sivas_kongresi_2_225

4+4+4 Ve “Kurtarılacak Bir Cumhuriyet” Değil, “Yeniden Kurulacak Bir Cumhuriyet”

AKP Hükümeti’nin baskı, terör ve polis copu aracılığıyla yasalaştırdığı yeni eğitim düzeni, birkaç gün içinde AKP’nin Noteri tarafından onaylanarak yürürlüğe girecektir.


Türkiye’de eğitim alanında anılmaya değer iki uluslararası operasyon yapılmıştır. Bunlardan birincisi 1956 yılında Demokrat parti zamanında, ikincisi de 2012 yılında AKP iktidarında gerçekleşmiştir.

Eğitimde Cumhuriyet tarihinin ilk büyük operasyonu olan 1956 değişikliği ile 2012 operasyonu büyük benzerlikler taşımaktadır.

Her iki operasyona damgasını vuran siyasal iktidarlar (Demokrat Parti- Adalet ve Kalkınma Partisi) uluslararası güçlere yaslanarak, onların destekleri ve yönlendiriciliğiyle iktidarı ele geçirmişlerdir. Siyasal iktidarı şu ya da bu biçimde ele geçiren, kullanan güçler, sahip oldukları siyasetin ve ideolojinin göreliği özerkliği içinde elde ettikleri güç nedeniyle pervasızlaşırlar.

Bu süreçte el atılacak en önemli başat alanlardan biri olarak da eğitimi seçerler. Çünkü gençliği ve toplumun geleceğini biçimlendirmenin en etkili yolu eğitim alanıdır. Şairin “Her ömür kendi gençliğinden vurulur” deyişi gibi, her toplum da kendi gençliğinden teslim alınır.

Bu ön açıklamadan sonra tarihi süreci anımsamakta yarar var.

ABD kongresi ikinci dünya savaşı sonrası 1947 yılında Truman Doktrini çerçevesinde Yunanistan ve Türkiye’yi Komünizmle mücadelenin iki kalesine dönüştürme kararı alır. Bu karar doğrultusunda yapılacak harcamalara ilişkin yüklü mali fonlar ayrılır. Ve kullanıma açılır.

Çok geçmeden 1948 yılında Türkiye de Komünizmle Mücadele derneğinin kuruluşu için ilk başvuru yapılır ve faaliyetlerine başlar. “Komünizmle Mücadele Dernekleri” adıyla ikinci kez İstanbul da başvurusu yapılan ve kurulan bu organizasyonun kuruluş tarihi ile İlköğretim programında gerçekleştirilen değişikliğin(operasyonun) tarihi aynıdır. 1956.

Türkiye’de Eğitimde gerçekleştirilen bu gerici, Atatürk karşıtı değişikliğin finansörlüğünü ve düşünsel yönlendiriciliğini ise “Amerikan Ford Vakfı” üstlenmiştir.

ABD güdümlü ve destekli, Türkiye’yi sömürgeleştirme/dönüştürme operasyonu, ABD devşirmesi siyasal iktidar(DP)’nın organizatörlüğünde üç koldan sürdürülmüştür.

· Türkiye’nin hemen her yanına hızla yayılan Komünizmle Mücadele Dernekleri

· DP iktidarı tarafından eğitim programlarında yapılan “din ambalajı” ile halka yutturulan değişiklikler.

· ABD de eğitilmiş subaylar kullanılarak ordu içinde NATO hizmetlerinde kullanılacak   “Sivil Harp ve Seferberlik Daireleri’nin ve “Kontr-Gerilla” örgütlenmeleri.

Bu gün Siyasetten ekonomiye, dinsel alandan üniversitelere kadar yaşamın değişik alanlarında mantar gibi çıkan, ayrık otu gibi etrafımızı kuşatan karşı devrimci, devşirme güruh, o yıllarda ekilmiş tohumların ürünüdür.

2012 Operasyonu ise, BOP Eş(şeş) başkanı ve iktidarınca ABD+AB+İsrail Patentli olarak, yine   “dinsel ambalaj ve kılıfla” sahneye sürülmüştür.

Tüm alanlarda olduğu gibi eğitim alanında da 1990′lı yıllarda hız kazanan küreselleş(tir)me girişimleri, o zamana değin zaten yamalı bohçaya dönüştürülen Cumhuriyetin eğitim sistemini yerle yeksan edecek düzenlemeleri ’de içinde taşıyordu.

Tüm bakanlıklarda ama özellikle Milli Eğitim Bakanlığında dolaşan uluslararası uzman(!)lar ve yerli devşirmeler harıl harıl Türk ulusunu “kendi gençliği aracılığı ile” teslim alacak projeler üretiyorlardı.

· “Biz”in yerine “ben”, “toplum” yerine “birey” kavramları sessiz sedasız hiçbir tepki ile karşılaşmadan müfredatımıza yerleştirildi. Eğitimin “toplumsal davranış kazandırma” hedefi yalnızca “öğrenci merkezli” ve “kazanma” amacına dönüştürülürken, Tam bağımsız, gönençli Türkiye ülküsü için çarpan yürekler,“Gemisini kurtaran kaptan” sözüne ve ülküsüne dönüştürüldü.

· Okullarımızda ”Önemli Günler ve Haftalar” arasına “Avrupa Günü”alınıp, şaşalı etkinlikler yapılırken, Okullarımızda “Avrupa Birliği Proje yarışmaları” düzenlenirken,  nedense “Yerli Malı Haftası” devrimcisinden, ülkücüsüne ve dincisine hiçbir öğretmenin ya da okul Müdürünün/Üniversite Rektörünün umurunda bile değildi.

· ABD; örtülü ödenekten ,”Soros” ve “Chrest Vakfı” kanalıyla,  Avrupa Birliği; “Sokrates”, “Leonardo da Vinci”, “Erasmus” projeleri kapsamında, ülkemizde “Devşirilmiş – Mandacı”lara Yeşil Dolar ve Avroları cömertçe akıttılar.

· Dünün “Batı Kulübü” karşıtı mukaddesatçılar, milliyetçiliğine, ülkücülüğüne toz kondurmayanlar, Mustafa Kemal Atatürk’e “Burjuva Kemal” diye saldıran, Kahrolsun Emperyalizm! Diye haykıran solcular “Soros” ve “Chrest Vakfı”, “Avrupa Birliği projeleri” için kafa yoran, tüm enerjilerini bu yolda harcayan, mitingler, protestolar, bildiriler yerine projeler peşinde koşan “devşirmelere” dönüştürüldü.

· AKP iktidarının ilk dönemlerinde eğitim sisteminin genlerini değiştirme yolunda attığı adımlara karşı dişe dokunur bir tepkide konmadı/konamadı. Dönemin Eğitim Bakanı Hüseyin çelik “Newton’cu eğitimden, Kuantumcu eğitime”geçtiklerini şatafatlı törenlerle açıklıyor ve bu Eğitimin genlerini değiştirme operasyonuna “devrim” adını veriyordu.

· Eğitim Bakanı Dinçer bir adım daha atarak Milli Eğitim Temel Kanunundan“Atatürk Milliyetçiliği, İlke ve İnkılapları, Türklük” kavramlarını çıkartıyor, yerine bir ihanet örneği olarak “evrensel değerler, insan hakları “ kavramlarını yerleştiriverdi. Bu operasyonun adına ’da “devrim” dediler.

· Taşımalı Eğitim ile köylerden cumhuriyet geri çekilmiş, Cumhuriyet Bayramı, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramının yerini tarikat ve Cemaatlerin önemli gün ve haftaları almıştır.   Yanicumhuriyet, okul ve öğretmen yerine, camiye ve cami imamına teslim edilmiştir.

· Ulusal/Milli değerlere sahip çıkması beklenen yargı ve ordu şeytanın bile aklını zorlayacak yol ve yöntemlerle etkisizleştirildi. (Günümüz koşullarında kimi kararların yargıdan döneceği umudunu taşımak, ham hayalden öte safdilliktir.)

· 1956 yılındaki Demokrat Parti operasyonla, 2012 AKP operasyonu patent, amaç, yöntem ve kullanılan argümanlar bakımından birbirinin kopyasıdır desek yanılmış olmayız.

· Eğitim düzeni;  geleceğimizin mimarlarının, eleştirel akla sahip, sorgulayıcı, pozitif bilimlere inanan, ulusal bilince sahip, kuşaklar yerine, küresel çetenin devşirilmiş, gönüllü sözcülerine dönüştürülmüştür. Türk gençleri emperyalizmin amacına uygun bir ideolojik- siyasal biçimlendirmenin nesnesi yapılmaktadır.

· Tüm bu toz duman arasında Milli Eğitim sistemini “Eyalet Eğitim sistemine” dönüştürecek,  ulusal değil yerel kültüre öncelik veren, okulların devlet denetiminden çıkartılıp uluslararası şirketlerin denetimine gireceği Yeni Anayasa çalışmaları hızla sürdürülüyor.

Yeni Anayasa Büyük(Genişletilmiş) Ortadoğu Projesinin hukuksal yapısını meşrulaştıracak, böylece Atatürk Cumhuriyetinin tüm ideolojisi ve o ideolojinin kurum ve kuruluşları da tasfiye edilmiş olacaktır.

Türkiye, Iraklaşma ya da Yugoslavyalaşma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Küresel Çetenin taşeronu AKP İktidarı, toplumu dönüştürebilmek amacıyla eğitim kurumlarında, toplumun bilincine ve ülkenin dokularına zehir şırınga etmektedir.

Buraya kadar söyleyip/yazdıklarımız, sanki Türkiye’de Küresel kuşatmaya karşı çıkan hiçbir siyasal, toplumsal güç yokmuş ve küresel çete Türkiye’de her istediğini gerçekleştirme gücüne sahiptir algısı yaratabilir. Bu algı; canlarını ortaya koyarak direnen on binlere büyük bir haksızlıktır.

Ancak sorun artık, sosyal, ekonomik, siyasal anlamda bir sistem sorunu haline gelmiştir. Tüm mevzilerin tek bir kuşun atmadan elimizden alındığı, kalelerin karşı vuruşlarla çökertildiği bir süreçte “kurtarılacak bir cumhuriyet”  değil,“yeniden kurulacak bir cumhuriyet” söz konusudur.

Hedef, iktidardaki faşist diktatörlüğü ve onu besleyen emperyalizmi yenilgiye uğratmaktır. Bu amaç ve hedefe yönelmeyen tepkiler ve arayışlar gerçeğin üzerine çekilen ve yığınların yanılsamasına neden olan perde olma işlevi ötesinde bir anlam taşımaz/taşımadı.  Bu nedenledir ki AB-ABD emperyalizminin siyaset üreticileri ve devşirmeleri bir kez daha savaşın kazananı olmuşlardır.

2007 Cumhuriyet Mitinglerinde ”Ne AB Ne ABD Tam Bağımsız Türkiye” diye haykıran milyonları yanıltmak, hedef saptırmak için AB-ABD fonlarından beslenen devşirmeler “Ne şeriat ne darbe”  sloganını piyasaya sürmüşlerdi. Böylece kendilerini besleyen “EMPERYALİZM” in hedeften çıkmasına ve aklanmasına büyük katkı sağlamışlardı.

4+4+4 Meydan savaşında yine emperyalizmin melek kılığına girmiş şeytanları, besleme örgütleri “Truva Atları” aynı görevi üstlendiler ve yerine getirdiler. 4+4+4 kesintili eğitim yasasına karşı direnişlerde, yalnızca AKP’nin hedefe oturtulmasını, yığınların “ağaca bakıp ormanı görmemesini sağladılar. Böylece, iyi niyetle meydanlara çıkan on binlerin enerjileri heba edildi. Tıpkı 2007 Cumhuriyet Mitinglerindeki gibi.

Söylenip yazılanları doğru okumak gerek. 4+4+4 kesintili eğitim sisteminin hedefini AKP’nin Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, “88 yıldır birbirimizi üzdük. Din eğitimi konusu asla tartışma ve ayrışma konusu olmamalı” diye açıkladı.

Yanı Diyanet İşleri Başkanı, 4+4+4 kesintili eğitim sisteminin Cumhuriyeti hedef aldığını söylüyor. 88 yıl önce ne olmuştu?  Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde Emperyalizme ve işbirlikçisi Vahdettinlere, Damat Feritlere karşı dünyaya örnek bir bağımsızlık savaşı verilmiş ve Cumhuriyet ilan edilmişti.

Peki, üzülenler kimlerdi? Her halde Bağımsızlık savaşını kazanan, Bu topraklar üzerinde onurlu ve saygın bir cumhuriyet kuran Türk ulusu değildi.  Yağmalamak ve işgal için geldikleri Anadolu’dan yenilgi alarak onursuzca kaçan emperyalist haydutlar çok üzülmüşlerdi. O yenilginin kinini ne emperyalist haydutlar, ne de onların işbirlikçileri Vahdettinler, Damat Feritler asla unutmadılar. Bugün yaşananlar, Emperyalizmin Türk ulusu ile hesaplaşmasının, son ve kesin darbe vurma sürecinin bir ürünüdür.    Kimse hayal görmesin. Kimse uyanıkken düşleri ile avunmasın. Hedef saptıranların gayretkeşliği bir kez daha mevzileri yitirmemize neden olmuştur.

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’ in üzüntüsü de bu nedenledir. Onlar bu kadar açıklıkla kimlerin hizmetinde olduklarını, kimlerin emirlerini yerine getirdiklerini söylerken, karşı çıkanların Emperyalizmi görmezden gelerek verdikleri mücadele asla başarıya ulaşamaz. AB-ABD emperyalizminin siyaset üreticileri ve devşirmelerinin bir kez daha savaşın kazananı olmaması dileğiyle.

Mahmut ÖZYÜREK (Eğitimci) - 02 Nisan 2012 - TürkCelil

Son Yazılar

Showers

15°C

Istanbul