ttnet_logo225

Bırakın Orta Oyununu, Gerçeklere Gelin, Gerçeklere!..

Halk kan kusuyor, meclis “ekmek bulamadınsa pasta ye” diyor.

Bir çadır tiyatrosu daha açıldı. 12 Eylül yargılanacakmış(!).. Gülerim ağlanacak halimize. Çünkü:

Bizim çocuklar bizim çocukları yargılayacakmış(!)

Evrensel hukuk geri işlemez ama bunlar işletir.

“Evrensel değerler de ne ki(!)? Yenilip içilir mi? Gemi, mücevher alır mı mesela? Almaz.

O zaman boş ver. Biz sanatın bile içine tükürdük. Sonra Evren-sel değer demeyin. Evren kısmı yargıda. Yargıya müdahaleden içeri alırız ha…”

Tadında bir illüzyon gösterisi. Önkibar’ın deyimiyle “yandaş muhalefet” en önde yerini aldı, müdahil bile olacakmış.

Ağasını dövemeyen hıncını uşağından alırmış. O misal.

Adetleridir; Sultan hıyarım güzel der, “mutabık yavrucaklar” bir tuzlukla koşar. Sonra benim Roma köleleri haline getirilen milletim, bunlardan medet umar.

Amerikan konsolosluğundan çıkmayanlar, bizim çocukların çadır tiyatrosunda. Bir illüzyon daha esir alırken milleti, çadırın arkasından iki yangın ihbarında bulunuyorum sizlere.

1) Türk olmayan Türk Telekom’un bayilik verdiği Türk vatandaşını nasıl zenci haline getirdiğinin öyküsüdür bu…

Kendi ülkesini Somali yapanların Somali’ye yardıma gitmesi de acınacak bir hal olsa gerek.

Telekom bayi sahibi bir bayandan ileti aldım.

Çakalların eline terk edilen insanlarımızın, vahşi kapitalizmin dişlileri arasında nasıl ezildiğini içim acıyarak okudum.

Zahide UÇAR - 07 Nisan 2012
http://www.zahideucar.com/

*************************************
İşte o ileti:

İyi günler sayın Uçar; yazılarınızı zaman zaman takip ediyor, beğeni ile okuyorum.TT bayi olarak bayilerin yaşadığı sıkıntıları sitenizde paylaşmak istedim.Biz 2002 de Türk Telekom bayilik sözleşmesi yapmış küçük bir ilçe bayisiyiz. Başladığımız günden buyana işimizi son derece hassasiyetle,ciddiyetle yaptık. İlerleyen zaman içinde Türk Telekom özelleştirildi. Ülkenin can damarı bir kurum maalesef yabancılaştırıldı. Özelleşmenin getirilerini, götürülerini bayiler olarak birebir yaşadık.

2009 da Türk Telekom bayileri TTnet bayisine çevrildi. TTnet bayisi olarak yeni sözleşme imzalandı. Bölge saha satış yöneticimiz ilde 2 saatlik bir toplantı yapıp alelacele sözleşmeleri imzalatıp gitti. Bu sözleşmelerin 1 nüshası bayilere verilmedi. Gerekçe olarak; “şirketin aldığı kararda yasak olduğu ve prosedüre şirket politikasına aykırı olduğu” açıklaması yapıldı. Bayiler neye imza attıklarını bile bilmiyor. Bu duruma bayilerin itiraz etme şansı yoktu, itiraz eden bayinin bayiliğinin iptal edileceği söylendi. Bunu takip eden günlerde bayiler çok sıkıntılı, zor günler yaşamaya başladı. Konsept yaptırıldı, bütün harcamaları bayi karşılamak şartı ile. Konsepte girmek istemeyen bayiler ”iptal ederiz’‘ baskısı ile karşılaştı.

2009 başında Antalya’da yapılan bayi toplantısında bayilerin gelirlerinin revize edileceği, durumlarının düzeltileceğine dair söz verildi. Bayiler bu umut ile boylarını aşan yatırımlar yaptılar, borçlandılar.Hiç bir bayi bu borçlardan kurtulamadı, borçlar her geçen gün daha da büyüdü.Verilen sözler tutulmadı.2009 da 6 ay kadar az da olsa çarkı çevirecek hakediş verildi. Devam eden günlerde verilmiş hakların bir kısmı geri alındı, hakedişler düşürüldü. 2011 de yeni prim sistemi oluşturuldu, primler birazda o zaman düşürüldü.

Örneğin; operasyonel primi, canlılık süresi primi gibi. 2012’nin başında yeni bir prim sistemi daha oluşturuldu, bayiler açısından bu hepsinden vahimdi.Tahsilattan verilen prim hazirana kadar 0,22 kuruş, sonrasında 0,11 kuruş oldu. Müşteriye verilen ödeme makbuzunun maliyeti 0.25 kuruş. Her ay bayiye satış kotası veriliyor. Bayi canını dişine takıp dolduruyor.Kotayı dolduran bayiye sonraki ay daha yüksek kotalar veriliyor. Bayi kotasını dolduramadığı zaman sadece satış biriminden değil bütün hak edişinden ceza yiyor. Son bir buçuk senedir iki dönem, üç dönem faturasını ödemeyen müşterinin fatura bedelini bayiden kesiyor. Müşteri borcunu ödüyor, bayiden kesilen tutar iade edilmiyor. Bir müşteriden 2 defa tahsilat yapmış oluyor. Böylece haksız kazanç elde ediliyor.Müşteri hattını iptal ettiriyor, bayiye yine ceza.

Ben küçük bir ilçe bayisi olduğumu belirtmiştim. Bir buçuk yıldır kesilen ceza bedelleri yaklaşık 20,000 TL civarındadır. Her ay ceza bedeli ödemekten iş yerimin giderlerini karşılayamaz duruma geldim. Bayiliği iptal ettirdim. Bayinin devir hakkı yok. Her türlü yatırımı bayi yapıyor, kendi parasıyla, kendi iş yerinde hiç bir şeye hakkı yok. Bütün ipler şirketin elinde. Bayi sadece iyi bir hamal, iyi bir köle… Şirketin yaptığı tek şey; sadece “bayiyi sömürmek.” Böyle bir şirket uygulaması ve bayilik sistemi dünyanın neresinde var? Bayiye asla para kazandırılmıyor.

Hemen burada bir başka şirketi örneklemek istiyorum. Turksel bayilerinin kirasını, 1 personel ücretini, iş yeri düzenlemesini şirket olarak kendisi yapıyor. Bana göre bu şirketin bayi üzerinde söz hakkı olması doğaldır. Telekom’da ise her şeyi bayi yapacak, sürekli şirkete kazandıracak, kendi kazanmasa da olur, hiçbir şeye hakkı olmayacak. Bu sistem tam anlamı ile bir sömürü düzeni, insanları köleleştirme düzenidir.

2011 yazında Samsun’da bir bayi arkadaşımız hem de bayiliğin içinde intihar etti. Bu yöneticiler bu bayi sahibi ve ailesinin vebalini çekebilecekler mi? Bayilerin yaptıkları işten ekmek yiyebilmeleri için daha kaç bayinin intiharı bekleniyor acaba?… İptal olan bayilerin de durumu pek iç açıçı değil. Bayiden 2 ayrı teminat mektubu alınıyor. Bu mektupların iadesi için net bir tarih verilmiyor. Saha satış yöneticilerinin söylediği şu; ”en az 7, 8 ay sonra, yalnız sen bunu 1 yıl olarak düşün”. Böyle bir zihniyetin eline teslim edilen milletimiz. Bu millet bu şirketi dişinden artırdıkları ile kurdu ama kurumu düşünmeden satanlar milleti kendi şirketinde köle yaptı. Kısacası bütün düzenlemeler sadece tek taraflı hakların korunması üzerine düzenlenmiş durumdadır.

Bayinin kıpırdayacak tarafı kalmamıştır. İptalini yaptıran bir bayi arkadaşımız şubat ayı ortasında iptal talebinde bulundu. İşlemlere Mart ayı başında başlandı. Bayinin Ocak hakedişi bloke edildi, geriye dönük işlem hangi kanunda var bilemiyorum.Türkiye’nin dev şirketlerinden biri ve o şirkete ait bayilerin gerçeği…

05.04.2012 de İstanbul da haklarını aramaya çalışan bayi arkadaşlarımı yürekten kutluyorum. Gönülden destekliyorum. Bengütürk tv’yi, kutluyorum. Bayilerin basında seslerini duyurdukları için sonsuz teşekkür ediyorum.

Nihayet bizimde sesimizi duyan ve duyuran birileri oldu. Tekrar teşekkürler…

*** *** *** *** *** **** *** *** *** *** *** **** *** *** *** *** *** ****

2) Bilim adına ‘Genetik’ kıyım!(Yusuf Yavuz’un kaleminden)

ABD ve İspanya‘dan sonra dünyanın 3. büyük narenciye gen merkezi olan Adana Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Narenciye Gen Bahçesi’nin inşaata açılmasına Ziraat Mühendisleri Odasından (ZMO) sert tepki geldi. ZMO Genel Başkanı Dr. Turhan Tuncer, uygulamaya karşı çıkan öğretim üyelerine uygulanan polis şiddetini de kınadı.

BİLİM ADINA GENETİK KIYIM!


Adana`da 1976 yılından itibaren oluşturulmaya başlanan Türkiye`nin en büyük Narenciye Gen Bahçesi`nde bugün 21 farklı ülkeden getirilen 900`ün üzerinde farklı tür ve çeşit bulunuyor. Bu özelliğiyle adeta bir narenciye hazinesini barındıran bahçe, Türkiye’nin turunçgil tarımı için büyük önem taşıyor. Kentleşme ile birlikte kaybolan birçok genotipin son örneklerinin muhafaza edildiği Gen Bahçesi, eğitim-öğretim ve bilimsel araştırmalar ile üreticilere bilgi aktarılmasında önemli katkılar sağlıyor. Ancak bu özellikleri nedeniyle sürekli korunması ve sahip çıkılması gereken bahçe bugün ne yazık ki adına “bilim ve teknoloji” denilen bir üniversite için yok edilmek isteniyor.

BİN 758 DÜNÜMÜ KAMPUS İÇİN TAHSİS EDİLDİ!

Çukurova Üniversitesi’nin kampus alanı içinde görünen, ancak bir bölümü Maliye Bakanlığı‘na ait olduğu belirtilen Narenciye Gen Bahçesi‘nin 1.758 dönümü; Maliye Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığı, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü, Adana Büyükşehir Belediyesi, Adana Valiliği ve Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörlüğü`nün yaptığı ortak protokolle Bilim ve Teknoloji Üniversitesi‘ne kampus alanı olarak gösterildi. Bu kararın ardından bahçede kepçe ve sondaj makineleri ile zemin etüt çalışmaları başlatılması tepki çekti.

ZEYTİN GEN BAHÇESİ DE YAPILAŞMAYA AÇILDI!


Çukurova Üniversitesi’nin ‘Zeytin Gen Bahçesi’nin de bir süre önce fen lisesi inşaatı için yapılaşmaya açıldığını anımsatan Tuncer, ZMO’nun büyük bir mücadel vermesine karşın önüne geçemedikleri kararın ardından, 386 çeşitten oluşan 773 zeytin ağacının bulunduğu bahçedeki 58 ağacın söküldüğünü söyledi.

GEN BAHÇESİNDE 900 GENOTİP BULUNUYOR!

Adana- Mersin Otoyolunun alt tarafında, PTT Evleri-Mehmet Akif Ersoy Mahallesi arasında kalan Narenciye Araştırma-GEN bahçesinin de bulunduğu toplam 2.500 dekarlık alanın 1.700 dekarı, yeni kurulacak olan Adana ‘Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’ne tahsis edildi. Çukurova Üniversitesi yerleşim yeri oluşturulurken üniversiteye tapu mülkiyet sahipleri tarafından tahsis edildiği belirtilen alanın, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından Ulusal Turunçgil Genetik Kaynakları Koleksiyonları’na dahil ettiği bölge olduğu öğrenildi. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün(FAO) Erken Uyarı Sistemi Veri Tabanında da yer alan 900’e yakın Genotipin bulunduğu ‘Çukurova Üniversitesi Turunçgil Genetik Kaynakları’ parsellerinden oluşan Narenciye–GEN bahçelerinde bugüne kadar çok sayıda ulusal ve uluslararası bilimsel çalışma yapıldığı belirtiliyor. Bu güne kadar 58 bilimsel projenin yürütüldüğü alanda, 258 ulusal ve uluslararası yayın, 59 lisans mezuniyet tezi, 60 yüksek lisans mezuniyet tezi, 20 Doktora çalışması ve 1 doçentlik tezi çalışması yapıldığı öğrenildi.(Yusuf Yavuz)

Dostlar; günümüzün üç stratejik değeri vardır:

1-Haberleşme-İletişim.

2-Su.

3-Gıda.

*** Haberleşmemiz yabancılara satıldı. Yani; adında Türk bulunan meslisten çıkarılan yasa ile işgal ettirildi. Köle bayiler oluşturuldu. Etinden, tüyünden, kemiğinden faydalanılıyor.

Kurumun elemanlarının ağırlıklı olarak Fetullahçı olduğu söyleniyor.

*** SU : HES(Habersiz Elkoyma Sistemi) projeleri ile küresel güçlerin kontrolüne devretme provaları yapılıyor.

*** Gıda: Irak’ın tohum bankasına işgal ettikten sonar el koyanlar, eş başkanlar sayesinde tek mermi atmadan Türk Tarımına el koymuştur. Kendini besleyebilen 7 ülkeden biri iken, küresel şebekenin atadığı memurlar, kendilerine iktidar bahşedenlerin istekleri doğrultusunda dışarıya bağımlı hale getirilmiştir.

Şimdi sultan diyor ki;

“Kuran öğretilmesinden niye korkuyorsunuz?”

Hayır, Kuran öğretilmiyor. Arapça okunması öğretilerek din şu yukarıda yazılan eserlerini(!) kapatabilmek için kullanılıyor.

Kuran din tacirlerinin elinde halka yapılan istismarın fark edilmemesi için uyku hapı olarak kullanılıyor. Haçlı yardakçılarının kılıçlarına takılan Kuran sayfalarıyla; Muhammedi Müslümanların başı kesiliyor.

Sayın Sultan; bizler Kuran öğretilmesinden korkmuyoruz. Biz yukarıda yapılan din dışı, zalim uygulamaları din kılıfıyla paketleyen sizlerden korkuyoruz.

Yani; büyüklerimizin dediği gibi:

“Kork Allah’tan korkmayandan.”

Diyoruz.

Dimimizden korkmuyoruz. Hatta Muhammedi ahlakı çok özlüyoruz.

Yukarıda iki madde altında yazdığım eserin sahibi olan sizlerin, cahiliyye dönemi uygulamalrını “din” gibi göstermenizden ve ne olduğunu anlamadığımız bir yaşam şeklini din diye dayatmanızdan korkuyoruz.

Kuran öğrenilmesinden değil ama haçlı güruhun yanında Müslümanlara saldıranların dininden korkuyoruz. Kuran yakanların yanında saf tutan sizlerin, Peygamberimize hakaret edilmesini “özgürlük” olarak yorumlayan adamın NATO Genel Sekreteri olmasına onay veren sizlerin, ne olduğunu anlayamadığımız din anlayışından korkuyoruz.

Biz Kuran’ın öğrenilmesinden değil (ki, zaten öğretmiyor, Arapça ezberletiyorsunuz), sizlerin yaşadığı dinden korkuyoruz.

Bu da böyle biline…

Son Yazılar

Sunny

11°C

Istanbul