hilmi_ben_kasaptaki_ete_sogan_dograrim225

Ankara düşerken!

20 Mart 2003’te Amerikan ve İngiliz işgal orduları Irak’a girdi.

İşgal Irak’ta, savaş ise Ankara’da başlamıştı; bir “sivil darbe” olarak teşhis edebiliyoruz, 3 Kasım 2002’deki seçimle sonuçlanmıştır.

3 Kasım’daki kayıpları, Ankara’daki Irak savaşlarında kaybedilen ilk cephe sayabiliriz.

25 Şubat 2003’de TBMM’ye sunulan “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması için Hükümet’e yetki verilmesine ilişkin başbakanlık Tezkeresi”nin reddedilmesi, Ankara’nın son direnişidir. Reddedilmiştir.

Cevabı Süleymaniye’de verildi. 4 Temmuz 2003’te TSK’nın başına geçirilen çuvalla Ankara düştü.

Çuvala sessiz kalan Ankara bir savaş kaybetti ve ABD doğumgününde bir savaş kazandı.

Süleymaniye’de kaybedilen son savaşın, Osmanlı ve Türk olarak, son iki yüzyılda kazanılmış tek savaşın sonuçlarını ortadan kaldırmaya yönelmesi şaşırtıcı değildir. Kurtuluş Savaşı ile kazanılan kaleler 4 Temmuz’dan sonra bir bir düşmektedir, doğaldır.

1821 Yunan Ayaklanması’nı kayıplar tarihi için bir başlangıç sayabiliriz.

1828’de Ruslar’la savaştık, kaybettik, sonra hep kaybettik.

İzleyen yüzyılın ikinci onyılında 1. Dünya Savaşı’nı kaybettik, yalnız 1919-1923’te kazandık.

1923 kaybın durdurulması veya kayıpta uzun molaydı.

4 Temmuz, 1923’ün açtığı uzun molanın sona erişidir; hem 1914-1918’in, hem de 1919-1923’ün sonuçlarını ortadan kaldırmaktadır.

*** *** ***
İki kaybeden: Türkçülük ve İslamcılık!

Kayıpta bir “Türkçü”, diğeri “İslamcı” iki teslimiyetçi partinin katkısı da doğaldır.

İkisi de kaybetmenin ideolojisi oldular.

1821 ile 1923 arasında Anadolu 5,5 milyon ölü verdi, kaybedilmiş savaşların bilançosudur.

Buna karşın kaybedilen topraklardan Anadolu’ya 5 milyon insan göçtü.

Bu, bir yüzyılda, Anadolu’daki yenilenmenin iki işaretidir.

Kaybedilmiş savaşlar Anadolu’yu yenilemiştir.

Gelenler sadece “Müslüman” idiler ve anayurtlarından bu yüzden sürülmüşlerdi.

Sonra, Cumhuriyet’le birlikte “Türk” olduklarını öğrendiler, birbirine karıştırmaları da doğaldır.

Şimdi, MHP de birbirine karıştırmakta ve doğal bulunmaktadır.

Hem milliyetçi ve hem dinci, hep teslimiyetçidir; türban yasasının, Abdullah Gül’ün Köşk’e çıkmasının, geçen hafta geçen 4+4+4’ün müsebbibidir.

Sadece komünistlere karşıdır, komünistleri Anadolu’ya büyük göçün nedeni olan “Moskof” sanmaktadır ve özeti budur.

Ankara’nın düşmesi ise, AKP’ye yönelik darbe girişimi kovuşturmaları içinde unutulmuş bir darbedir.

Unutulmuştur, çünkü darbe AKP’yi hükümet yapmak içindir.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Bülent Ecevit ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu gitmiş, yerine Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan ve Orgeneral Hilmi Özkök gelmiştir; darbedir.

2001 Türkiye ekonomik krizi ile mümkün oldu, demek ki, içinde bir ekonomik kriz vardır.

Kriz, Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Başbakan Bülent Ecevit arasındaki tartışmayla patlak vermişti.

Kanaat budur. 21 Şubat 2001 tarihli toplantıda, Sezer’in Ecevit’e Anayasa kitapçığı fırlatmasından hemen sonra İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda yüzde 18,1 oranında düşüş yaşandı, gecelik faizler yüzde 7500’e kadar yükseldi.

Daha sonra “dalgalı kur” sistemine geçilmesi yönünde karar alındı. Ankara, savaşma kabiliyetini kaybetti.

*** *** ***
AKP’yi kurarken: Kemal Derviş!

Koalisyon hükümeti, siyasi geleceğini IMF kontrolündeki ekonomik programın başarısına bağlamıştı, demek ki eli kolu bağlanmıştır.

Hükümet işte bu şartlarda, programı yürütsün diye Türkiye’ye gönderilen ve Bakan tayin edilen Kemal Derviş tarafından erken seçime zorlandı.

“Belirsizliğin azalması için seçim tarihinin belli olması gerekir”, öyle diyordu.

Aynı tarihte şu açıklamayı yapıyordu:

Makro dengeler oturdu. Çark dönmeye başladı. Üretim kımıldıyor. Enflasyon, faizler düşüyor. Tarım iyi bu sene. Turizm iyi gidecek...”

Derviş, ABD ile dirsek teması içinde yeni bir siyasi senaryonun sahneye konulması için zemin hazırlıyordu.

Darbedir ve senaryo AKP’yi iktidar yapmak içindir.

Bülent Ecevit, yapmaya zorlandığı şeyin AKP’yi iktidara taşıyacağının farkındaydı, bütün gücüyle direndi. Ancak Kemal Derviş, İsmail Cem, Hüsamettin Özkan triumvirasına direnemedi. Hükümet ortağı MHP, her zamanki rolüne uygun olarak planın işlemesinde en önemli ayak oldu.

*** *** ***
AKP’yi kurarken: Ecevit’in tasfiyesi!

Ecevit hükümetinin devrilmesinin en ateşli savunucularından biri Hasan Cemal’di.

Daha Ecevit Hükümeti ayaktayken, Anadolu yollarına düşmüş DSP’nin başına kim gelmeli araştırmasına çıkmıştı. Şimdi yandaştır.

Ardından büyük basın ve sermayenin, yüksek komutanların ağır baskısı geldi.

Ecevit hastanede rehin tutuldu, yerine gıyabında tayin yapıldı ve Ecevit hükümeti bitirildi.

Ecevit gidecek, yerine kim gelirse gelsin Irak’ın müdahalesinde Türkiye’nin ABD’nin yanında yer almasını sağlayacaktı. Darbe budur.

Ecevit son bir hamle yapıp Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu’nun görev süresini 1 yıl uzatmaya yeltendi, gücü yetmedi. Kıvrıkoğlu emekli oldu. Genelkurmay Başkanlığı’na şimdi İzmir’de “tutuklu” Orgeneral Hilmi Özkök, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na Jandarma Genel Komutanı Aytaç Yalman, Jandarma Genel Komutanlığı’na da Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Org. Şener Eruygur getirildi.

Kara Kuvvetleri Komutanı olmayı bekleyen Orgeneral Edip Başer emekliye sevk edildi.

İddiaya göre Aytaç Yalman’ın tercih edilmesinde Irak ve Suriye konusunda uzmanlığı etkili olmuştu.

Irak’ın işgaline evet diyecek bir Genelkurmay Başkanı ve bu kararı uygulayacak bir Kara Kuvvetleri Komutanı bulmuşlardı.

TSK savaş düzeni almıştı, kaybedildi.

TBMM 29 Temmuz 2002’de olağanüstü toplandı.

31 Temmuz’de erken seçimlerin 3 Kasım 2002 de yapılması kararı alındı.

3 Ağustos’a AB uyum yasaları gereği idam cezasını kaldıran yasa görüşüldü ve kabul edildi. MHP ve AKP ret oyu kullandı.

Derviş 21 Temmuz’da ABD’ye gitti, başındaki lekeleri tedavi ettirecekti.

Derviş’ten 10 gün boyunca haber alınamadı, döndü, 10 Ağustos’a hükümetten istifa etti.

Özkan-Derviş ikilisinin kurduğu Yeni Türkiye Partisi’ne katılması beklenirken, umulmadık bir hareketle CHP’ye katıldı.

Yani YTP de Derviş tarafından tasfiye edilmiş oldu.

Erken seçim kararının alınmasında, DSP’nin bölünmesinde, Ecevit’in indirilmesinde, YTP’nin tasfiyesinde, ekonominin düzlenmesinde hep Derviş vardı.

3 Kasım’a doğru yapılan kamuoyu yoklamaları barajı geçecek sadece iki parti olduğunu söylüyordu; biri Derviş’in seçimi CHP, diğeri de AKP’ydi.

Hilmi Özkök 3 Kasım seçimlerinden 1 gün sonra ABD’ye gitti.

Plan işliyordu. Hükümet 28 Kasım’da güvenoyu aldı.

3 Aralık’ta Wolfowitz ve Grossman hükümetin kapısındaydı, aceleleri vardı.

İki ABD’li, Başbakan Gül, Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış ve Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’le görüştü.

Görüşmeden sonra Yakış, Irak’ın işgaline hazır olduklarını açıkladı.

O kadar hazırlıksız bir açıklamaydı ki, birkaç saat sonra başında bulunduğu bakanlık tarafından tekzip edildi.

*** *** ***
1 Mart’tan Suriye’ye!

Yine de 1 Mart tezkeresi oyunu bozdu, bütün hazırlıklar boşa çıkmıştı.

ABD, TSK içinde birilerinin direndiği kanısındaydı, 4 Temmuz’da Süleymaniye’de TSK’nın başına çuval geçirilmesi budur.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 23 Mart’ta İstanbul’da Harp Akademileri Komutanlığı’nda konferanstaydı.

Kurtuluş Savaşı ile kazanılan kalelerden biri daha düşerken, 27 Mart’ta, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hayri Kıvrıkoğlu Suriye sınırında incelemelerde bulunuyordu. Irak’ın işgalinde direnen ordu, Suriye’ye müdahalede ikna olmuş vaziyettedir; çuvalın sonucudur.

Savaşı kaybedenler ise uzun esarettedir; çığlıkları duyulmaktadır.

Orhan GÖKDEMİR - 03 Nisan 2012 - Aydınlık

Son Yazılar

Sunny

25°C

Istanbul