kilicdaroglu_laiklik_tehlikede_diyemem225

Kılıçdaroğlu mu, Mılıçdaroğlu mu : ‘Korkunun ecele faydası yoktur!’

Çok korkmuş, çok korkuyordu, bildiği kem sözleri otomatik tekrarlıyordu, “din eğitimi mi getireceksiniz, buna karşı olan yok ki”, hepsini yapmaya hazırdı.

Bu cehepe, bilmeyen var mı, çok çok eskiden, “imam hatip mekteplerini, ilahiyat fakültelerini açan partidir” ve bu cehepe, çok yakın bir zamanda Tayyip Erdoğan’ı “başbakan yapan partidir”, çok yapıcıdır ve aynı zamanda çok vericidir. Getir, ilkokula türban, ilkokula kuran getir, getirdin de yapmadık mı, bu cehepe çok vericidir. Gel kardeşim uzat elini bana, niye uzatmıyorsun diyorlar; cehepe tam bir uzlaşma partisidir. Uzlaşalım, ama bu adam, Erdoğan, uzlaşmıyor. İşte pedagoglarını toplamıyor, cehepe çok toplamacı bir partidir; hem toplamıyor, hem de “Allah sizi inandırsın pedagojinin ne demek olduğunu bilmez adam.” Pedagojiyi bilmediği için “cahil adam”, ben demiyorum, Tandoğan’da bunu diyen Kılıçdaroğlu mu, Mılıçdaroğlu mu, bilmiyorum, söylemişliği vardır. Ben de kürsüde böyle korkmuş bir politikacıyı ilk kez görmüş oluyorum. “Çocuğun beti benzi atmış”, öyle söylerlerdi; işte “aynen öyle” diyorum.

‘İhaneti gördüm!’


Konuşmaya bütün kötülükleri sayarak başladı, “grup toplantımızı yapacağız, afişlerimizi toplattılar, otobüslerimizi durdurdular”; ve hatta “provokasyon yapacaklar, haber dahi aldık, yollarımızı bile kestiler”, diyorlar. Ama bu cehepe çok yiğittir, geri adım atmıyor, “grup toplantımıza hoş geldiniz” ve “mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz.” Bu kadar korkmuş bir hatibi ilk kez görüyordum. Hapisteyiz, seyrediyoruz, çok canım yandı, Mustafa Özyürek aklıma geldi; üçü de, Mustafa, Deniz, Önder, üniversite yıllarında yakın arkadaşlarım; “nereden buldunuz bu adamı”, aklıma bunu sormak geldi. “İhaneti gördüm” Tandoğan’da idi; Mustafa, Deniz, Önder görmediler, herhalde yoktular. Beti benzi uçmuş, yazık, televizyonunu da kesmişler, yanıyordum, seyretmeyi bıraktım.

İhanet hazırlığı!

Eserleridir, ihaneti görmek zorundadırlar ve Aydın Doğan-Fethullah Gülen’in katkısını inkar etmiyorum. Ben dışarıdayken Deniz’in bana gönderdiği habere bakılırsa, o iki büyük televizyondan, Show ve Star demek istiyorum, haberi yokmuş, mümkündür; İstanbul’da belediye başkanı ihanetin hazırlığı imiş, sonradan öğrenmiş bulunuyorum. İşte bu sırada Amerikalılar ile de görüşülmüş, bilgim var. Erdoğan ile aynı yoldan gidiyorlar.

Dine bağlı parti : cehepe!

Sonra, bir gün sonra, gazetelerden okudum, konuşuyordu: “Sen kindarsın, münafıksın. Kindar olan insan mümin olmaz. Kindar olan insan dindar olamaz, kindar olan insan mütedeyyin olmaz.” Beti benzi atmış, sanki sayıklıyor: “Sen din tüccarısın, sen dine en büyük kötülüğü yapıyorsun” diyor. Kendini tutamıyor, otobüsleri tutmuşlar, gerçi hiçbir gazetede yok, kimseleri göndermiyorlar ve hepsi bir yana, bu Mılıçdaroğlu, en çok dine yapılan kötülüğe yanıyor. Çünkü artık ezberledik, bu cehepe dine çok bağlıdır ve çok çok vericidir. Bu Çarli Kemal işte bu cehepe’nin başındadır ve meleklerinden Emine yanındadır, içi yanmamaktadır. Dine yapılan kötülüğe dayanamamaktadır, ben ise ihaneti görüyorum ve Mustafa Özyürek, Deniz Baykal, Önder Sav’ı arıyorum. Soracağım, Deniz, Önder, Mustafa, siz ihanetin resmini yapabilir misiniz, bunu müthiş merak ediyorum. Ama ben ihaneti görüyorum. Meleği yakınındadır, kendisi ise hayli vericidir. Devamlı veriyor.

Silivri fezlekesi!

Televizyonu sevmem, hapisteyiz, burada da zamanım yok, bir kez, Erdoğan bir fezleke yazdırmış, bizim buradan, Silivri Savcılığı’ndan. Aman ne korkmuştu, yığmıştı adamlarını meclise, şöyle yarım yukarı, gözleri gerçekten yaşlı, yukarı dik dik bakıyordu. Meclise yığmışlar, “ama ben ihaneti görüyorum”, Mılıçdaroğlu ağlamak üzeredir, yan ve dik bakmaktadır. Melekleri yanındadır, ellerinde havluları var; ne ise, Erdoğan fezlekeyi sildiriverdi, hep birlikte rahatladılar. Yalnız, adamlarının, Mılıçdaroğlu’nun verici olduğunu bildiklerini anlıyoruz, itiverdiler, Tandoğan’dadır, kaçamıyor. Galiba kefeni yanındadır. İhanet epizodlarında rastlıyorum, kefenlerini yanlarında taşıyorlar.

Korkak kahraman!

Tandoğan’daki kefenli nutuk işte budur, gazetelerden aktarıyorum. Gazeteler, “mücadelelerini sonuna kadar sürdüreceklerini söyledi ve şöyle devam etti” diyorlar: “Kimisi giyotinde, kimisi darağacında, kimisi hapishanelerde, kimisi faili meçhullerde gitmiştir, ama söz veriyorum, bütün halkıma söz veriyorum, bu mücadelede baskı, bedel ne olursa olsun, kefeni giymek ve o yola çıkmak ahdimizdir ve öyle olacaktır. Sözüm söz, baskılara direnmek bizim onurumuz olacaktır. Bizi tekmeleyeceklermiş. Tekmelemezseniz adam değilsiniz.” Müthiş müthiş, çocukluğumuzda, Bob Hope’un “Korkak Kahraman” filmleri vardı; vah vah, itmişler Tandoğan’a, çok korkmuş, mutlaka kefeni yanındadır. Çocukluğumdayım, bir “Korkak Kahraman” görüyorum.

4+4+4’ten kaçanlar!

Dört çarpı dördü çarptı, Meclis’te bıraktı ve doğru İzmir’e kaçtı, burada, “Kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’in yolsuzluklara alet edildiğini” keşfetti ve bu defa da buna yanıyordu. İlkokulda Kuran kursuna, ilkokulda türbana, sınıfların kız-erkek ayrılmasına hiç yanmadı, “bunlara itiraz mı ettik”, etmezler; ancak pedagojiyi bilmemek, “cahil adam” ve “uzlaşmamak”, hele hele Kutsal Kitabımız Kuran-ı Kerim’i ihale yolsuzluklarına alet etmek yok mu, çok üzücüdür. Bu bir yana, Mılıçdaroğlu çok vericidir, hep veriyor ve pek gidicidir.

Boş meydanların hatibi!

12 Eylül oldu, İsmet Paşa’nın özel kalem müdürü ve sonra vali olan Necdet Calp çıktı, “Halkçı Parti” kurdu, karşısında Özal’ın Anap’ı vardı. Özal satıcı idi, Calp, “köprüyü sattırmam” dedi, 1983 yılında, Özal yüzde kırk beş ve Calp yüzde otuz oy aldı. Sonra geldiler ve hem verici ve hem satıcı oldular, oyları indirdiler. Ancak Mılıçdaroğlu benzeri yoktur ve umurunda görünmüyor, artık boş meydanlara konuşuyor. Hedefinde yüzde on beş var.

İlk trenin yolcuları!

Bunlar gidici durumdadırlar, tek posta hazır haldedir, başta Fethullahi beşliyi görüyoruz. Kemal Kılıçdaroğlu, Gürsel Tekin, Sencer Ayata, Aydın Ayaydın, Erdoğan Toprak, bunlara Mine Kırıkkanat’ın hediyesi sözcükle, kış kaşarı monşerler Salah Cimcoz Korutürk ve Kadirli’den füze kalkanı Faruk Loğoğlu da dahildir. Hiç kuşku yok, Anayasa Komisyonu üyesi Rıza Türkmen, Süheyl Batum ve hele hele laisizm tehlikesi görmeyen, dünyanın en güzel anayasasını yapacak olan Atilla Kart ilk trendedirler. Gidecekler, ihaneti görüyorum ve ihanetin bu türü pek az görünmektedir. Güzel ve böylece ihanetin resmini yazmayı bitirmiş oluyorum.

Caddeler aşınmıyor!

Ve ihaneti görmekle birlikte, bu resme baktıkça haramı buluyorum; “Haklı Kadın” yürüyüşü imiş, caddenin ortasında, kol kola, ve Tandoğan günü, bunların arasında Dilek Akagün Yılmaz ne arıyor, hiç anlamıyorum. Bihlun Tamay ile Birgül Ayman, sanki yürümüyorlar, süzülüyorlar, kilolular ama sanki kıvırıyorlar, caddeler aşınmamaktadır. Sanki dört çarpı dört bayramındalar, bundan sonra Tandoğan’ları var. Onurlu Vali Nevzat Tandoğan adınadır.

Düşüşün sınırı yok!

Hepsi oradalar, bir tek Şafak Pavey eksik, Şafak’ın IQ’su çok düşük, ama cesareti büyüktür, Amerika’da dahi övülmektedir ve öyle görünüyor, hepsinin IQ’ları düşmektedir. Bunlar için düşmenin sınırı yok ve Şafak’ın yerini İsmet Paşa’nın torunu Gülsün almış durumdadır, Şafak ile aynı IQ’yu vermektedir. Ve hiç sıkılmamaktadır, bu Mılıçdarlar her gün İsmet Paşa’ya küfür etmektedir, Sabahattin Ali’yi öldürmüş, Tunceli’de katliam yapmış ve 1940 yılında bu Mılıçdar, bunları yapan Paşa’ya karşı kılıcını çekmiş ve daha neler neler yapmış, bu torun-kızın haberi olmamaktadır. Üstelik Zilfi Mılıçdar’a nedime olmak istemektedir ve tam burada Büyük Kurtarıcı, bazıları için, düşüşün sınırı yoktur, demişti. Şimdi anlıyorum.

İhanetin resmini yapabilir misin?

Ve ihaneti görüyorum. Hazırlık yapıyorum, Cumhuriyet hainlerini topluyorum. Vagona atmadıklarımın listesini yapıyorum. İşe Başbakanlık’ta, Devlet Planlama’da başladım, İsmet İnönü Başbakandı. Büyük masanın etrafında, ben henüz küçüktüm, biraz arkada oturuyordum. Planlama işimdir, İsmet Paşa’nın tezgahı da nasibim olmuştur.

Peki Önder, sen korkaklığın resmini yapabilir misin, ama nerede, cevabını da veriyorum.

Önder, sen ihanetin resmini yapabilir misin, ah nerede, diyorum ve bastırıyorum.

*** *** ***
Güle güle Hüseyin Baş!

Hüseyin Baş, hep Ortodoks, pek sevgili arkadaşımız, kaybettik. Cumhuriyet Gazetesi'nin Ortodoks yazarı ve okuyucusu, Le Monde'un Ortodoks izleyicisi, Ortodoks Türkiye İsçi Partili, Ortodoks Sovyet dostu, Ortodoks sosyalist ve hep şakacı. Hep fıkra anlatır ve hepimizi hep güldürürdü. Arifin Çiçek Bar'ının ortodoks taraftarı; Amele Erol, Demirtaş, Hüso, yıllar yılı hep beraberdik. Şimdi ayrı düştük. Yaza yaza, güldüre güldüre, güle güle...

Yalçın KÜÇÜK - 06 Nisan 2012 - Aydınlık

Son Yazılar

Partly cloudy

23°C

Istanbul