fahrettin_altay_pasa9_225

Harbiyeliler için bir “Fahrettin Paşa” Öyküsü!

Artık herhalde böyle oluyor, TSK subaylarını Afganistan'a gönderebilmek ya da orada tutabilmek için Fahrettin Paşa'yı örnek göstermek gerekiyor.

Erdoğan, kurmayları imam hatipliler ile birlikte geldiği Harbiye'de, "Afganistan'da Türk askerinin işi ne" tartışmasına "çekirge, Medine, Afganistan, Fahrettin Paşa" cevabını verirken, dinleyen subaylar ne düşünmüşlerdir, bilemiyoruz. Ama kurmay subaydırlar, bu nedenle tarihlerini bilmeleri faydalıdır.

Peki, AKP'liler Fahrettin Paşa'yı nereden duydular? Erdoğan'ın her gün yeni bir dava açtığı Yalçın Küçük'ün "Gizli Tarih" kitabının "Medine Müdafaası" kısmında gerekli bilgiyi bulabiliyoruz. Kurmaylarının okuduklarını anlıyoruz.

Mütareke hükümlerine direnen Paşa!

Afganistan'da düşen bir helikopterde subaylarımız öldüler; NATO bünyesinde, Afganistan'ın Amerika tarafından işgalinin ardından bölgeye gönderilmişlerdi. Fahrettin Paşa da Afganistan'da, Kabil'de büyükelçi olarak görev yapmıştı. Peki, ama aralarındaki bağlantı sadece bundan mı ibaret, soruyoruz.

Resmi tarihte pek yer verilmeyen Fahrettin Paşa ile başlayalım. Kimdir ve neden Harbiyeliler için örnek teşkil etmektedir? Mondros Mütarekesi ile teslim olan Osmanlı Devleti'nin Paşası olmasına rağmen, teslim olmayı reddetmişti. Medine Savunması ise bu teslim olmama eyleminin adıydı; henüz Kurtuluş Savaşı'nın arifesiydi ve böyle subaylarımız vardı. Savunması 1918 yılı sonlarından 1919 yılı başına kadar sürmüştü. Dersaadet'ten gelen emirlere rağmen şehri teslim etmeyi kabul etmemiş; ingiliz işgal kuvvetlerine direnmişti. Fahrettin Paşa ile birlikte, Medine'de ihtiyat zabiti olarak savaşan FeridunKandemir, "Medine Müdafaası" adlı kitabında, Paşa için "Mütareke Hükümlerine hemen uyup teslim olmadı" yazmaktadır. Disiplinli, titiz ve askerlerini seven bir komutan olduğunu da öğreniyoruz. Şehri savunan askerlerinin açlığına çareler düşündüğünü de okuyoruz: Çöldeki çekirge sürülerinden askerlerine salata ve yemek yapmayı öğretmişti. Tariflerini, Erdoğan'nın konuşması sonrasında gazeteler vermiş haldedir, tekrar etmiyorum.

Çöl Kaplanı!

Bizler ise adını ilk olarak altmışlı yıllarda duyduk. "Yakın Tarihimiz" dergisinin ilk sayısından, "Çöl Kaplanı Fahrettin Paşa'nın Medine Müdafaası" makalesinden bir Çöl Kaplanı'na sahip olduğumuzu öğrenmiştik; resmi tarihi delen çalışma ve hatıratların birbiri ardına yayımlandığı bir dönem sayılmaktadır. Bu görkemli yükseliş çağında, yenilgiyi kabullenmeyen Fahrettin Paşa'nın ismi hatırlandı.

Kahramanlara ihtiyaç kalmadığında!

Peki, Medine Savunması nasıl bitiyor? 1919 yılının Ocak ayında, teslim olmak dışında bir seçenek kalmadığını düşünen bir takım subaylar Fahrettin Paşa'nın üzerine atılıyorlar; böylelikle Medine düşerken, Fahrettin Paşa da İngilizler'e esir düşüyor. Pek çok benzeri subay ve Paşa gibi Malta'ya götürülüyor, iki yıllık tutukluluğunun ardından Malta'dan tahliye olduğunda, önce Almanya'ya, oradan da Moskova üzerinde Ankara'ya ulaşıyor. 1921 yılının Eylül ayı ve Kurtuluş Harbi'nin dönüm noktası sayılan Sakarya Muharebesi'nin sonrasıdır. İhtiyat zabiti Feridun Kandemir'in yazdığına göre, Mustafa Kemal Paşa, Fahrettin Paşa'yı "sağlığında adını tarihe altın harflerle yazdıran kahraman" diyerek karşılıyor ve methediyor. Ardından da herhalde bir karşısındaki kahramana, bir de harbin durumuna bakıyor. Harp için kahramanlara ihtiyacın artık azaldığı bir dönemdir. Bu durumda ne yapılabilir? Çöl Kaplanı, büyükelçi olarak Kabil'e gönderiliyor. 1922 ve 1926 yıllarını büyükelçi olarak Afganistan'da geçiriyor. Bu tayin için Paşa'nın personel subayı Kaşif Kıcıman, "bu suretle anavatanından uzaklaştırılan bu şöhretli kahraman" izahatını yapıyor. Kahramanlara ihtiyaç kalmadığında, demek ki, yol Afganistan yolu oluyor.

Aydınlık - 06 Nisan 2012

*************************************************************************************
MEDİNE MÜDAFAASI!

Ali İhsan Paşa, Musul'u teslim etmemek yollarını aradı, Yakup Şevki Paşa, müşahhas olarak, Mütareke'ye uymadı, Kars'ı geç teslim etti ve silahları işgalcilere değil, direnmek isteyenlere verdi. Her ikisi de, başkalarıyla birlikte, Malta sakini oldular. Enver ve arkadaşları sadece bir round'ı kaybettiklerini düşünüyorlardı, savaş daha Şark'la devam etmekledir.

Fahrettin Paşa'ya gelince, çok az bilgimiz var, resmi tarihte, "Medine Müdafaası" da pek yer edinemiyor. Burada iki nokta var, birincisi, İngilizler'e güvenerek isyan eden Emir Şerife karşı başarılı bir savunma sürdürmesidir. İkincisi, Mütareke'den sonra Dersaadet'ten Medine'nin teslim edilmesi yazısının gelmesine rağmen direnmesidir. Fahrettin Paşa ile birlikte, ihtiyat zabiti olarak savaşan, Feridun Kandemir, "Medine Müdafaası" nam eserinde, "Mütareke Hükümlerine uyup hemen teslim olmadı" demektedir. Kandemir'den, Paşa'nın son derece onurlu olduğunu da öğreniyoruz, Mısır'da esir iken, asker tayını veriliyor ve çok kötü yerlere kapatılmasına rağmen hiç şikayet etmediğini de haber alıyoruz. Kuşkusuz Malta sürgünleri arasındadır.

İsyancı Araplar'a karşı, Medine'de güçlü ve moralli bir savunma düzenlemiş olduğunu da duyuyoruz. Dindar, disiplinli, titiz bir komutan olduğu kesindir; Medine'yi adına yakışır, "şehir" demektir, bir kent yapmak için hep çabaladığı anlatılıyor, tarımcılığı ve bir de çekirge salatası hayli meşhur olmuştu. Çölde sürüler halinde bulunan çekirgeleri toplayıp, zabitan ve erata, salata yapmayı öğretmiş ve birliğin tabldotuna koymuştur; Fahrettin Paşa, yemekhanede, yemeğe, çekirge salatası ile başlamayı da usul ittihaz etmişti, hayli lezzetli olduğu rivayetleri de var. En çok ve en ucuz bulunanı çok yemek, bir mutfak dehasıdır, çekirge misli üreyen tavşanı, Fransızlar çok tüketiyorlar, harikadır; Paşa'nın çekirge salatasını keşfetmesini de aynı ölçüde mühim mütalaa ediyorum.

Medine Müdafaası'nın kaldırılmasının kararlaştırıldığı bir zamanda, 1917 yılında olabilir, Mustafa Kemal Paşa'yı, Ordu Komutanı yaparak, tahliye ile vazifelendirdiler. Kemal Paşa Hazretleri, önce komutanlığı ve bu tahliye işini kabul etmekle sonra imtina etmişti, nedenini bilemiyoruz. Bildiğimiz, Mustafa Kemal Paşa'nın Medine savunması ile aşina olduğudur.

*** *** ***
Çöküş halinde bir imparatorluğun ordusu'dur, zaman zaman komutanlar özerkleşiyor; en çok Mustafa Kemal'in hayatını biliyoruz, bu nedenle mada dalın çok görüyoruz. Paşa'nın resmi biyografisi, İslam Ansiklopedisi'ndedir, on kişilik güzide bir heyet telif etmişti, Çanakkale'den sonra, ki David Fromkin, after the battle of 18 March diyor, ölüme mahkum Osmanlı İmparatorluğu, bir son dakika uzatması kazanmıştı, diyordu, Ansiklopedi'de ise, 10 Aralık 1915 tarihinde, Paşa'nın, "ordu komutanlığına istifa ettiğini bildirdi" ibaresini buluyoruz. Liman Paşa, araya girip, tebdil-i hava'ya çevirmişti. Mustafa Kemal Paşa'nın bir de Yıldırım Orduları'nda vazifesi var; adı çok parlak bu kuvvetin ismiyle müsemma işler yapamadığını da takdir edebiliyoruz. Paşa Hazretleri önce bu grupta yedinci ordu komutanıydı, İslam Ansiklopedisi, "Mustafa Kemal, kendi kendini bu ordu komutanlığından, kendi tabiriyle, af ve vekilini tayin ederek ayrıldı" demektedir. Çöküş ordusu'dur.

Bir Osmanlı Paşası olduğunu anlıyoruz, "Yakın Tarihimiz" ceridesi ilk nüshasında, "Çöl Kaplanı Fahreddin Paşa'nın Medine Müdafaası" makalesini de neşretmişti, Altmışlı yılların başıdır, bir patlama çağı idi, resmi tarihi delen yazı ve hatırat birbirini izliyordu. Zübeyde Anamız'ın ikinci kez evlendiğini de, Aydemir'in kaleminden, işte bu çağda öğrenmiştik, yer yerinden oynadı, sanki "yıkıldık", hiç ummuyorduk. Öyle endoktrine edilmiştik, belki bizde de bir "Çöl Kaplanı" olduğunu, bu görkemli özgürlük ve yükseliş çağında duyduk.

Peygamber Hazretleri'nin Merkad-i Mübarek'ini vermemek istiyordu, cemaati toplamış, kaldı ki cumaları Harem-i Şerifte eda ediyordu, "Ey Nas!" deyu başlayan bir hitabesi var ki müdeyyin sektörde hayli maruf dır. Şöyle hitam bulmaktadır: "Ey bütün tarihi eşsiz kahramanlıklar, şan ve şereflerle dolu olan Osmanlı Ordusunun yiğit zabitleri, ey her cenkte cihanı tir tir titreten, asla boyun eğmeyerek daima namus ve din borcunu kanıyle ödemiş şeci Mehmetçiklerim, kardeşlerim, gelin hep beraber, Allanın ve işte karşısında huşu ve vecd içinde gözyaşları döktüğümüz Yüce Peygamber'in huzurunda hep beraber, aynı yemini tekrar edelim." Okuyoruz ve görüyoruz, Çöl Kaplanı Fahrettin Paşa, henüz türkizme yaklaşmamış, bir Osmanlı Ordusu Paşası'dır. Namuslu, gururlu, müdeyyin ve amma Osmanlı'dır, Peygamber Hazretleri'nin mezar yerini, düşmana, vermek istememektedir, bunun için ölmekten korkmuyor, hepsi budur.

*** *** ***
Ne demek, daha sonra vali, Medine'de muharip Naci Kaşif Kıcıman da "Medine Müdafaası" telif etmiş, müstefid oluyoruz, bir gece yarısı çağırtmış, "Filistin Cephesi bozuldu, Liman von Sanders Pasa pijamasıyla kaçtı, Şam telsizi 'elveda' diyor, ne yapacağız Kaşif; Paşa Hazretleri bu soru ile uykusuzdu. Kaşif Kıcıman'ın ise bir ihtilalci olduğunu anlıyoruz, ol tarihte münevveran arasında çoğ idiler, Kaşif, Padişah'a bir telgraf çekilmesini ve "Medine'de muvakkat bir hükümet kurulduğu maruz'dur" denmesini önermiştir, "arz ederiz" manasındadır, resmi tarih yerine teklif ve naklettiğimiz masalımız açısından önemli telakki ediyorum. Zenginleştiriyor.

Demek ki, çöküş halinde, "muvakkat hükümet" kurmak, aydın vasfı idi; hayli çoktur, o halde, Amasya Yaranı, Mustafa Kemal, Karabekir, Ali Fuad, Refet ve Rauf, liderliğinde Anadolu'da kurulan muvakkat hükümet'in ilk olmadığını tekrar tespit ediyoruz. Trakya'da ve Kars'ta varlar, Kars'taki açıkça mülti-nasyon idi, idarede, Ruslar, Elenler ve bahusus Türkler bulundular, bunlar da daha sonra Malta'da toplandılar, başkalarını da biliyoruz, Nuri Paşa Dağıstan'da dahi denedi, çekirge sürüsü kadar olmamakla birlikte, pıtrak misali ürediler. Bolşevik Şurası, Türkler "sovyet" yerine "şura" dediler, bu temayülü güçlendirmişti, Münevverandan Naci Kaşif dahi, Medine Geçici Hükümeti'ni münasip buldular.

Çöl Kaplanı Fahrettin Paşa ise, "yapamam Kaşif” diyordu ve Kaşif ısrar ediyordu, tahrik mi etti, tabii genç subay olsaydı, yapardı; bu sözler de Kaşife ait ve Paşa'nın pek dürüst olduğunu, cevabından anlıyoruz, "o vakit yapardım, Kaşif” diyorlardı. Demek ki Paşa, ne yapamayacağını ve ne yapabileceğini bilenlerdendir.

Malta'dan tahliye olunca, Almanya üzerinden Moskova'ya ve Ankara'ya ulaşıyor; sanki koşuyor, yüksek komutanların altında savaşmak için yanmaktadır. Mustafa Kemal Paşa'ya çıkıyor, Paşa Hazretleri, Fahrettin Paşa Hazretleri'ni, Kandemir'in yazdığına göre, "sağlığında adını tarihe altın harflerle yazdıran kahraman" deyip methediyor ve sonra, her halde bir kadroya bir de duruma bakılıyor, artık harp için kahramanlara ihtiyaç kalmamıştır, bu çıkıyor. Kadro sıkıntısı var, ne yapılabilir ki, böylece Çöl Kaplanı'nı, sefir-i kebir olarak, Kabil'e gönderiyorlar; orada herhalde "Köy Aslanı" olmuştur, 1922-1926 yıllarını, işsiz güçsüz bir büyükelçi olarak Kabil'de geçirmişti.

*** *** ***
O zaman da Kabil bir köydür. Kaşif Kıcıman, bu tayin için, "bu suretle anavatandan uzaklaştırılan bu şöhretli kahraman" izahatını yapıyor; münasip ve isabetlidir. Teoremimiz bir kez daha doğrulanmaktadır. Görüyoruz.

Fahrettin Paşa, bildiğimiz kadarıyla, hatırat bırakmadı, ancak ben bazı hatıratı kıraat ederken, Kabil'de, Paşa'nın, evinin çatısını kendisinin yaptığını görenlere dahi rast gelmiştim. Demek Çöl Kaplanı'nın tercüme-i halinde çekirge salatasından gayri bir de köy yerinde çatı yapmak da var. Hoş, bunlar Osmanlı Paşaları'dırlar ve Darwin'in türlerinden çıkıyorlar.

Yalçın KÜÇÜK - Gizli Tarih (221-223)

Son Yazılar

Partly cloudy

27°C

Istanbul