savasa_hayir_cephesi225

Ayı İle Yatağa Girilmez…

İsmet İnönü, 1960’lı yıllarda, ABD ile aramız açılınca “Büyük devletlerle ilişki kurmak, ayı ile yatağa girmeye benzer” demişti.


DP, 1950’lerde yönetime geçince, Amerika ile sıkı işbirliğine girmiş, ona yaranabilmek uğruna Kore’ye asker göndermiş ve “Küçük Amerika” olabilmek için hayli çaba sarf etmişti.

1923 Devriminden, Atatürk ilkelerinden ödün verme de bu dönemde hız kazanmıştı.

Ne var ki bir dediğini iki etmediğimiz, uğruna 721 evladımızı yaban ellerinde, Kore’de bıraktığımız ABD, 1964 başlarında Kıbrıs’a çıkarma yapma girişimimiz karşısında, tüm dostluk, stratejik ortaklık kurallarını ve bağlarını bir yana bıraktı. Karşımıza dikildi.

“Buna izin vermeyiz” dedi. Bir de İnönü’ye o ünlü “Johnson Mektubu”nu gönderdi. Tehditler savurdu. Türkiye’ye “bir takım “yaptırımlar” uygulayacağını, bir Sovyet müdahalesi karşısında ABD’nin ve NATO’nun yardımcı olmayacağını belirtti.

Bu mektup karşısında Başbakan İnönü, o zamanlar “Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye bu dünyada yerini alır” diyerek öfkesini dile getirmişti.

Elbette dün olduğu gibi bugün de ayı ile yatağa girenler sonucuna da katlanmak zorundadırlar..
Çünkü ayının ne yapacağı belli olmaz…

Hele Amerikan ayısının ne yapacağı hiç belli olmaz.

O, bir yandan “stratejik ortak” oyununu oynarken, bir yandan da Genel Kurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun “28 Şubat gerekirse bin yıl sürecek” sözüne karşılık, “Millenium Challenge” yani “Bin Yılın Meydan Okuması”na girişir.

Türkiye’yi işgal etme tatbikatları yapar.

O, bir yandan “PKK ortak düşmanımız” der, bir yandan, uçaklarla, helikopterlerle onlara yardım malzemesi taşır, silah verir ve “Sakın ha benim iznim olmadan Kuzey Irak’a girmeyin” diye emirler yağdırır. Girersen de başına çuval geçirir.

Böylece hem Türk ordusuna ders vermeye kalkar, hem de Meclisten geçmeyen tezkerenin öcünü alır. Bir taşla iki kuş vurur.

Sen de elin kolun bağlı, arkasından aptal aptal bakarsın…

“ABD’ye nota verecek misiniz?” soruları karşısında da “Ne notası veriyorsun, müzik notası mı?” dersin.

Turgut Özal döneminde de Amerikan ayısı, Türk Ordusunu Irak’a sürmek istemiş, ama bunu başaramamıştı. Özal “Bir koyup üç almak” iddiasıyla, Irak’a girmeye, kınalı kuzuların canına kıymaya can atıyordu. Ama olmadı. Çünkü karşısında kendi Başbakanı Yıldırım Akbulutu, Genel Kurmay Başkanı Necip Torumtay’ı ve maden işçilerini buldu.

Bu büyük direniş, hem Amerika’yı hem de Özal’ı geriletmek zorunda bırakmıştı.

Şimdi Özal’ın bu misyonunu BOP Eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yüklendi.

Suriye harekâtına destek bulabilmek, ABD’nin emirlerini yerine getirmek umuduyla hasta haliyle kapı kapı dolaşıyor.

Bu yolda her şeyi, herkesi feda etmeye hazır.


Nitekim daha iki, iki buçuk yıl önce ailecek diz dize, göz göze oturduğu Beşar Esad birden kan akıtan, adam yiyen bir canavara dönüştü. Elinden ödüller aldığı Kaddafi’yi itlere kurtlara teslim etti. Cinayete ortak oldu.

Bugün Ortadoğu’da tehlikeli bir oyun oynanmaktadır. Hedefte Suriye vardır. İran ve Türkiye ise sırada bekletilmektedir. Suriye’nin parçalanması, Türkiye’nin de parçalanması, büyük Kürdistan’ın, ikinci İsrail devletinin kurulması demektir.

Bölücüler, ellerini ovuşturarak, alıcı kuşlar gibi Irak’ın, Suriye’nin parçalanmasını beklemektedirler.

BDP Başkanı Selahattin Demirtaş bu alandaki sevincini şu sözlerle ifade etmiştir:

“Irak bölünürse bağımsız Kürdistan devleti oluşacak. Suriye’de de özerk Kürdistan devleti oluşabilir. İran’da zaten Kürdistan eyaleti var. Bu durum’da Iğdır’dan Hatay’a, Türkiye’nin güney sınırları resmen Kürdistan olacak…”


Ama Suriye halkı birlik, bütünlük olup liderine sarılınca hem ABD emperyalizminin hem de BOP Eşbaşkanının girişimleri sonuç vermedi. Tüm silah sevkiyatına ve muhalifleri kışkırtmalarına karşın Beşar Esat’ı deviremediler.

Şimdi yeni tertipler ve planlar peşindeler…

Kilis’te kurulan “Mülteci Kampı”na saldırılar yapıldığı yalanını yayarak, “Sınır ihlali oldu” gerekçesiyle Suriye’ye müdahale zemini oluşturmaya çalışıyorlar.

Recep Tayyip bu konuda:

“Çok açık, net bir sınır ihlali olmuştur, şimdi atılması gereken adımları atacağız…”
diyerek bu düşüncesini açığa vurmuştur.

Oysa onların dediğinin aksine, tecavüz Suriye’den değil, Mülteci Kampından Suriye’ye yapılmıştır. Suriye’nin sınır karakolundaki bayrak indirilmeye çalışılmıştır…

AKP iktidarı bugün sonu belli olmayan karanlık bir maceraya atılmıştır ve geleceği tehlikelerle dolu bir yolda hızla ilerlemektedir.

ABD krizdedir.

AKP, ABD’nin direktifleri ile Suriye bataklığına saplanmıştır. 25 bin kişinin ihtiyacını gidermeye çalışmaktadır. Dünyanın parasını harcamaktadır.

Bu yüzden ekonomik kriz Türkiye’nin de kapısındadır.

Çin, Rusya gibi büyük devletlerin ve bölge komşularının düşmanlığını kazanan Türkiye ve ABD Suriye’nin parçalanmasını krizden çıkış yolu, kurtuluş yolu olarak görmektedirler…

Elbette bu gidişe Türk ulusu izin vermeyecektir. Hiçbir Türk anasının, babasının ABD’nin ve onun BOP Eşbaşkanın keyfi için yavrusunu yaban ellerinde şehit vermeye niyeti yoktur.

Bu nedenle bir Suriye müdahalesi, AKP iktidarı ve BOP eşbaşkanının da sonu olacaktır.

Çünkü tarih bu türden haksız savaşlara neden olup, vatanını ve vatandaşlarını tehlikeye atan, ölüme gönderen liderlerin kırık dökük mezar taşlarıyla doludur…

Ali ERALP - 13 Nisan 2012 - İlk Kurşun

Son Yazılar

Partly cloudy

13°C

Istanbul