genclik_herzaman_devrimcidir_dogan_yurdakul225

"Gençlik Her Zaman Devrimcidir. Bir Kalıba Girmez!"

Kanser hastası eşini ölümünden önce “Son bir kez görmesi için merhamet edin” diyenlere karşı “Bunca yıllık mücadele hayatım boyunca zalimlerden hiç aman dilemedim.

Merhamete de ihtiyacım yok” diyerek savaşımcı yanıyla yanıt vermesiyle tanıdı kimileri Doğan Yurdakul’u. Oysa o 12 Mart’ların, 12 Eylül’lerin cezaevlerinin hep zorunlu “konuğuydu”. Aynı bu dönemde de olduğu gibi.

Geçmiş olsun ziyareti için gittiğimizde her zamanki inceliğiyle kapıda karşılayamamasının üzüntüsünü yaşarken, biz onun sağlığını merak ediyorduk. O ise Odatv’ye geçtiği haberleri, üzerinde çalıştığı romanı, cezaevindeyken yazdığı Türkçe-Fransızca sözlüğün Fransızca-Türkçesini hazırlama proejelerini heyecanla anlatıyordu.

‘İnsanın haysiyetiyle oynuyorlar!’

Meslek heyecanımıza yenik düşüp yönelttiğimiz soruları bizi kırmayarak yanıtladı.12 Mart’tan 12 Eylül’e kadar kendisinin ve Türkiye’nin atlattığı badireleri anılar eşliğinde konuşurken, “O günlerde büyük zulümler görüldü. Hepsini gördüm. İşkenceler yapıldı, insanlar öldürüldü, asıldılar. Bugünler de onlar kadar ağır bir zulüm. İnsan haysiyetiyle oynanıyor. İnsanı hiçleştirmeye çalışıyorlar” sözleriyle geçen zamanın da zulmü değiştirmediğini ortaya koyuyor.

‘Esirliğin bile bir kuralı var!’


Silivri Cezaevi’ndeki tecrit politikasının tutuklunun psikolojisini bozmaya odaklı olduğuna işaret eden Doğan Yurdakul, cezaevleri deneyimi nedeniyle karşılaştırma yaparken, “Eski cezaevlerinde bir saldırıya uğrasan 20-30 kişi ile saldırıyı bertaraf edebilirdik. Birlikte saz çalıp, türküler söylerdik. Ama burada öyle bir durum yok. Kimileri ‘Esir kampı, esir tutuluyoruz’ diyor. Esirliğin bile kuralları vardır. Burada o bile yok. En ağırı insanların insanlarla görüştürülmemesi” diyor.

Balbay ve Özkan’ın durumu dehşet!

12 Mart, 12 Eylül dönemlerinde gördüğü en ağır işkenceleri bile “eziyet” diyerek küçümseyen Yurdakul sözlerini şöyle sürdürdü: “Ben başka eziyetler de gördüğüm için dayanabildim. Gençlerle birlikte kaldığım için rahatsızlığımı belli etmemeye çalıştım. Ahmet (Şık) ve Nedim (Şener) iyi dayandılar. İkisi de cesur insanlar. Orada yaşananlara insan psikolojisi zor dayanır. Benim kızım büyük ve Fransa’da yaşıyor. Eşimi de cezaevindeyken kaybettim. Bu anlamda ailevi sorumluluğum yok. Ama o insanların ailevi sorumlulukları, küçük çocukları var. Mustafa Balbay ile Tuncay Özkan’ın halini ifade edecek kelime yok. Onların ki dehşet. ”

‘Toplu iğnenin sesi bomba gibi etki yapıyor!’


“Silivri vahşi bir yer. Özel yapılmış” diyen Yurdakul, bunun nedenini şöyle anlattı: “En basiti, duvarlara özellikle yalıtım konulmamış. İnanılmaz bir yankı var. Yere toplu iğne düşse beynimizin içinde bomba etkisi yapıyor. Konuşmalarımız bize geri geliyor. Odada, koridorda hiçbir yerde yalıtım yok, özellikle konulmamış. Televizyonun sesini en kısıkta dinlesek bile yankı yapıyor.”

‘Hâkimler bile böyle terörist mi olur dedi!’

Toplumda tutuklulukların haksız olduğunun anlaşıldığını, insanların kendilerinin suçsuz olduğunu gördüğünü anlatan Yurdakul, ilginç bir duyumu paylaştı: “Hâkimlerin kendi aralarında ‘Böyle terörist mi olur?’ dediklerini de duyduk.” Odatv davasının Ergenekon sürecini değiştiren bir katkı sağladığı yorumunu yapan Yurdakul, bunun nedenini şu sözlerle açıkladı: “Bu süreçte vicdanları yaralayan gelişmeler oldu. Olayları yakından izleyenler bunları zaten görüyordu. Ama süreci seyirci gibi izleyen, öylesine bakanlar açısından vicdanları yaralayan gelişmelerdi. Türkan Saylan’ın evinin basılması ve aranması, Odatv baskınları. Kuracakları komployu Odatv üzerinden tertipleyebileceklerini düşündüler ve öyle de uyguladılar. Ama komploları ellerinde kaldı. Ahmet’i, Nedim’i, Hanefi Bey’i de koydular, ‘şu insanlardan kurtulalım’ diye. ”

‘Bizden utanmaları lazım!’

Cezaevi sürecinde kendisini en çok rahatsız edenin medyanın tutumu olduğunu vurgulayan Yurdakul, “Bu dönem medya için yüz karasıdır. Tarihe de böyle geçecektir. Yandaş falan diye de ayırmıyorum, gazeteler televizyonlar aynı durumda. Tutuklanmış insanları mahkûm ettiler. Bizi ipe çektiler. Tutukluluk ile tahliyenin anlamlarını bile bilmiyorlar. Şimdi bizden utanmaları lazım. Tutukluluğu mahkûmiyet olarak anladıklarına göre herhalde tahliyelerimizi de beraat olarak görürler!” yorumunu yaptı.

2009’da Genelkurmay Başkanlığı’nın ilk kez 30 Ağustos resepsiyonuna internet sitelerini çağırdığını anımsatan Yurdakul şunları söyledi: “Odatv adına ben gittim. internethaber.com, gazeteport.com, haber3.com sitelerini de resepsiyona çağırdılar. Diğer arkadaşlar dediler ki ‘Siz yaşlısınız, bir konuşsanız da Genelkurmay Başkanı ile fotoğraf çektirsek.’ Ben de İlker Başbuğ’a söyledim. Başbuğ ‘Tamam’ dedi hep birlikte fotoğraf çektirildi. Tutuklandıktan sonra Samanyolu TV diğer arkadaşları kareden çıkartıp yalnızca beni ve Başbuğ’u tek karede göstererek, ‘Odatv’nin Genelkurmay’daki adamı’ diye haber yaptılar. Eşimin cenazesindeki davranışlarımı bile istismar konusu yaptılar. Medya böyle bir dönemden geçiyor. Cenazeye katılan ilk tutuklu olduğumdan istismar etmemek için fazlaca özen gösterdim; bu hakkı daha sonra kullanacak insanlar zarar görmesin diye

İzmir Kitap Fuarı’na gitmek istiyorum!

Geleceğe ilişkin umudunu hiç yitirmeyen Doğan Yurdakul, “Türkiye pek çok badireden geçti. Bu da geçecek, bunları da atlatacağız. 4+4+4 tartışmaları yaşanıyor. İstediğin kadar tek kalıba sokmaya çalış genç insanları. Twitter’da Facebook’ta olmayanlar garipseniyor, dışlanıyor. Sen ne kadar kindar, dindar olsun dersen de, dünyanın gelişimi var. Gençler oraya bakıyor. Ben gençliğe güveniyorum. Herkes ‘Gençlik bitmiş’ diyor. Elbette Deniz Gezmiş’lerin zamanındaki gibi gençlik yok ama gençler her zaman ‘devrimcidir’” dedi. By-pass ameliyatı sonrası iyileşme dönemini ağır geçiren Doğan Yurdakul’un en büyük arzusu ise bir an önce okurlarıyla buluşmak. Doğan Yurdakul, sağlık sorunlarını aştıktan sonra doktorlarının da izin vermesi durumunda İzmir Kitap Fuarı’na gitmeyi çok istediğini söyledi.

İlhan TAŞÇI - 30 Mart 2012 - Cumhuriyet

Son Yazılar

Mostly clear

13°C

Istanbul