ergenekon_tertibi_amerikan_plani225

İlker Başbuğ’dan tutuklu askerlere : ‘Dik duracaksınız!’

Duruşma salonunda sadece eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ‘un sesi duyuluyordu.

Biraz önce duruşmaya ara verilmiş, izleyiciler ve basın salondan çıkarılmıştı. Ara verilmesinin nedeni Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese‘nin 2. Ergenekon davasının tutuklu sanıkları İbrahim Şahin ile Fatma Cengiz arasındaki bir telefon ses kaydını dinletmesine Başbuğ‘un tepki göstererek duruşma salonunu terk etmesiydi. Başbuğ’un çıkışını duruşmayı izleyenler alkışlayınca Başkan Özese duruşmaya ara vermek zorunda kalmıştı.

İşte bu sırada İlker Başbuğ salona geri döndü. Kürsüde yalnızca üye hakim Hüsnü Çalmuk, savcılık makamında ise Mehmet Ali Pekgüzel vardı.

“Böyle soru soramazsınız” diyordu Başbuğ, yargıç Çalmuk‘a, kürsünün önüne gelerek. Diğer tutuklu subaylar da ayakta, komutanlarının yanında yarımay şeklinde duruyorlardı.

Araya savcı Pekgüzel girdi. “Sizin savunma hakkınız kapsamında o kayıt dinletildi” deyince Başbuğ Pekgüzel‘e dönerek, “İtibarsızlaştırma ve aşağılamanın savunması olmaz. Bununla ancak mücadele edilir” diye konuştu.

Aydınlık farkı!

Silivri cezaevi yerleşkesi içindeki küçük duruşma salonu 27 Mart 2012 günü tarihi bir gün yaşadı. Aslında o günün nasıl olacağının sinyalini bir gün önce Başbuğ‘un avukatı İlkay Sezer, pazartesi günü duruşmayı izleyenlerin bir gün sonra da gelmelerini istemişti.

Bir gün önce mi? Aydınlık, İlker Başbuğ‘un savunma yapmayacağını, “Siz beni yargılayamazsınız” diyeceğini daha 29 Ocak’ta yazmadı mı?

İşte Aydınlık farkı!

Sorulacak soru bu mu?

İlker Başbuğ‘un “ben savunma yapmayacağım, hiçbir soruya cevap vermeyeceğim” demesi üzerine, savcılar “soru sorma haklarını saklı tutarak” soru yöneltmediler. Mahkeme Başkanı Özese ile üye hakim Çalmuk ikişer soruyu kayda geçirdiler. İlginçtir, bu sorular arasında ne “irticayla mücadele eylem planı”, ne internet andıcı, ne kurulan veya kapatılan internet siteleri, ne Başbuğ‘un konuşmaları, ne “kağıt parçası”, ne “boru”, ne “terör örgütü yöneticiliği” ve ne de “örgütün ara yöneticiliği” gibi iddialar vardı. Sorular, üçüncü şahıslar arasındaki bir konuşmada adının geçmesi ile Kudüs’te “Ağlama Duvarı” önünde çekilen bir fotoğraftı. O fotoğrafın, F tipi örgüt tarafından neredeyse, bütün medyaya servis edildiğini, aynı ziyaret sırasında Başbuğ’un Mescid-i Aksa fotoğraflarının ise gizlendiğini bilmeyen var mı?

Sorular Başbuğ‘u savunmaya zorlamak içindi. Ancak Başbuğ bu “magazinleşmeye” tepkisini göstermek ve “İbrahim Şahin ile Fatma Cengiz’i benden daha iyi tanıyorsunuz” demek dışında cevap vermedi.

‘Hakkımız helal olsun’

İlker Başbuğ, şahsının üzerinden hedef alınmanın, asıl yargılanmak istenenin genelkurmay başkanlığı makamı ve TSK olduğunun bilincindeydi. Konuşmasında kendisine yönelik iddiaların kişisel bir suçlama değil, “TSK’ya yöneltilen ağır bir suçlama” olduğunu belirtmesi, karargahtan genelkurmay başkanı, ikinci başkan ve dört korgeneralin tutuklu olduğunu hatırlatması bu yüzdendi.

Kısacası İlker Başbuğ yakışanı yaptı, dimdik durdu.

Sadece böyle yapmakla kalmadı. Tutuklu askerlere “Dik duracaksınız” mesajını da açıkça verdi.

Başbuğ‘un konuşmasına Hasdal, Hadımköy, Maltepe ve Silivri’de tutuklu muzavvaf ve emekli askerler nasıl tepki verdi?

Tek cümleyle : “Bizler komutanımıza hakkımızı helal ediyoruz!”

2) Başbuğ’u öfkelendiren telefon kaydı!

Tape No: 9827. 31 Ağustos 2008 tarihinde Fatma Cengiz, İbrahim Şahin‘e, mesaj çekiyor: “Abi, senin telefonun dinleniyor.”

Tape No: 9828. Aynı gün İbrahim Şahin cevap veriyor: “Biliyorum.”

Biri “Telefonun dinleniyor” diyor, öbürü “biliyorum” diye yanıtlıyor. Ama 3. Ergenekon dava klasörlerinde Şahin ile Cengiz‘in telefon kayıtları yüzlerce sayfayı buluyor. Dinleyenin ya da telefon tapelerini okuyanın hemen “saçma sapan, gayri ciddi, akıldışı” diye yorumlayacağı sayfalar dolusu konuşmalar.

Bu mu ‘delil?’

Tape No: 9271. 3 Kasım 2008 günü Fatma Cengiz‘in Şahin‘le yaptığı konuşmanın bir bölümünü iddianameden olduğu gibi cümle bozukluklarına dokunmadan aktaralım:

“… Ç. paşayla bir samimiyetiniz var mı adamın sesi düşüyor abi senin adını duyunca” dedi. İ.Şahin‘in “İ.Paşa önemli olan o ya herkesi etkiliyor. H. paşayla ikisi herhalde, dediği, F. Cengiz‘in “İ. paşayı ben ilk gördüğümde ikinciydi şeyde Genel kurmayda ikinciydi biz Y.B. ile görüşüyoruz o arada masada otururken adını andım biliyon mu adını andım. Y. B.’in yüzüne baktım hiç bir değişim yok İ.B. yüzüne baktıydım gözlerini kırpıştırıyor gülümsemeye başladı hiç ağzını açıp çıt demedi ama o gözlerini kırpıştırıp gülümsemeye başlayınca farkettim” dediği, İ. Şahin’in “Evvelsi gece iki saat konuştum ya o bambaşka ya ona ben alenen söyledim sen gerçek B. diye” dediği, . Cengiz’in “Bilmiyorum o kadarını söyleyemedi de dünden de telefon açmış Ağrıyı oluştur dedim sana dedi ben de dedim paşam dedim malzeme istiyorum tutmuş M. beyi başıma göndermiş tükürcem ben bu M. beyin biçimine ya valla bir hır çıkartırım ben gene” dediği…

Siz bakmayın iddianamede bazı isimlerin “İ.paşa”, “H. paşa”, “Ç.paşa”, “Y.B.” diye geçtiğine. 27 Mart 2012 günü, 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Hasan Hüseyin Özese eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin ile Fatma Cengiz arasındaki telefon konuşmasını uzun uzun dinletti. Hilmi Özkök‘ün, Çevik Bir‘in, İlker Başbuğ‘un ve Yaşar Büyükanıt‘ın adları açıkça dile getirildi. Başbuğ’un tepkisini göstermesine bu gayri ciddi telefon konuşmasının “delil” diye dinletilmesi oldu.

‘S 1 listesi’ böyle hazırlandı!

Şahin ile Cengiz arasında akıl ve mantıkla açıklanmayacak konuşmaların tek “kurbanı”, İlker Başbuğ değil. Cengiz‘le yaptığı konuşmalar sonucu Genelkurmay’ın kendisine önemli bir görev vereceğine inanan Şahin‘in hazırladığı “S1 listesi” 3. iddianamenin ana eksenini oluşturdu. Listede adı geçen 7′si polis, 8′i TSK personeli 15 kişi “suikast timi” ilan edildi. 2009 yılında tutuklanan bu isimler aylarca, bazıları yıllarca hapiste kaldı. Bu listedeki son tutuklu sanık emniyet görevlisi Mehmet Dalagan16 Mart günü ancak tahliye olabildi.

İddianameye göre Fatma Cengiz Kayseri’de mahalli ve bölgesel radyolarda sunuculuk, Erciyes televizyonunda program yardımcısı olarak çalışmış. Radyoda çalışırken bir dinleyicisi kendisine “Asena” adını takmış, o da bunu benimsemiş!

İbrahim Şahin, Fatma Cengiz için “dengesiz biri” diyor.

Silivri’de yargılanan askerler ise farklı düşünüyorlar. “O, cemaatin MİT adına kullandığı bir elemandır.”

3) Bu iddianame kim için?

“Doğu Perinçek’e ait Caretta ibareli CD içerisinde İzmir’den Hayati Özcan’ın gönderdiği belgeler /C. Başbuğ Bnb.dan / Bilgi Edinme / BBF – Gnkur / Metinler isimler dosyada…”

Bu iki satırlık cümledeki asılsız iddiaları (Ne Doğu Perinçek‘te, ne de onun çalışma odasında böyle bir CD bulundu) bir yana bırakalım ve devam edelim.

“Yine iddianamede İşçi Partisi bünyesinde bulunan Aydınlık Dergisi ve bunlara bağlı yayın kuruluşlarında, yapılan yayınlarda aynı başlıklarda dezenformasyon amaçlı yayınlar yaptıklarının tespit edildiğini belirtmiştir.” (s.10)

“Ufuk Akkaya isimli şahsın.. Deva Çıkmazı Sokak No:7 sayılı işyerinde yapılan aramada… bulunan Bilgi notu Dursun Çicek, isimli belgede…” (s.22)

“Ufuk Akkaya isimli sahıstan elde edilen… hard disk içeriğinde yer alan ‘Bilgi Notu YAŞ’ isimli world belgeleri içerisinde…” (s.27)

“Şüphelinin henüz Kara Kuvvetleri Komutanı iken halkın demokratik yollarla seçtiği AK Parti hükümedini yasadışı yollarla devirmeyi planladığı, ancak şüpheli Ufuk Akkaya’dan çıkan belgede yer aldığı üzere de bu eylem planına uygun kadroyu Genelkurmay Başkanlığı döneminde elinde olmayan sebeplerle oluşturamadığı için hayata geçeremediği anlaşılmıştır” (s.38)

Yukarıdaki alıntıları İşçi Partisi, Aydınlık ya da Ulusal Kanal’ı konu alan bir iddianameden almadık. Bu satırlar, eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ davasındaki 39 sayfalık iddianamede yer alıyor!

Bu operasyonların hedefinde TSK ile birlikte İşçi Partisi’nin yer aldığını boşuna söylemiyoruz.

8 aydır tutuklu olarak haklarındaki iddianamenin yazılmasını bekleyen İP yöneticileri Mehmet Bedri Gültekin, Erkan Önsel ve Turan Özlü ile İstanbul Üniversitesi Öğretim Görevlisi Mehmet Perinçek İlker Başbuğ’un “suç ortağı” ilan edilirse hiç şaşırmayın!

4) Baba ile kızı YGS sınavında!

Ergenekon ana davasının en uzun süredir hapiste olan (1753 gün) tutuklu sanığı bugün YGS sınavına gerecek.

12 Haziran 21012′de cezaevinde 5. yılını bitirecek olan Mehmet Demirtaş süre içinde yarıda bıraktığı liseyi içerdeyken bitirdi. Şimdi de YGS sınavlarına hazırlanıyor.

Buraya kadar normal. Çok sayıda tutuklu ve hükümlünün cezaevinde çeşitli sınavlara girdiğini biliyoruz.

Demirtaş’ın durumunu farklı kılan ise onunla aynı gün kızı Kübra Demirtaş’ın da YGS sınavına girecek olması.

Mehmet Demirtaş kızının liseye başladığını göremeden onun liseyi bitirdiğine ve şimdi de üniversite sınavına hazırlandığına tanık oldu.

Koğuş arkadaşımız Demirtaş “dışarıda olsaydım kızımı sınava ben götürecektim. Ama şimdi aynı gün ayrı ayrı yerlerde sınava gireceğiz” diyor.

Kübra‘ya ve Mehmet‘e başarılar diliyoruz.

5) Kim bu Tuncay Opçin?

Taraf yazarı Mehmet Baransu‘nun yeni kitabı “Pirus” piyasaya çıktı. Kitabın yine TSK’yı hedef aldığını söyleyebiliriz. Bir dezenformasyon faaliyeti olduğunu da.

Ancak bu sefer bir fark var. Baransu kitabını Tuncay Opçin ile birlikte yazdı.

Opçin, Deniz Kuvvetleri’nden atılma eski bir asker. Cemaate yakınlığı ile biliniyor.

Bir dönem Nokta dergisine girip çıkarken daha sonra Mehmet Baransu ile irtibatlandı.

Opçin de Amerika Birleşik Devletleri’nde tıpkı Baransu, Faruk Mercan gibi tedrisattan geçti.

Ürettiği belgeleri “ilgili” dağıtımlara vermesiyle biliniyor.

Baransu kitabını bu kez açıkça Opçin ile hazırladığını söyleyerek Opçin‘i sahneye çıkardı.

Haberleriyle değil kaynaklarıyla bilinen Opçin böylece önömüzdeki günlerde dana çok tanınacak gibi görünüyor.(Odatv)

Hikmet ÇİÇEK - 02 Nisan 2012 - Aydınlık

Son Yazılar

Mostly cloudy

15°C

Istanbul