vanda_el_kaide_operasyonu225

Çuvalsa bizde de var çuval a q...

İçinizde Amerika'da suç işleyen Türk vatandaşı var mı? Ben işledim.


Upstate New York'ta 50 mil süratle gidilecek yerde 70'le falan giderken yakalanıp, sağa çektirildim. Camı açıp yağ tulumu izbandut Amerikan polisine "Birader Kanada'dan geliyorum, bizim arabalarda gösterge kilometre hesabına göre... şimdi ben mil'i kafada km'ye çevirirken şeytmişim" diyene kadar herif tabancayı kafama dayadı.

Sahne aynen filimlerdeki gibi... "Ellerini direksiyona koy maam! Kıpırdama maam! Karşıkoymaya çalışma maam!"

Nesine karşı koyacaksın! Herif bırak arabayı bana, New York'a kadar 400 km yürü dese "Abi müsaade et depoyu fulleyeyim, boş depo ayıp olmasın" diyecek durumdayım.

Neyse kesti cezamı "Şu gün şu saatte bilmemhangi kasabanın mahkemesinde ol, duruşmaya çıkacaksın" dedi. Ne hangi kasaba olduğunu anladım, ne hangi mahkeme... Herif kafama sıktı sıkacak.

Bi sene sonra ev adresime bir mektup geldi. "Amerika'da işlediğin trafik suçu için bilmemhangi kasabadaki mahkemeye gelmedin. New York eyaleti sınırları içinde 10 yıl süreyle araba kullanman yasak."

Eyvallah! Zaten New York gibi bi şehirde araba kullanmaya bayılmıyoruz, otobüsle, trenle, sabıkasız şoförle gittik biz de.

'Yasaların ülkeselliği' diye bi ilke var. Suçu işlediğimiz ülkede yargılandık ve ceza yedik.

Halbusa (halbuki+oysa) Türkiye'de bir Amerikalı suç işleyince 'yasaların kişiselliği' ilkesi devreye giriyor. Suç, suçun işlendiği ülke yasasına göre değil, suç işleyenin vatandaşı olduğu devlet, yani ABD yasalarına göre işlem görüyor.

Van'da yapılan El Kaide operasyonunda yakalanan dört kişiden birinin Amerikalı olması ve AK savcılar tarafından üçünün tutuklanıp Amerikalının serbest bırakılması bendenizi şaşırtmaz. Hatta El Kaidelilerin dörtte üçünün Amerikan vatandaşı olmaması şaşırtır.

Hani "böyle de bi hatıramız olmuştu" diye anlatırlar ya... öyle de bi hatıramı nakledeyim.

Sene 2007. AKP'nin Türkiye'yi ayakta tutan kolonlara ufak ufak fiske atmayı bırakıp baltayla girişmeye başladığı yıl. Yabancı uyruklu bir arkadaşımız turistik gezi için Türkiye'ye geldi. Ankara'da yedirdik içirdik gezdirdik ağırladık, adam tutturdu "Ben Akdeniz bölgesinde yürüyüşe gideceğim" diye.

Eline bi cep telefonu verdik, bindirdik otobüse, Fethiye'ye ya da Kaş'a bi yere gönderdik. Oradan Antalya'ya yürüyecek...

Dedi ki "İki günde bir arayın görüşelim. Eğer 48 saat benden haber alamazsanız başım dertte olabilir, endişelenmeye başlayabilirsiniz."

Haydaa... zaten genç de değil, 60'lı yaşlarda. Hergün düzenli bi avuç ilaç aldığını görmüşüz vs.

İkinci gün aradık, yürüyüşe başlamış, keyfi yerinde...

Dördüncü gün aradık, yürüyor, yorgun ama keyfi yerinde.

Ertesi gün aradık... 'aradığınız aboneye ulaşılamıyor'.

Daha ertesi gün... 'aradığınız aboneye ulaşılamıyor'.

Bizde panik başladı. Akdeniz bölgesinde ne kadar jandarma-polis karakolu, kaymakamlık, valilik, muhtar varsa arıyoruz. Şahsın elindeki cep telefonu numarasını da veriyoruz ki sinyal yeri tesbit edilsin falan...

Altı saat telefon başında debelendik, kimsenin birşeyden haberi yok.  adam buhar olup uçtu.

Kalktık avukat arkadaşların bürosuna gidip derdimizi anlattık... İki avukat iki telefonun başına geçti, haritada ne kadar il, kasaba, köy varsa arıyorlar. Morg kayıtlarına kadar baktırdılar. Yok yok!!..

Sonunda adamın elçiliğini aramaya karar verdim. "Vatandaşınız bilmemkim en son şu tarihte şuradaydı, üç gündür haber alamıyoruz. Endişeliyiz..."

"Bizden haber bekleyin" deyip yarım saat sonra aradılar. "Arkadaşınız aynı zamanda Amerikan vatandaşıymış, doğru mu?"

"Doğrudur" dedik.

"ABD büyükelçiliği duruma el koydu, onlardan haber bekleyin" dediler.

Haydaaa... Amerikan vatandaşı olduğunu adam kendisi bile neredeyse unutmuş, 8 - 10 senede bi Amerika'ya ya gider ya gitmez, ama alakasız bir büyükelçilikle yaptığımız konuşma bir şekilde ABD büyükelçiliğine ulaşmış.

Asıl şaşkınlık on dakika sonra ABD büyükelçiliğinin bizi aramasından sonraydı. Dediler ki;

"Şahıs dün gece yürüyerek X köyüne ulaşmış. Orada Y kıraathanesinde oturmuş. Belçika uyruklu P ile tanışmış, konuşmuş (neler konuştuğunu da anlattılar, konular , konuşmasında bahsettiği kişiler tanıdık bildik), yemek yemişler. Köyün muhtarıyla da tanışmışlar. Bu sabah X köyünden ayrılarak Z kasabasına doğru yola çıkmış. Z kasabasında tek bir restoran var. Yemeğini orada yemek zorunda. Orada İngiliz vatandaşı A onu bekleyip aradığınızı haber verecek. "

Aynen dedikleri gibi oldu. Arkadaşımız o restoranda o İngilizle karşılaştı ve mesajımızı aldı, cep çekmeyince restoran telefonundan bizi aradı. "Yahu beni niye ABD büyükelçiliğine aratıyorsunuz?" diye bir de fırça yedik.

Avukat arkadaşlarla, Türkiye'nin en ücra köşelerine kadar kurulan istihbarat network'una da 'pes' dedik.

*** *** ***
Kafa karışıklığını değil gözaltı kırışıklığını gidermek için yazıyoruz şurada. Kayıp Amerikalılarla devam edelim...

Mesela 2008'de bir Amerikalı daha kaybolmuştu Türkiye'de. Barbara Ann Lakeberg.

Onu da 2008'de yazmışım:(tıkkk)

ABD Başkonsolosluğuna silahlı saldırıdan yaklaşık üç hafta önce; Amerikalı, Budist, USAID (paravan CIA kuruluşlarından biri) görevlisi ve iyi derecede Kürtçe bilir Barbara Anne Lakeberg, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca casusluk suçlamasıyla aranmaya başlandığında buhar oldu uçtu. Kayıtlara göre Türkiye'den çıkış yapmadı.

Lakeberg'in Güneydoğu'da teşrik-i mesaide bulunduğu insanlardan biri, 'PKKlı imam' denilen, Nur cemaati lideri Hüseyin Bulut.

Bulut, aynı zamanda DTP'nin İnanç Komisyonu üyesi ve din dersi bahanesiyle evine gelen kız çocuklarına hakaret eden, anal ilişki teklif eden bir din adamı.

Saidi Nursi müridi, uçkuru sabi sübyana gevşek, PKKlı imam, Amerikalı casus bir kadınla aynı resim karesinde. Işığı üzerimizden eksik olmasın, Uğur Mumcu'nun 'Kürt-İslam Ayaklanması'nı okumuşun garipseyeceği bir resim değil bu.

Akla ziyan konuşmalarında Atatürk'e Deccal diyen Kırım Kongo Kanamalı imam, AB, ABD, DTP, PKK, AKP'den aldığı cesaretle meydanlara hezeyanlarını şöyle kusmuş;

"Kürdistan'ı kurtaracak Kürtlerdir. Risale-i Nur Kürt'lerin imdadına gönderilmiş. Bizim de devletimiz olsun, dinsiz bir devlet olsun. Şerefime namusuna dinsiz bir devlet bizim Kürtlerin bu halinden hoştur.

Keşke Rusya'nın, İsrail'in işgalinde olsak, İsrail ne kadar vicdanlı, merhametli şefkatli. Yani Türkiye'ye göre ha! Milletimin kurtuluşu için bin tane oğlum olsa demokratik Cumhuriyet için feda edeceğim. Devlet olsun da bizim olsun, dinsiz olsun. Çünkü Türkler meşrutiyette bize zulmetti."

"Bana Amerikalı arkadaşını söyle, sana kim olduğunu..."dan hareketle, "İngiliz tepeme binseydi, İsrail ebemi öpseydi" çıkıntılıklarında, 'söyleyene değil söyletene' bakıyoruz. İmamın suflörü Amerikalı kadın henüz bulunamadı.

*** *** ***

amerikan_askerleri_paskalya_bayrami_afganistan225

Afganistan'daki Amerikan askerleri Paskalya Bayramı'nı coşkuyla kutladı.

Kıymet Nadir BİNDEBİR - 11 Nisan 2012
http://www.bakiselamlar.com/knb/

Son Yazılar

Sunny

11°C

Istanbul