oyle_her_onune_gelen_tesev_kurucusu_olamaz225

Cehenneme giden yolda muhalefet taşları! (2)

Muhalefette kifayetsiz değil, muhalefete isteksizler demiştik, Recep Bey’in yolunu yapmaya ve Gülen’in yolunu açmaya pek gönüllüler.


İkinci CHP’den söz ediyoruz; bugünlerde “ikinci 12 Eylül kutlamalarına” katılıyor.

Birincisi 2010’da idi; 12 Eylül referandumunda Recep Bey “darbe anayasasını değiştireceğiz” dedi; cumhuriyet, anayasa mahkemesi ve hakim güvencesinden olurken, hayır’sız Kemal Bey çıkmış, bir barbarlık düzeninin gelmesini, kendi sözleriyle “demokrasi açısından” kutluyordu.

Şimdi 12 Eylül’ün, 12 Eylül’den islamcı, emekçiler karşısında 12 Eylül’den acımasız, tekeller ve emperyalizm karşısında 12 Eylül’den tavizkâr çocukları, düzenlerini sağlamlaştırmak için deri değiştiriyor; atılan derinin kibar bir masada yenmesiniyse davanın müdahilleri sağlıyor.

*** *** ***
Kibar masasına oturuş!

Kibar masasının kurulmasında en büyük destek gene Emine Ülker Hanım’dan geliyor.

Gerekçeleri şöyle: Birincisi, “bu darbeden en büyük zararı CHP görmüş”; ikincisi, “CHP’ye vurulmak istenen ‘darbeci’ damgasına karşı çıkmak” istiyorlarmış.

Kemal Bey, meleklerinden Emine Hanım'ın çıkısına pek sevindi, sevincini Zaman Gazetesi ile paylaşmaktadır, ve saymaya başladı: En büyük zararı biz gördük, partimiz kapatıldı, genel başkanlarımız hapse atıldı, mal varlıklarımıza el konuldu. CHP adına her türlü özrü dilemeyi görev bilen Kemal Bey'e sormak gerekmiyor mu, hangi rezistansta vardılar ki, en büyük zararı gördüler?

*** *** ***
CHP'nin başına gelenler!

Bir, Ecevit, 1980 itibariyle CHP ile ilişkisini kesmişti. 12 Eylül'den sonra güvenlik gerekçesiyle gönderildiği Hamzaköy dinlenme tesisinden dönen Ecevit'in, tüm partilerle birlikte CHP'nin de kapatılmasına verdiği tepkinin, ben, "yayınlanmamış olsa da" bir açıklama yaptım, artık geri kalanlar Anayasa Mahkemesine başvursun, demek olduğunu Hasan Cemal aktarıyor. Elbette, CHP o anda bir kurum olmadığı için bu mümkün değil, ancak Ecevit, siz başvurun, onlar reddetsin diyor, Ekim ayında genel başkanlıktan istifa ediyor. Bu kadar.

İki, Deniz Baykal 1983'te alınan kararla Celal Doğan, Sırrı Atalay, Metin Tüzün, Ferhat Aslantaş, Süleyman Genç ve Yüksel Çakmur'la birlikte Zincirbozan'daki askeri üste zorunlu ikamete tabi tutuldu, doğru. Siyaset yapmasını istemiyorlardı, tuttular ve bıraktılar. Çok kötüdür, ama hepsi budur. Zincirbozan tesislerinin bugün kapısına kilit vurulmuş durumdadır; şimdi yerine "Pensilvanya'dan gelmediğine inanılan" kasetler ve "cemaatsiz" yargı vardır. Milletvekilleri Silivri'dedir.

Üç, CHP'nin Çevre Sokak'taki genel merkez binasına el kondu, doğru, ve CHP binasını geri aldı. Zaman gazetesinden öğreniyoruz; Emine Ülker Hanım'ın 12 Eylül davasına müdahillik için verdiği dilekçede, "partinin bütün arşivinin, belgelerinin, karar defterlerinin ve hatta genel merkezindeki Atatürk ve İnönü tablolarına vanncaya kadar tüm varlığının, 12 Eylül yönetimince imha edilmek üzere, kamyonlara doldurulup SEKA'ya kaldırıldığı" bildiriliyormuş.

Şimdi bunlara gerek yok; Doğu Perinçek'in Salı günkü yazısında belirttiği gibi, "Atatürk" ve "laiklik" sözleri artık Kemal Bey'in konuşmalarında otosansürlüdür.

Elbette, CHP'nin ülkenin kavrulduğu bir dönemde anlatıldığı gibi büyük zararlar görmüş olmaması, Aydınlar Bildirgesi'nde tek bir CHP'linin imzasının bulunmaması, gerçek hiçbir rezistans göstermemiş olması, şimdi göstermesine engel değildir.

Ancak Kılıçdaroğlu'nun bildiği tek rezistansın, cumhuriyeti savunmaya rezistans olduğunu görüyoruz.

Aydınlar, rektörler, genelkurmay başkanları darbeci, CHP değil Emine Hanım ile Kemal Bey, "darbeci" olarak anılmak istemiyorlarmış; bugün kimlere darbeci dendiğini görmüyorlar mı?

Yeni rejim darbeciliği neredeyse onur nişanı yaptı.

Aydınlarımız, rektörlerimiz, gazetecilerimiz, subaylarımız, kendi milletvekilleri, Silivri ve Hasdal'dadır.

Genelkurmay Başkanı almışlardır ve Kemal Bey, yetmez, ama evet, başka genelkurmay başkanları da var demektedir.

Demek, "ikinci CHP" avukatlık yerine savcılığı benimsemiştir ve Türkiye için 12 Eylül'den daha 12 Eylül'cü bir programı öngören Yeni Ortadoğu düzeni peşinde koşanlann TSK düşmanlığı Recep Bey'in dilinde fazla deşifre olunca imdada koşmaktadır.

Yol yapmakta ve yol açmaktadır.

*** *** ***
İllüzyon peşinde!

Emine Hanım, 12 Eylül davası için "bu bir illüzyondur," demişti.

Şimdi illüzyonu engelleyeceklermiş.

Bugün seçim barajıyla, tutuklu vekillerle meclis bir illüzyondur; CHP içindedir.

AKP kararlanna "uzlaşı" damgası vurulması işlevi gören Komisyonlar, hepsi illüzyondur; CHP içindedir.

Elbette, 12 Eylül davası illüzyonunu da Türkiye İşçi Partili yedi gencin katili Haluk Kırcı müdâhilliğiyle sürdüremeyeceklerdi.

CHP imdada yetişti. Kırcı'yla yan yana oturur, illüzyon avlarlar.

Deniz HAKAN - 06 Nisan 2012 - Aydınlık

Son Yazılar

Sunny

20°C

Istanbul