nazif_ekzen_aydinik225

Karabük ve Türk demir çelik sanayisine suikastlar!

Şevket Süreyya Aydemir, “İkinci Adam” adlı belgesel-anı-deneme kitabında İsmet İnönü’yle birlikte Türkiye’nin “özgür kalkınış çabası devrini” de anlatır.


Lozan sonrasında,1926 Temmuzu’nda gümrükler üzerindeki kayıtların kalkması ile başlayan ve 1929 cihan buhranı içinde yönünü bulan Türkiye, “bugünkü anlamda bir planlama niteliğinden uzak olsa da, kendi gücünü seferber etmeye çalışarak bir özgür kalkınış çabası” sergilemiştir.

“Hülasa, Atatürk’ün ölümünden önce, hatta biraz eksik ve masumane sayılsa bile, bir doktrin ve derin bir sistem temeline dayanmasa bile, Türkiye, cihan buhranının yarattığı akımlar içinde, yalnız fakir bir hammadde üreticisi değil de, aynı zamanda sanayici bir ülke olarak kalkınma yolunda gayret göstermiştir”.

Aydemir, bu “devletçiliğe yöneliş”, bu “özgür kalkınış” hikâyesini Lozan ruhuna, siyasi ve iktisadi egemenlik hırsına, antiemperyalist bir gayrete bağlamak ve milli ekonomi üstüne gerek içten, gerek dıştan gelecek sorumsuz her türlü kontrole karşı, yiğitçe bir savaş saymak gerektiğini söyler.

75 yaşındaki Karabük Demir-Çelik, özelleştirme sonrasında bugünkü sentetik yapısına karşın, “bu özgür kalkınış çabası döneminde” sanayileşme hedefine sahip bir ülkenin, kalkınma yolunda gösterdiği gayretin özgün örneğidir.


Zamanın,1935’li yılların koşullarında, Türkiye’de 290 bin tonluk bir Demir-Çelik Fabrikası yatırımı yapılabileceğine ve Türkiye’nin buna tek başına sahip olabileceğine inanmak “imkansıza inanmak” ile eşanlamlıdır.

Türkiye bugün, 2010 sonu uluslararası verilerine göre, 29 milyon ton üretim kapasitesi ile dünya ham çelik üretiminde 10. sıradadır.

75 yıllık serüvenin başlangıcında Karabük’ün 290 bin tonluk kapasitesi ile yola çıkan Türkiye 3 entegre işletme (Karabük, Ereğli ve İskenderun Demir Çelik) ve diğerleri ile bugün 29 milyon tonluk kapasiteye sahiptir.

Cumhuriyetin I. Sanayi Planı’nın (1933-1937) önemli beş projesinden biri olan Karabük-Demir Çelik Fabrikası’nın yapımı, gecikmeli de olsa bu plan dönemi içinde başlamış ve 1939 yılında üretim hattına alınmıştır.

Karabük bu beş projenin en büyüğü olup Cumhuriyet döneminde, Lozan sonrasında “dış kredi sağlanarak” yapılan ilk büyük “kamu sektörü ekonomisi” yatırımıdır.

Karabük, Cumhuriyet’in ilk döneminde benimsenen “bağımsız-özgün” kalkınma anlayışına bağlı “1. Sanayi Planı” ile gerçekleştirdiği “Cumhuriyet’in ilk ağır sanayi kentidir”.

Bir “planlama” ürünüdür. Ekonomik-sosyal ve toplumsal alt-yapıları düşünülerek planlanmış olan Karabük Demir-Çelik Fabrikası, aynı zamanda, iktisat politikası aracı yaratılması-kullanılması konusunda “kamu sektörü ekonomisi” açısından önemli bir örnek oluşturur.

“Sanayinin yurt ölçeğinde kurulması ve kalkınma ekonomisinin aktif politika aracı olarak kamu ekonomisinin kullanımı” Türkiye’de KİT kültürünü yaratmıştır.

Karabük Demir-Çelik ve Şeker Fabrikaları bu kültürün ülke ölçeğinde öncü sanayi örnekleri olmuştur.

Türk sanayi ekonomisinin, bütün alt üst oluşlara karşın güçlü kalan ve günümüze değin taşınan temel altyapısının oluşturulduğu dönem, bu dönemdir.

*** *** ***
İlk adımlar!

1926 yılında başlamış olan Ankara-Sivas Demiryolu inşaatı çerçevesinde, Irmak yol ayrımından, Ankara- Ereğli-Zonguldak, “Kömüre Giden Yol” hattının inşaatına başladı. Hat 1935 yılında işletmeye açıldığında Karabük, Irmak-Filyos hattı üzerinde, 13 haneli bir yerleşimin yakınındaki İstasyon’un adıdır.

3 Nisan 1937 tarihinde ilk ağır sanayi girişiminin başladığı yer oldu.

Ankara’da görev yapmış Alman diplomatı H. Kroll, Ulus gazetesinde 1967 yılında yayımlanan Türkiye anılarında, Karabük Demir-Çelik’in hangi şartlarda kurulduğunu anlatır.

Türkiye, Karabük’te normal şartlarda elde edemeyeceği bir ağır sanayi tesisine, İngiliz-Alman siyasi rekabeti sayesinde kavuşmuştur.

“Almanya’yı Türk ekonomisinde rol oynama durumundan çıkarma konusundaki İngiliz hedefinin gerçekleşmesi, İngiliz devletinin işe etkili bir biçimde el atmasına bağlıydı.” Kroll, yıllardır Türkiye’nin kalkınma programı çerçevesinde büyük bir demir ve çelik işletmesinin kurulmasının, Karadeniz kıyılarında bulunan demir ve kömür madenlerinin böylece değerlendirilmesi, zamanla dış ithalattan bağımsız bir durum sağlanmasının öngörüldüğünü aktarıyor ve devam ediyor:

“Türkiye’nin genel politikası açısından böyle bir plan sağlam sayılırdı. Ama belki Avrupalı demir-çelik üreticileri bunu pek iyi karşılamayacaklardı. Çünkü önemli bir Pazar Avrupa’nın ihracatına kapanmış olacaktı.”

Kroll, “normal zamanlarda olsa” konunun, sözü geçen Avrupa firmalarını görüş birliğine götürüceğini ve Türk Hükümeti’nin uluslararası bir firma grubundan kabule değer bir teklifi boşuna bekleyeceğini söylüyor.

Ancak 1936’da çevresinde büyük politik mücadelelerin geçtiği Türkiye böyle bir çıkar dayanışmasına meydan bırakmıyor.

Bu yüzden çeşitli Avrupalı çıkar grupları arasında sert bir mücadele oluyor.

Sir Percy Loraine, İngiliz konsorsiyumunun verdiği teklifin önem taşıdığını Türkiye’nin en yüksek yerine bildirmek üzere İngiliz Kralı’nın bir mesajını Kemal Atatürk’e veriyor ve sonunda siparişi İngilizler alıyor.

*** *** ***
‘Karabük’ü kapatın’ 1947 ve 1994 girişimleri!

Yeni Dünya Düzeni’nin mimarı olarak ABD’nin 1944-1951 yılları arasında Türk ekonomisi için hazırladığı Amerikan Kalkınma reçeteleri, hep 1930-1940 döneminde gerçekleştirilmiş olan Kamu Ekonomik İşletmeleri’nin tasfiyesini ister.

Bu raporlar içinde en çok bilinen iki rapordan (Thornburg Raporu ve Baker Raporu) birisi Karabük Demir-Çelik Fabrikası’nın kapatılmasını, diğeri de özelleştirilmesini istemektedir.

1950 sonrasının “temel iktisat politikası tercihinin belirlenmesinde, Dünya Bankası Gurubu tarafından hazırlanmış olan Baker Raporu kadar, W. Thornburg’un “Türkiye’nin bugünkü durumunun tenkidi Raporu” da önemli bir yer tutmuştur.

Thornburg Raporu, Birinci Sanayi Planı ile kurulmuş kamu sektörü ekonomisine ait sanayi yatırımlarının tasfiyesini önermektedir.

Bu konuda, en ilginç örnek Karabük Demir Çelik yatırımıdır.

Israrla, işletmenin derhal durdurulup tasfiye edilmesini ister:

“Karabük Demir Çelik Fabrikaları tasfiye edilmelidir. Karabük’ü Türk halkının hakiki ihtiyaçlarının temini uğrunda feda etmek, ilgili Türk makamlarının cesareti ve gerekli değişikliğin tahakkuku için Türkiye’ye yardım edebilecek Amerikalıların bilgi ve hüneri için bir imtihan olacaktır.”

Oysa, Karabük Demir Çelik yatırımı, Tornburgh’un işletmenin tasfiyesini-kapatılmasını istediği tarihten 8 yıl önce işletmeye alınmıştır.

Bu, sadece Karabük yatırımına karşı değil, Birinci Sanayi Planı içinde gerçekleşmiş bütün kamu yatırımlarına karşı bir ideolojik saldırıydı.

Thornburg Raporu’nda istenen sadece “özelleştirilme” değil, onun da ötesinde 1932 yılından başlayarak gerçekleştirilmiş olan henüz 5 yıllık, 8 yıllık, 10 yıllık 1. Sanayi planı yatırımlarının tümden tasfiyesiydi.

5 Nisan 1994 günü Çiller hükümeti tarafından açıklanan “Ekonomik Önlemler Uygulama Planı”, Karabük’ü kapatma kararı aldı.

“Karabük ilçemizin gelişmesine büyük katkı sağlamış olan Karabük Demir-Çelik İşletmeleri görevini tamamlamış, ekonomik ve teknolojik ömrünü doldurmuş ve eskiyen teknolojisi ile rekabet edebilirliği kalmamıştır. Tesisin 1994 yılı zararının 5 trilyon TL olacağı tahmin edilmektedir. Özelleştirme imkanının bulunmaması halinde Karabük Demir-Çelik işletmelerinin üretimi yıl sonunda durdurulacaktır.”

Bu ikinci kapatma girişimi idi.

Tarihinde ikinci kez kapatılma tehdidi ile karşılaşan Karabük Demir-Çelik için “rekabet edebilirliği kalmamıştır” raporunun gerekçesinde, “Gümrük Birliği başladıktan sonra AB içinde rekabet imkanı kalmayacağı” görüşü yer almıştı.

Oysa, Gümrük Birliği kapsamında Demir-Çelik yoktur.

İlter Ertuğrul “Biz Vatan Hainliğine Devam Ediyoruz” çalışmasında, AB içinde rekabet edilebilirliğin kalmadığına ilişkin bu raporun, “bir ziraat mühendisi” tarafından hazırlandığını açıklayacaktır.

*** *** ***
Kapatmaya karşı Karabük insanı!

Kapatma konusunda son kararı, Karabük üzerine çalışan sosyologların “Karabüklü tipi” dediği, Karabük insanı söylemiştir.

Karabük insanı, Karabük’ü bir bütün olarak sahiplenmiş ve korumuştur. Çiller tezlerini çürütmüştür. Ancak özelleştirmeyi engelleyememiştir.

7- 8 Kasım 1994 tarihlerinde Türkiye tarihinde bir kentin bütün yaşayanlarının katıldığı “toplumsal direniş ve gösteri yürüyüşü” bir anlamda 3 Nisan 1937 tarihindeki temel atma töreni benzeridir.

Karabük insanı; kamuya ait bu “büyük sabit sermaye stokununun” kapatma yöntemi ile yok edilmesini önlemiştir.

Tarihselliğin önemli belirleyicisinin “kalıcılık” olduğu bilinmektedir.

Karabüklü tipi, Karabük’te kalıcılığı sağlamıştır.

Karabük’te sadece fabrikanın kalıcılığı değil, onunla birlikte kurulan fabrika kentinin kalıcılığını da sağlamıştır; 1996 yılındaki Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu Kararı ile, Fabrika Kenti kentsel sit alanı ilan edilmiştir.

Mimarlar Odası-Ankara Şubesi’nden S. Ökten, Karabük Fabrika kentinin “erken Cumhuriyet dönemine ait yapılar içinde günümüze ulaşan, orijinalliğini koruyarak varlığını devam ettiren tek başarılı örnek” olduğunu söylüyor.

Karabük bu gün 75. yaşında. Türk ağır sanayinin kurucu örneği, 1995 yılında Kamu Sermaye stokunun dışına çıkartılmıştır.

Nazif EKZEN - 03 Nisan 2012 - Aydınlık

Son Yazılar

Sunny

25°C

Istanbul