oligarchie_des_incapables225

Demokrasiden idiyokrasiye!

Demokrasiyi postmodern dünyanın dini saymak mümkün.

Demokrasi en az din kadar metafiziktir ve fakat her türlü toplumsal eylemin ufkunu, bilincini belirleyecek kadar da fizik etki gösterir.

Meclis diye bir mabedi, medyada köşe başlarını tutmuş başrahipleri, taraftarlar gibi militanları var, ama kendisi yoktur.

Postmodern bir besmele haline gelmiştir; "demokrasi" demeden kentler bombalanmıyor, ekonomiler özelleştirilemiyor, koskoca bir ülkenin kurumları, birikimi, aydınları tasfiye edilemiyor.

Dahası, bu yeni Ortaçağ'da muhalefet de tıpkı egemenlerin diniyle ona isyan etmeye çalışan Ortaçağ köleleri gibidir.

"Demokrasi" diye yakarmadan itiraz edemiyorlar; efendilerinden vaat ettiği inayeti bekler bir halleri var ve çaresizlikleri burada yatıyor.

*** *** ***
Fransa siyaseti keskinleşirken!

Biz demokrasinin peşinde oyalanaduralım, demokrasinin beşiği sayılan Avrupa'da, özellikle de beşiklerin beşiği Fransa'da günümüz siyaseti başka kavramlarla tartışılmaya başladı.

Fransa'da çok satan  sol-cumhuriyetçi "indignez-vous" isyan edin bildirgesinin üzerinden çok geçmeden yeni bir çıkışla karşı karşıyayız.

Bugünlerde, Fransa'da ünlü kitabevlerinin raflarını ve televizyon kanallarını bir kitap işgal etmiş durumda:

L'Oligarchie des Incapables, yeteneksizler oligarşisi, önermeleri ve üslubuyla bir patlama olduğunu gizlemiyor.

oligarchie_des_incapables_sophie_coignard_romain_gubert2

Kitabın yazarları Sophie Coignard ile Romain Gubert, ünlü Le Point dergisinde yazan iki gazetecidir. Derginin eğilimine benzer biçimde, sağ bir bakışları olduğu hissediliyor. Yalnız, sağ derken, şunu belirtmek gerekir; Avrupa'da sağın özgün bir durumu bulunuyor. Sol düşüncenin "yeni sol" etiketli liberal taleplerle, kimlik siyasetiyle, sendikacılıkla had safhada apolitikleşmesi ve kişiliksizleşmesi, hatta en ağır liberal hükümetlere kadro-ideolog verecek düzeyde aşınması sonucunda kimi eleştirel akılların sağa kayması söz konusudur. Buna Balzac sendromu diyebiliriz; Balzac da böyle bir "muhafazakardı” ve yeni doğan burjuva toplumuna karşı en çıplak eleştiri hâlâ onun yapıtlarındadır.

İki gazetecinin kitabı da saptamalarındaki sertlikle dikkat çekiyor. Eninde sonunda gazeteci kitabıdır; teorisi zayıf, olgularda zengindir ve "bizi bir kast yönetiyor" yazacak kadar nettir. "Ayrıcalıklarla gizlenmiş, iktidarını arkaik bir tarzda uygulayan bu kast, yıllardır bizi duvarların ardından ince ince yönetiyor" diye devam ediyorlar. Sarkozy hükümeti, bu eğilimin yalnızca bir belirtisidir.

*** *** ***
Elit’ten kasta!

Fransız merkez düşüncesi için cesur bir çıkışla, Fransa ile Rusya'nın yazgısının paralel bir seyir izlediğini söylüyorlar, "une ironie de l'histoire", tarihin bir ironisi, Moskova'da komünizmin çökmesi ile Paris'te devletin küçülmesi, aynı etkiyi gösteriyor; rejimin elitleri dönüşüyor, ama değişmiyor.

Moskova'da da Paris'te de olan, privatisations sauvages "vahşi özelleştirmeler" ve kamu otoritesinin dağılması sayesinde bir yöneticiler grubunun zenginleşerek deyim yerindeyse şirazeden çıkmasıdır. Bu ne demek? Artık yönetici kesim, bir "seçkinler grubu" olarak tanımlanamıyor. Yazarlara göre, "şövalyelik çağından beri" elit olmak, ne olursa olsun, bir liyakat ve sorumluluk meselesidir; tarihte elitler, ellerindeki ayrıcalık karşılığında, topluma karşı görevler ve sorumluluklar yükleniyorlar; ayrıcalıklarını ancak böyle meşrulaştırabiliyorlardı.

Oysa bugün, Fransız toplumu "dominée plus que dirigée par une petite oligarchie", küçük bir oligarklar grubu tarafından yönetilmiyor, daha ziyade boyunduruk altında tutuluyor. Bu yöneticiler "impunité" durumundadır, cezadan azadedirler ve dolayısıyla topluma karşı hiçbir sorumluluk duymuyorlar.

*** *** ***

oligarchie_des_incapables_sophie_coignard_romain_gubertTekelleşme ve devletin iflası!

Nitekim, bu kastın hedefi de artık devletin güçlendirilmesi, zenginleştirilmesi değil, kamu mallarının tekelleri altına alınmasıdır.

Artık devlet yönetiminden değil, lobilerin "gözde sporlarından" söz ediyoruz; politikacıdan beklenen, bu kastın mensupları arasındaki yağma müsabakasını, dev tekellerin devleti parselleyip bölüşmelerini düzgün biçimde idare edebilmesidir.

Dolayısıyla, toplumun biriktirdiklerini yağmalamak için artık devlet yönetme yeteneği de gerekmiyor; "Fransa'da devletin neredeyse çökmüş olması, başlıca yönetim görevlerinin blokajı" devlet yönetiminin, işi gereği yeteneksiz ve bilgisiz böyle bir kasta devredilmiş olmasından kaynaklanmaktadır, idiyokrasi, yeteneksizler ve budalalar iktidarıdır, demokrasinin esamesi okunmuyor.

Dolayısıyla, kitapta Sarkozy hükümetinin nasıl bir himaye ve ayrıcalıklar sistemi oluşturduğuna ilişkin pek çok bilgi var. Sarkozy’nin ayrıcalıklı çevresi içinde yalnızca politikacılar, bürokratlar yok; Luc Besson, Christopher Lambert gibi ünlüler, şarkıcılar, toplumun gözü önünde sefa süren bu kastın kaçınılmaz unsurları oluyor. Bu starların görevi, insanlara, biat etmeleri karşılığında nasıl kolaylıkla yükselebileceklerini gösteren örnekler olmaktır. Statükonun kanatları altına, himaye düzenine çağrı, star'ların asıl rolleridir.

Bunu Türkiye'de Acunizm'e benzetebilir miyiz?

Sanmıyorum, Fransa kastı, Acun'larına "yetenek yarışması" düzenletecek ironi düzeyine varamamış durumdadır.

*** *** ***
Himayeci kabadayı olarak devlet!

En basit idari görevleri yerine getiremeyen, feodal "kabadayı" üslubuyla himayecilik ve "favoritisme" kayırma anlayışıyla yoğurulan, iktidar imkanlarını taraftarları arasında paylaştırmaktan başka idari yeteneği olmayan, daha doğrusu "kendi çıkarlarını koruma konusunda son derece yetenekli" olan bir kast sistemi söz konusuysa çözüm nedir?

Yanıtının, herkesin bildiği bir sır olduğu anlaşılıyor.

İki gazetecinin kitaptaki son değil, ilk sözü olan "bu iş kötü bitecek", bir solcu-devrimci politikacının değil, Fransız bakanlar kurulunda, bankacılık sektöründe yüksek kariyerli kimselerin görüşlerini yansıtıyor; bunlardan biri "İnsanlar buna daha fazla tahammül etmez. Ayaklanırlar" demekle, bir diğeri "Fransızlar'ın nasıl bu durumu itirazsız kabullendiklerini anlamıyorum. Bence bu fazla sürmez" sözlerini eklemektedir.

Yeni tekelci kast öyle katı bir şekilde örülmüş durumda ki, "elles ne se renouvellent qu'â faveur d'un bouleversement ou d'une révolution", ancak bir altüst oluş ya da devrimle yerlerinden edilebilirler.

Anaakım medyadan bu iki gazeteci, kitaptaki söyleşilerinden bu izlenimi çıkarıyorlar.

Demokrasi, ancak parazit, yeteneksiz bir kastın örtüsü oluyor.

Fransız düşüncesinde, demokrasinin öldüğü çoktandır ilan ediliyordu da idiyokrasiye geçiş ilk kez bu sarihlikte dile getiriliyor.

Kitapta da belirtildiği üzere,"1789'a dönülmüş" durumdadır; homurdanmalar duyuluyor.

Barış ZEREN - 12 Nisan 2012 - Aydınlık

Son Yazılar

Cloudy

17°C

Istanbul