cagimizin_devrim_yasasi225

Hangi çağda yaşıyoruz?

Lenin, çağımızın başlarında dünyanın iki kampa bölündüğünü tahlil etti.

Dünyanın emekçi partileri de bu tahlili kabul etti ve uluslararası kongrelerde programına yazdı.

Bir tarafta az sayıda emperyalist devlet vardı. Onlara sosyalistler Ezen ülkeler diyorlardı. Karşı tarafta ise başta Çin, İran ve Türkiye olmak üzere Ezilen ülkeler bulunuyordu.

*** *** ***
Avrupa merkezli devrimler çağı 19. yüzyılda kaldı!

Bu tahlile bağlı olarak, artık devrim gelişmiş kapitalist ülkelerdeki proletarya-burjuvazi çelişmesinin ürünü olmayacaktı. Devrim, emperyalizm ile Mazlumlar Dünyası arasındaki uluslararası sınıf mücadelesinin ürünü olacaktı; başka deyişle “emperyalizmin zayıf halkası”nda gerçekleşecekti. Bu tahlil çağımız gerçeğini açıklıyordu ve o nedenle bütün Mazlumlar Dünyasında benimsendi.

Mustafa Kemal Paşa da, Kurtuluş Savaşı yıllarından başlayarak dünyayı Ezen-Ezilen ülkeler çelişmesi temelinde açıkladı.

Lenin’in tahlili, 20. yüzyıl pratiğiyle doğrulandı. Devrimin merkezi, artık Avrupa değildi. 20. yüzyılın bütün devrimleri Mazlum ülkelerde oldu.

Rusya, devrimin Doğuya kayışında bir istasyon gibiydi. Doğunun en ileri, fakat Batının en geri ülkesiydi.

Sovyet Devriminden sonra 1920 Türk Devrimi geldi. İkinci Dünya Savaşından sonra devrimler Avrupa’nın doğusunda ve Asya-Afrika-Latin Amerika’da oldu. Ayakta kalan sosyalist ülkelere bakıyoruz: Çin, Vietnam, Kore, Küba, Laos; hepsi bir zamanların Mazlum ülkeleri. Devrim göreli ileri kapitalist ülkelerde değil, göreli gerilerde gerçekleşti.

*** *** ***
Gelişen dünya!

Bugün hala emperyalizm çağında yaşıyoruz. Lenin, Mustafa Kemal Atatürk ve Gandilerin paylaştığı o tahlil hala geçerlidir.

Dünyanın iki kampa bölünmüşlüğü devam ediyor. Emperyalist dünyanın başında ABD var.

Geçmişin Mazlumlar Dünyası ise artık iki kesimden oluşuyor. Çin, Hindistan, Brezilya, Vietnam, Venezüella, Güney Afrika ve Rusya gibi ülkeler Gelişen Dünya diyebileceğimiz bir küme oluşturuyorlar.

Bunlardan bazıları BRICS adı altında birleştiler, bazıları da Latin Amerika ülkeleri olarak birleştiler. Bu Gelişen Dünya, artık dünyadaki gelişmenin başını çekmektedir.

Sosyalizmin aşağı basamaklarında olan Çin, Gelişen Dünyanın öncüsü konumundadır.

Asya, Afrika ve Latin Amerika’nın yoksulları ise, emperyalizme karşı Gelişen Dünya ile ortak çıkarlara sahiptir ve aynı kampta yer alıyorlar.

*** *** ***
“Kapitalistler arası kamplaşma” teorisi!

Çağımızın bu temel çelişmesini anlamayanlar, 20. Yüzyıl boyunca ya devrimin kenarında kaldılar ya da Troçkizm örneğinde görüldüğü gibi sık sık karşıdevrim kampına savruldular.

Bilimsel Sosyalizme, 20. yüzyılda bu nedenle Marksizm-Leninizm dendi. Başka deyişle artık 19. yüzyılda değildik; 20. Yüzyıl gerçekleri zemininde devrim yapabilirdik.

Günümüz dünyasına 19. yüzyıldan bakıldığı zaman bakınız neler oluyor. Cumhuriyet gazetesi ekonomi yazarı Ergin Yıldızoğlu kardeşimiz, bugün ABD merkezli emperyalist ülkeler ile Çin’in başını çektiği BRICS ülkeleri arasındaki kamplaşmayı, iki kapitalist kümelenme olarak niteliyor (2 Nisan 2012).

Dünyaya sosyalizm-kapitalizm çelişmesi penceresinden baktığınız zaman, emperyalistler yanında mevzilenmekten kaçınamazsınız. Çünkü savaş o mevzide değil.

O bakış açısıyla bütün milli kurtuluş savaşları, “kapitalizme karşı kapitalizmi kurmak için savaş” oluyor. Troçkistler, bütün dünyada bu yüzden kurtuluş savaşlarına burun kıvırmış ve emperyalizmin beslemesi konumuna düşmüşlerdir. “Aşamasız, doğrudan sosyalist devrim” lafazanlığının varabileceği başka bir yer yoktur. “TKP” bunu tartışmalıdır.

*** *** ***
Savaş hangi cephede? Sen hangi cephedesin?

Hangi çağda yaşıyoruz?

Dünyadaki sınıf mücadelesi hangi eksende ve hangi cephede cereyan ediyor?

Günümüz dünyasına damgasını vuran, 19. yüzyıl İngiltere’si ve Fransa’sında olduğu gibi proletarya-burjuvazi çarpışmaları mıdır, yoksa dünya yoksulları ve mazlumlarının emperyalizme karşı savaşı mıdır?

Lenin, daha 1910’larda İngiltere gibi ülkelerde işçi sınıflarının emperyalizmden aldıkları payla “burjuva milletin” (Ezen Milletin) parçası haline geldiğini tahlil etti ve hayat onu doğruladı.

*** *** ***
Çağa istediğin adı veremezsin!

Sovyet Devriminden sonra “Emperyalizm ve Proleter Devrimleri çağına girdik” tahlilleri yapıldı.

Sonra devrimin Ezilen Dünyaya kayması gerçeğinden hareketle çağın adı şöyle belirlendi: “Emperyalizm proleter devrimleri ve milli kurtuluş savaşları çağı”.

Buna bağlı olarak Enternasyonalin sloganı da değiştirildi: “Bütün ülkelerin işçileri ve ezilen milletler birleşin!”

Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa ülkelerindeki sosyalizmi kurma girişimleri kapitalizme geri dönüşle sonuçlandıktan sonra çağımıza 2012 tarihinden geriye doğru bir kez daha bakmalıyız. Teori, pratikten çıkar, kitaplardan değil.

20. yüzyılın sınıf mücadeleleri ve devrimler gösteriyor ki, insanlık kapitalizmden sosyalizme geçiş çağında değil, “milli demokratik devrimler ve sosyalizme açılma çağında”dır.

Aslında Lenin’in “Ezen-Ezilen Dünya” kamplaşmasını esas alan teorisi, bunu içeriyordu. Ne var ki, 19. yüzyılın değişen koşullarının teorileştirilmesi de zamanla oluyor.

*** *** ***
Çağımızın tipik devrimi!

Ezilen Dünyanın Ezen Dünyaya karşı mücadelelerinin bulunduğu aşama, sosyalist devrim değil, milli demokratik devrimlerdir. Rusya ve Doğu Avrupa’nın sosyalizm tecrübeleri, kapitalizme geri dönüşle sonuçlandı.

Çin, Vietnam, Kore, Küba gibi ülkeler ise, milli demokratik devrimlerini sosyalizm yönünde geliştirdiler.

Öte yandan sömürge ve yarı sömürge ülkelerde milli kurtuluş mücadeleleriyle 100’ün üzerinde devlet kuruldu ve emperyalizmin sömürüsüne sınırlar kondu.

20. yüzyılın başlarından bu yana yaşanan pratikler, çağımızın tipik devriminin milli demokratik devrimler olduğunu gösteriyor. Önümüzde de önce onlar var.

Sosyalizme böyle aşamalardan geçerek ilerlenebilir ve ilerlenecektir. Devrim bulutların üstünde yapılmıyor.

*** *** ***
İkinci demokratik devrim dalgası!

Başka deyişle dünya ikinci bir demokratik devrim dalgası yaşıyor.

Birinci demokratik devrim dalgasının dikkat çeken örnekleri Büyük Fransız İhtilali (1789) ve Amerikan İstiklal Savaşıydı (1776).

İkinci demokratik devrim dalgasının tipik temsilcisi ise, Çin’in milli demokratik devrimidir (1927-1949).

İkinci dalga, birinci dalgadan farklı olarak, Orta Çağ ilişkilerine karşı olmanın ötesinde, emperyalizmden kurtuluş görevini de yerine getiriyor.

Çin, demokratik devrimini sosyalizmin kuruluşuna geçerek sağlama almış ve sosyalizmin alt basamaklarındaki olağanüstü başarısıyla insanlığın büyük umudu olmuştur.

Doğu PERİNÇEK - 10 Nisan 2012 - Silivri

Son Yazılar

Sunny

11°C

Istanbul