bopun-artistleri225

İhanetlerin Üzerini Örtmek!

“Kökünü beğenmeyen dal, dalını benimsemeyen meyve olamadan çürür”

Dünya tarihinde Tayyip Erdoğan dışında hiçbir başbakan yoktur ki, yönettiği ülkenin kurtuluşunu, kuruluşunu sağlayanları, kendi varlık nedenini borçlu olduğu tarihi kişilikleri itibarsızlaştırmaya yönelik, yakışıksız, düzeysiz ve tarihi inkâr eden saldırılar yapmış olsun.

Örneğin, neredeyse kıblesi haline getirdiği ve artık işaret parmağı ile çağırdığında koşar adım gidip önünde topuk selamına durduğu Barack Obama’nın ağzından ABD’nin kurucuları John Hanson ve GEORGE WASHINGTON’a hakarete yönelik tek kelime duyamazsınız. .İngiltere de I. Elizabeth’e, Almanya da I. William ve Friedrich Ebert’e edep dışı, tarihi belge ve bilgiden yoksun, düzeysiz saldırı yapan o ülkenin başbakanı koltuğunda oturamaz/oturtmazlar.

Hangi ülkenin başbakanı; ülkesi haklı konumundayken, ülkesi suçluymuş gibi, kudurmuş sömürgecileri sevindirici ve ülkesinde, vicdanları acıtıcı açıklamaları yapar?

Hangi ülkenin başbakanı; kendi ülkesiyle, kendi ülkesinin kahramanları ile mücadeleye, hesaplaşmaya girer?

Hangi ülkenin başbakanı; kendisinin başbakanlık yolunu açmak için tarihte benzeri olan Seyit Rıza gibi, ABD savunma bakan yardımcısı, Paul WOLFOWİTZ’e mektup yazarak kendi ülkesini ve ordusunu şikâyet eder?

Hangi ülkenin başbakanı; ülkesinin bölünüp parçalanması için hazırlandığı, projenin mimarlarınca açıkça dile getirilen BOP ’un eş başkanlığını pervasızlıkla sürdürür?

Hangi ülkenin başbakanı; küresel çete tarafından atanmış eyalet valisi gibi, kendisini atayan ABD ve AB’nin çıkarlarını her şeyin üzerinde tutar?

Hangi ülkenin başbakanı; ABD’nin Suriye ve İran a yapacağı operasyonlar için ABD başkanının “özel ulağı” gibi kapı kapı dolaşıp postacılık görevi yapar?

Bu soruların tümünü yazmaya kalkışsak, orta ölçekli bir kitap çıkar ortaya. Bu nedenle biz iktidarı döneminde, kendi tarihsel yanlışlarını düzeltmek için ders alması gereken Atatürk ve İnönü dönemini, olmayan bilgisiyle yargılamaya kalkışan ve onlara iftira atan başbakanın gerçekleri nasıl çarpıttığını görelim.

1- “CHP bu ülkede Kuran kurslarını kapattı. CHP bu ülkede camileri kapattı. Hayır desinler, belgeleri var elimde. CHP evlerde dahi çocukların din eğitimi almalarının önüne geçti. Evlerden toplanan kitaplar ilçelerde meydanlarda köylerde yakıldı. CHP kendi ideolojisi dışındaki her şeyi yok etti. Ezanı Türkçe okutmak bu CHP’nin zihniyeti değil mi? Bu ülkede Demokrat Parti ezanı asli yapısına kavuşturarak patlama yaptı.13.03.2012”

Aslında Başbakan “Atatürk camileri kapattı” demek istiyor. Ama bunu söylemeye doğrudan cesaret edemediği için dolaylı yoldan “CHP, Tek Parti veya İsmet Paşa camileri kapattı” diyor. Bu iğrençlik, Cumhuriyeti, bağımsızlığı, laikliği, çağdaşlığı bir türlü içine sindiremeyen, cumhuriyet düşmanı güruhun “Teali İslam Cemiyetinden”, Kürt teali Cemiyeti ve İngiliz Muhiplerinden bu yana utanmazca kullandıkları bir kuyruklu yalandır. Amaç gerçek tarihi öğrenmek, öğretmek değil, geçmişe çamur atarak ve karalayarak, bazı başıboş kesimlerin arasına, kin ve nefret tohumları ekmektir.

İstatistikler gösteriyor ki, Ülkemiz Dünya Müslüman nüfusunun %7 sini oluşturmaktadır. Buna karşılık dünyadaki toplam cami sayısının iki buçuk katı camiye sahiptir. Bunlar gökten zembille inmediği gibi Osmanlıdan da kalmadı.

1927 yılında tüm Türkiye’de, okulların iki katı, “14.425 okula karşılık, 28.705 cami” vardır. Aynı tarihte Türkiye’nin 14 milyon nüfuslu bir ülke olduğu dikkate alınırsa, kullanılmayan ihtiyaç fazlası Camilerin olduğu kendiliğinden ortaya çıkar. Yanmış yakılmış, asırlarca ihmal edilmiş, yokluk ve yoksulluk içinde kıvranan, yoktan var edilen ve kalkındırılmaya çalışılan, genç cumhuriyeti kuranlar; “aşırıya”, “lükse”, “gösterişe” değil, Türkiye’nin gerçek ihtiyaçlarına öncelik vermişlerdir.

Bu nedenle, 17 Nisan 1927 tarihli 1011 Sayılı Bütçe Kanunu’nun 14.Maddesine göre, Türkiye’ye ne kadar cami ve ne kadar din görevlisi gerektiğinin 31 Mayıs 1928 tarihine kadar belirlenmesi istenmiştir. 25 Aralık 1932 tarihinde “Cami ve mescitlerin sınıflandırılması hakkındaki nizamname” çıkarılmış ve yürürlüğe girmiştir. Bu çerçevede Türkiye genelinde “ihtiyaç fazlası” olduğuna karar verilen camiler belirlenmiştir.

Bu konudaki nizamname, 5 Ocak 1928’de kabul edilmiştir. Daha sonra bu nizamname biraz daha genişletilerek 25 Aralık 1932 tarihinde “Cami ve mescitlerin sınıflandırılması hakkındaki nizamname” adıyla yürürlüğe girmiştir.

Bu uzun ve ayrıntılı çalışmanın sonunda “tasnif dışı”, başka bir söylemle “atıl durumda” olan camiler dönüştürülerek farklı amaçlar için kullanılmıştır; ama asla, hiçbir cami, ahır, eğlence merkezi veya tuvalet yapılmamıştır.

O günden bu güne Emevi İslamcısı, din tüccarı kesim büyük bir değerbilmezlik ve aymazlıkla, Cumhuriyetin kurucu iradesinin bu kararını, “CHP camileri kapattı, depo yaptı, ahır yaptı” biçiminde bir “iğrenç” bir propagandaya dönüşmüştür. Üzülerek belirtelim ki, Cumhuriyeti kuran iradeyi “din düşmanı” göstermeye yönelik bu maksatlı, çirkin propaganda, zaman içinde çok kişiyi etkilemiştir.

“CHP, Tek Parti veya İsmet Paşa camileri kapattı” şarlatanlığına bir başka örnek daha verelim. İkinci Dünya savaşının tüm şiddetiyle sürdüğü 1940′lı yıllarda Hitler, Türkiye’yi Almanya aleyhine bir faaliyete girmemesi için tehdit etmektedir. Alman orduları Türk sınırından 60 kilometre uzakta konuşlanmıştır. Bu sırada Topkapı’daki Kutsal Emanetler saklanmak üzere Trenlerle Nevşehir’e götürülmüş ve oradaki üç camiye yerleştirilmiştir. Maddi ve Manevi değerine paha biçilemeyen emanetlerin korunması için de cami önlerine nöbetçi askerler yerleştirilmiştir. Neden Nevşehir? Diye sorulabilir. Çünkü kutsal emanetlerin zarar görmemesi için rutubetten uzak tutulması gerekiyordu. Nevşehir en rutubetsiz bölge olduğu için seçilmiştir. Neden Camiler? Çünkü bir saldırı söz konusu olursa “uluslararası hukuk” gereği camilere saldırılamaz.

Bizim çapsız, ufuksuz “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olmakla sabıkalı kimi siyaset meddahının, bu tarihi gerçekleri görmezden gelerek, küresel çetenin, sömürgeci odakların kendilerine verdiği siparişlerin üstünü örtmek adına, “CHP camileri kapattı, depo yaptı, ahır yaptı” iftira ve iğrençliğini temcit pilavı gibi ısıtıp öne sürmeleri gaflet, dalâlet, hıyanet değilse nedir?

Halk arasında “Dinime dahleden, bari Müslüman olsa” denir. AKP hükümeti, özelleştirme furyasıyla ne var, ne yok her şeyi sattı, satıyor… Millet ve devletin en karlı işletmelerini, vatan topraklarını, madenleri, yer altı ve yerüstü kaynakları, limanları, otoyolları vs.

Satışın freni yok. Yandaşlara birkaç bin Avro sağlamak için, tarihi camilerimizi satışa çıkaranlar, kiliseye çevirenler büyük bir yüzsüzlük, utanmazlıkla geçmişimize saldırıyorlar.

Yüzlerce örnek var ama biz birkaç örnekle yetinelim.

Satışa çıkarılan, yıkılan ve kiliseye dönüştürülen camilerimiz:

1- İzmir’in Foça İlçesi Kozbeyli köyündeki 500 yıllık cami, 152 parça tarla ve taşınmazla birlikte satışa çıkarıldı.

2- 2004 yılında AKP’li Denizli Belediye Başkanı Nihat Zeybekçi, kente büyük meydanlar kazandırma projesi bağlamında Çaybaşı ve İbadullah camilerini yıkma kararı almıştır.

3- Yine aynı yıl AKP’li Honaz Belediye Başkanı Turgut Devecioğlu ise 1924 mübadelesinde terk edilen ve daha sonra camiye çevrilen eski kiliseyi restore edip inanç turizminin hizmetine açmıştır.

4- 15 Temmuz 2007’de İstanbul Piyalepaşa’daki Kuran Kursunun yıkım emrini yine AKP’li belediye veriyordu.

5- AKP’nin Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ise Silivri Ortaköy’de uzun yıllar cami olarak kullanılan metruk haldeki mabedin restore edilmesine karşı çıkarak “burası eskiden Aziz Dimitrios Kilisesi idi, cami olarak değil kilise olarak restore edilmeli, zaten yeterince cami var” diye tepki gösteriyordu.

6- AKP hükümeti, 21 Kasım 2002 tarihinde, 1331’de Orhan Gazi Han’ın camiye çevirdiği, vasiyeti ve vakfiyesi bulunan, Mimar Sinan tarafından restore edilmiş 700 yıllık “Küçük Ayasofya Camii olarak” da bilinen İznik Orhan Gazi Cami’ni “kilise ”ye çevirdi.

7- 1874 yılında kilse olarak inşa edilen, İzmir’in Çeşme ilçesine bağlı Alaçatı beldesi Pazar Yeri Camii, 1923 yılında Rumların İzmir’i terk etmesinden sonra Pazar Yeri Camii adı ile camiye çevrildi. 2010 yılında, Meryem ve Çocuk İsa, Vaftizci Yahya ve 12 Havarilerin ikonalarının olduğu gerekçesi ile cami ziyaret yerine dönüştürüldü. 29 Mayıs 2010 Pazar günü ise en ilginç olay meydana geldi. Rum Patriği Bartholomeos ve yanındaki papazlar ayakkabılarını çıkarmadan (galoş giyerek) camiye girdiler ve Ortodoks ayini yaptılar. Ayinin özellikle 29 Mayıs tarihine, yani Fatih in İstanbul’u fethettiği tarihe denk getirilmesi bir tesadüf olmasa gerek.

8- Malatya’da Üzerinde Hal pazarı Cami ve hal binası bulunan arsa AKP’li belediye tarafından Hollandalılara satıldı. Belediye Hal Camii’ni yıktı ve arsayı öyle teslim etti.

Listeyi uzatmak mümkün. Özetlersek: AKP döneminde kapanan, yıkılan, kiliseye çevrilen camiler hatırı sayılır bir sayıya ulaşmıştır. Döneminde 37 bin kilise ve kilise ev açan AKP Hükûmeti, Van’da Akdamar, Ermeni Kilisesini; Trabzon’da Sümela, Rum Ortodoks Kilisesini ayin için peşkeş çekmiştir. Yüzlerce kilise ve manastır Avrupa Birliği finansmanıyla restore ediliyor. Ülkemiz adım adım misyonerlik kıskacına sokuluyor.

Dindar geçinen bir siyasi kadronun dehşet verici din tahribatı politikaları bunlarla da sınırlı değil.

• “Allah indinde tek din İslam’dır’ ayetinin Cuma hutbelerinde okutulmaması için din görevlilerine tebliğde bulunanlarda bunlardır.

• Dinler arası diyaloğun hamiliğine soyunup, dinler parkı, dinler bahçesi projelerini hayata geçirenlerde bunlar.

• Çorum – İskilip Devlet Hasta hanesine, Cumhuriyete karşı cürüm işlemekten sabıkalı “İskilipli Atıf Hoca’nın adın verenlerde, Isparta-Barla kasabası yol kavşağına ”BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ HAZRETLERİNİN YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ” sloganı yazılması kararını alanlarda bunlardır.

• BOP Eşbaşkanlığının gereği olarak Irakta bir buçuk milyon Müslümanın katledilmesine, yüzbinlerce kadının kızın ırzına geçilmesine, Suriye’nin, küresel çete tarafından işgaline, iktidarda kalmak için destek verenler de bunlardır.

• Küresel çetenin işgallerinde kullanılmak üzere, şehirlerimizi üs olarak sömürgecilere açanlar, İran’ın vurulmasına yönelik olarak Füze Kalkanını Malatya-Küreciğe yerleştirenler, AB-D’nin, Libya’da iç karışıklıklar çıkartmak amacıyla ayaklandırdığı bölücülere, milyon dolarlarla da yardımda bulunanlar, Van’daki depremzedeler soğuktan, açlıktan ölürken Suriyeli bölücülere kucak açıp, kendi insanından esirgediği tüm olanakları onların hizmetine sunanda onlardır.

• Bölgemiz ayaklanmalarla, işgallerle alev alev yanmaktadır. AKP iktidarı ülkemizi bu yangının içine adım adım sürüklemektedir. Başbakan ve hükümeti halkın dikkatini dağıtmak için yalan ve iftiraya dayalı, CIA tarafından servis edilen konularla gündem değiştiriyor.

• Sözde “tarihimizle yüzleşelim” diyenler, yeni bir yasa hazırlığı içindeler. Kendi dönemlerindeki uygulamaları “devlet sırrı” kapsamına alıp, 70 yıl kapalı tutmak istiyorlar. Bu yasa tasarısından amaç” kedi pisliğini örter” gibi işledikleri ihanetlerin üzerini örtmek değil midir?

• Sömürgecilerin ve onların istihbarat örgütlerinin kurgulayarak servis ettikleri böl-parçala anlayışını derinleştirmek için, geçmişe yani Cumhuriyet dönemine bol keseden çamur atmaktadırlar. Hedef, Atatürk Cumhuriyeti, ülke ve ulusun birliğidir.

• Muhalefetin de içinde bulunduğu, hatta ilk kıvılcımını çaktığı Küresel Çetenin istihbarat örgütlerinin yaydığı kirli propagandanın gerçek amacı; “Cumhuriyetin Kurucu kadrosunun eli kanlıdır, din düşmanıdırlar. Öyleyse bu cumhuriyet yıkılmalıdır. CIA’nın yazdığı, PKK’nın son düzeltmelerini yaptığı yeni Anayasa ile parçalanmış, federasyonlaştırılmış, yeni bir devlet kurulmalıdır.”

Sahnedeki oynanan kanlı kirli oyun budur. Uyanın artık!

Son söz: “kökünü beğenmeyen dal, dalını benimsemeyen meyve olamadan çürür…”

Mahmut ÖZYÜREK (ADD Isparta Şube Başkanı) - 11 Nisan 2012 - İlk Kurşun


Kaynak :

[1] Sinan Meydan, Atatürk İle Allah Arasında, İstanbul, 2009,

[2]Turgut Özakman, Cumhuriyet, II. Kitap,

Son Yazılar

Mostly cloudy

15°C

Istanbul