doguperincek_mitingte_isvicre_225

Batı Kapitalizminin Yerine “Doğu Kapitalizmi" mi Geçecek?

İnsanlık, Fransız İhtilaliyle birinci demokrasi dalgasını yaşadı.

Avrupa çağı arkada kaldı. Şimdi Asya, Afrika ve Latin Amerika’nın milli demokrasi çağındayız.Ve Asya’dan yükselen yeni demokrasi, çöken emperyalist-kapitalist sistemin sınırları içinde tutulamaz.

Bugün üçüncü yazı oluyor.

Artık şu soruyu öne sürebiliriz:

Önde Çin’in bulunduğu Gelişen Dünya ülkeleri ve dünya halkları ile emperyalizm arasındaki çelişmenin çözümünde nasıl bir dünya tablosu ortaya çıkacaktır?

*** *** ***
Batı kapitalizminin yerine “Doğu kapitalizmi” mi geçecek?

Ergin Yıldızoğlu’nun yazdığı gibi, “Batı’nın egemenliğine dayanmayan yeni bir kapitalist dünya düzeni” mi kurulacaktır, yoksa insanlık yeni bir kamucu uygarlığa mı ulaşacaktır?

Yıldızoğlu arkadaşımız, gerçi ‘Batı kapitalizminin yerine bu kez Doğu kapitalizmi geçecek’ görüşünü Russian Today gazetesine gönderme yaparak belirtiyor (27 Mart 2012), ancak bütün yazılarında bu görüşü işlemektedir.

Can dostumuz Prof. Dr. Erol Manisalı da, “Çin ve Hindistan’ın da sistemin egemen güçleri durumuna dönüşmüş” olduklarını yazıyor (Cumhuriyet, 2 Nisan 2012).

*** *** ***
Batı-Doğu ayrımının bugünkü toplumsal-ekonomik anlamı!

Öncelikle belirtelim, Batı-Doğu ayrımı, feodal dönemden, hatta Eski Yunan’dan kalmadır.

Ancak emperyalizm çağında, bu ayrım Lenin’den başlayarak Bilimsel Sosyalist kavramlaştırmada, emperyalist ülkeler ile Ezilen Dünya arasındaki çelişmeyi simgeleyen bir içerik kazanmıştır.

*** *** ***
Kapitalistler ile kapitalistlerin çelişmesi mi?

ABD’nin başında bulunduğu emperyalist-kapitalist ülkeler ile Gelişen Dünya arasındaki ilişki, “kapitalistler ile kapitalistler arasındaki çelişme” diye açıklanabilir mi?

Önce toplumsal-ekonomik açıdan bakalım : ABD ve Avrupa ile Çin ve Hindistan’ı aynı kuruluş kapsamında görebilir miyiz?

ABD ve Avrupa 19. yüzyılın sonunda tekelci aşamaya geçmiş, kapitalizmin “en son” aşamasındaki, çürüyen ve çöken ülkelerdir.

Çin’in sosyalistliği üzerine tartışmayı bir kenara bırakalım, Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika dahil, BRICS ülkeleri, tekelci aşamada emperyalist devletler değildir.

Rusya da, kapitalizme geri dönüş ile birlikte bir tür “ileri Üçüncü Dünya ülkesi”ne dönüşmüştür. Askeri açıdan ABD’nin rakibidir, ancak savunmadaki bir kapitalist ülkedir ve Gelişen Dünya ile cephe tutmuştur.

*** *** ***
Birileri yerlerde sürünürken ötekiler niçin yükseliyor!

Aslında iki küme arasındaki farkı Yıldızoğlu da dile getiriyor:

“Batı kapitalizmi yerlerde sürünürken, BRICS ülkeleri büyümeye devam ediyor.”

Peki ABD, Avrupa ve Japonya niçin “yerlerde sürünüyor”?

Bu “yerlerde çürüme”, emperyalist toplumsal-ekonomik kuruluş nedeniyle değil midir?

Ve Çin, Hindistan, Vietnam, Brezilya niçin büyük bir hızla gelişiyor ve sistemdeki çürüme ve kriz niçin onları vurmuyor?

Bağımsız, halkçı diyebileceğimiz burjuva-demokratik/sosyalist toplumsal-ekonomik kuruluşları nedeniyle değil mi?

*** *** ***
Çağ dışı-tarih dışı açıklamalar!

Eğer 19. yüzyılda yaşasaydık, yani emperyalizm çağına girmemiş olsaydık, bu tabloyu, yaşlanmış kapitalistler ile genç kapitalistler arasında kamplaşma olarak betimleyebilirdik.

Ancak 18. ve 19. yüzyılda değiliz.

Kuzey Amerikalılar, 1770’lerde İngiliz imparatorluğuna karşı Washington önderliğinde İstiklal Savaşı yaparken, olaya “kapitalistlerin kapitalistlere karşı savaşı” diye bakan bir Marksist var mı?

Marx, 1871 yılında Bismarck’ın Almanya’yı birleştirmesini desteklerken, kapitalizmi mi desteklemiş oldu, yoksa devrimi mi?

Dünyada sosyalizm dışında ileri adım göremeyenler, ne Marx’ı, ne Lenin’i, ne Mao’yu, ne de bugünkü Türkiye’yi anlayabilirler.

Çağımızdaki Ezen-Ezilen veya Ezen-Gelişen çelişmesini iki kapitalist küme arasındaki çelişme olarak açıklamak, çağdışıdır, tarih dışıdır.

Ve bu tarih dışı açıklamalarla sürekli kapitalizm üretmek, karşıdevrim üretmekten başka bir sonuca götürmez.

Çünkü 19. yüzyıla çakılmış olan teori, sınıf mücadelesinin kazandığı uluslararası içeriği anlayamaz.

*** *** ***
Zenginler ile yoksullar arasındaki çelişme!

ABD’nin başını çektiği emperyalistler ile BRICS ülkeleri arasındaki çelişme, zenginler ile yoksullar veya zenginler ile gelişenler arasındaki uluslararası sınıf mücadelesidir.

Yıldızoğlu gibi veya “TKP” (SİP) yöneticileri gibi arkadaşların yanılgısı, dünyanın yoksullarının önüne sosyalizmi koymalarıdır.

Oysa yoksullar, sizin onların önüne koyduğunuz sorunu değil, kendi önlerinde nesnel olarak bulunan sorunu çözerler.

Aşamalar, zihinlerde atlanabilir, ama hayatta atlanamaz.

Kapitalizmin geri aşamalarında bulunan, hatta Ortaçağ ilişkilerinden kurtulamamış dünya yoksullarının önündeki devrim, milli demokratik devrimdir.

Marx’ın çok sade belirttiği gibi, hiçbir topluma önünde olmayan bir sorunu çözdüremezsiniz.

Dünya yoksulları, önce emperyalizmin denetiminden kurtulacak ve Ortaçağ ilişkilerini tasfiye edeceklerdir.

Kuşkusuz bu, içerik olarak burjuva-demokratik devrimdir.

Nitekim Leninler de 1917 Şubat Devrimine kadar Çarlığa karşı “Cumhuriyet” şiarıyla mücadele ettiler.

Siz, bu mücadeleye “kapitalizm için mücadele” diye kibirle bakarsanız, sosyalizm davasının dışında kalmaktan başka ne yapabilirsiniz?

*** *** ***
Sosyalizme açılımın temsilcileri!

Kaldı ki, özellikle Çin ve Vietnam, Kore, Küba, Laos gibi kendi hallerinde sosyalizmin alt basamaklarında olan ülkeler, bu Gelişen Dünya içinde sosyalizme açılımı temsil etmektedirler.

Diğer ülkeler de (Hindistan, Brezilya vb.) milli demokratik devrimlerini tamamlayarak sosyalizme ilerleme seçeneğine sahiptirler. O seçenek, onların emperyalizme karşı bugünkü mevzilenmesini küçümseyerek hayata geçirilemez.

*** *** ***
Çağımızın temel çelişmesi emperyalizm ile demokrasi arasında!

Çağımızın temel çelişmesi kapitalizm ile sosyalizm arasında değildir.

2012 yılındayız ve Lenin daha yüzyıl önce çağımızı açıklamıştı ve doğrulandı : Çağımızın temel çelişmesi emperyalizm ile demokrasi arasındadır.

Lenin, Afgan Şahının İngiliz emperyalizmine karşı mücadelesini desteklerken, bunun bir demokrasi mücadelesi olduğunu ortaya koydu.

Milli demokratik devrim teorisi, Lenin, Stalin ve Mao Zedung tarafından emperyalizme karşı mücadele pratiğinde geliştirildi.

İnsanlık, Fransız İhtilaliyle birinci demokrasi dalgasını yaşadı. Avrupa çağı arkada kaldı.

Şimdi Asya, Afrika ve Latin Amerika’nın milli demokrasi çağındayız.

Milli demokrasi, kaçınılmaz olarak sosyalizm yönünde ilerleyerek kendisini pekiştirebilir ve insanlığın sınıfsız toplum özleminin ufkunu açar.

Çin ve Vietnam, Gelişen Dünya’nın öncü konumlarında bu geleceği de temsil ediyorlar.

Doğu PERİNÇEK - 12 Nisan 2012 - Silivri


Yarın : Çin Ve Hindistan Yeni Bir ABD Olabilir mi?

Son Yazılar

Mostly cloudy

15°C

Istanbul