugün, insanlık aynen bu durumda, gelen tsunami görülüyor fakat çoğunluk anlamlandıramıyor…kaçamıyor. Tepki veremiyor.
İnsanlık aklını kullanmayı öğrenmedikçe, başı beladan kurtulmayacak.
Çocukları korkutan öcü gibi, birilerinin insanlığı “Allah”, “God” vs ile korkutmasına son verildiğinde.. gerçek insan olma yoluna girebiliriz. Belki.

Ayrıca yaşamak umut değil midir.
Karanlık çağ 5 000 yıldır sürüyor… ama insanlık umudunu kaybetmemiş.
Umutsuz olursak elimzde başka ne var ki?

Saygılarımla.

Son Yazılar

Cloudy

20°C

Istanbul