rte_harp_akademilerindeki_konusmasi2_225

Harp Akademileri’nde Rüştü Erdelhun Refleksleri!

Başbakan ameliyat oldu, gizli tutuldu.

Tayyip Erdoğan, nagehan, Harp Akademileri’nde konferans vermek istedi ve verdi; gizli kabul edildi. Harp Akademileri’nin komutanı Bilgin Balanlı idi, “söz aldık” dediler, Beşiktaş’a gitti, tutukladılar, Silivri’dedir. Bilgin Balanlı’nın suçsuzluğu konusunda hiçbir kuşku yoktur ve öyle görüyoruz, Harp Akademileri’nde Rüştü Erdelhun rüzgârları esmektedir.

Dar Kemalist!

Genelkurmay Başkanı Necdet Paşa’nın inanmış bir Kemalist olduğundan hiç kuşku duymuyorum, ancak yavaş yavaş “dar Kemalist” saymaya meylediyorum. Ayrıca nagehan, Kuvvet Komutanı olmadan, başkanlığa çıktığını biliyoruz, deneyimleri eksik kalmıştır. “Erdelhun Refleksleri” buralardan gelebilir, bilemiyoruz.

Başkomutanlık!


Kanun-i Esasi, cumhurbaşkanlığı halleri için “Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil etmek” de demektedir. Hukuk açısından anlamdan uzak bu ifade, sadece tarihi bir mana taşımaktadır. Necdet Özel’in bilmemesi zordur; bir zamanlar vardı, bir yüksek şahsiyet bulunuyordu, bu Meclis’in başı idi ve Meclis, onu Başkomutan yaptı; demek Meclis ile Başkomutan ve bir yüksek şahsiyet bir aradaydılar. Ayrılamaz, şahsi ve hususi tarihidir, diyebiliriz. Necdet Paşa’nın bunu kimseye hediye etme salahiyeti yoktur. Tekrarlıyorum. Oradadır.

Ordu protokolü!

İki, uzun süre, cumhurbaşkanı, başbakanlık, genelkurmay başkanı bir üçlü oluşturdular ve başbakan ve cumhurbaşkanının manevralara gitmeleri teamüldü. Ama gitmeyebiliyorlar, Saldıray Paşa yapıyordu ve Gül ile Erdoğan gitmediler, yine de manevraların yapıldığını biliyoruz. Saldıray adını sevmiyorlardı, mümkündür.

Sonra yakında Gül geldiler, hoş geldiler, ama kuvvet ve güven getirmediler. Necdet Paşa'nın güven bulması, askere değil, Erdelhun Refleksi'ne uygun düşmektedir. Devletlerin ve orduların usul ve protokolleri vardır, bana hatırlatmak düşmektedir.

Sır konferans!

Üç, genelkurmay başkanları, başbakanların sırdaşı olmazlar. Konferansı açıklaması esastır, ayrıca belediye başkanı ile İstanbul valisinin de katıldığı gazetelerde yazılıdır. Kim davet etmiştir ve her ikisinin de imam-hatip'ten olduğunu biliyoruz. Ne tesadüfler var, ilahidir diyoruz.

Dört, modern devletlerde, savunma sanayi, silahların modernizasyonu ve silahlanma meselelerini, genelkurmaylar hükümete ve başbakana bildirirler, tersi mümkün değildir. Bu nedenle, eğer Tayyip Bey'in açıklaması tam ise, Harp Akademileri'nde Erdelhun Refleksleri yerleşmektedir. Not ediyoruz.

Balyoz çığlığı!

Ve işte tam bu arada, bu gizli konferansa muttali olduğumuz gün, Sözcü'de, "84 imzalı Balyoz Çığlığı" haberi yayımlandı; "çığlık", Türk Dil Kurumu sözlüklerinde "feryad" ve "figan" demek olup ağıttan ötedir, korgeneral ve koramiral kadar yüksek subaylarımızın yüksek sesle ağlamalarına çok üzüldüğümü saklamıyorum. "Çığlık" beni perişan etti, saklamıyorum.

Sığınma psikozu!

Bu subaylarımız çığlıklarında, "Atatürk ve Cumhuriyet değerlerine içtenlikle inanan her Türk gibi bizler de sizi güvenilir bir liman olarak görüyoruz" demişler, bir limana sığınmışlar, bu Emin Çölaşan limanıdır. Emin, çığlığı yayımlamıştır; liman, limandır. Fakat çığlıktaki "Atatürk ve Cumhuriyet değerleri" ibaresi çok yanlıştır, demek çok derin üzüntü ve sığınma psikozu içindedirler. Söz, "Atatürk ilkelerine bağlı" olmaktır, şaşırmışlar, anlayışla not ediyorum.

İlahî yardım!

Yalnız bir nokta var ki, neden bu kadar çığlık atıyorlar, anlamadım. Şu da Kemalist yüksek subaylarımızın ifadesidir: "Bu kritik aşamada bizlerin masumiyetinin en yakın şahidi olan Yüce Allah'mız, bize ilahi yardım elini uzattı."

Öyleyse daha ne, kadir Allah, rahman Allah, "ilahi yardım elini" uzatmış; daha ne, biraz daha sabır, ilahi yardım yakındır.

Aksini düşünmek Yüce Allah'a itikatta eksik kalmaktır ki, münasip görmüyorum.

Şeytanca sorular!

Pek savunma yapmadılar, hızlı davrandılar ve bunları yaptıkları sırada ruh hallerini Yüce Mahkeme'ye "saf duygularımızla inanmıştık" itirafı ile açıklıyorlar. Şimdi ise kandırıldıklarını düşünüyorlar, çığlıkları bu nedenledir. Tespit ile bitirmiş oluyorum.

Güzel, bu 84 imzalı çığlık-mektupta, bütün bunların Cumhuriyet'e ve Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı bir tertip olduğu konusunda bir işarete rastlamıyoruz.

Bu durumda, ben şeytan'ın aklına geliyor, kandılar kandılar, ama kim kandırdı, şeytanca sorumuz budur.

Cevap mı, yoksa yine Rüştü Erdelhun mu, bilmiyorum. Bu bir konferans meselesidir ve bunu biliyorum.

Yalçın KÜÇÜK - 29 Mart 201 - Aydınlık

***********************************************

mustafa_rustu_erdelhun

Erdelhun Kompleksi: Bu kavram, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin çeşitli kademelerinde görev yaptıktan sonra, 23 Ağustos 1958 tarihinde Genelkurmay Başkanı olarak atanan ve 27 Mayıs İhtilali'yle emekli edilen Orgeneral Mustafa Rüştü Erdelhun'a dayanır. Türkiye'nin 27 Mayıs'a yürüdüğü bir dönemde TSK'nin başına geçen Erdelhun, Demokrat Parti hükümeti yanlısı siyasal tercihleri nedeniyle, ordu içerisindeki DP karşıtı genç subaylarca güvenilmeyen bir komutan olarak görülüyordu. Nitekim ihtilalci subaylar da, Erdelhun ve komuta kademesindeki subaylara güven duymayarak hiyerarşi dışı örgütlenmeye dikkat etmişler, hazırlıklarını gizli yürütmüşlerdi. Erdelhun'un sonunu hazırlayan asıl olay ise, 1960 yılının Nisan ayında başlayan ve başını Ankara ile İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin çektiği DP karşıtı öğrenci eylemleridir. Rüştü Erdelhun, 28-29 Nisan Olayları olarak bilinen bu eylemlerin ordu tarafından silahla bastırılmasını savunmuş, öğrencilere ateş açılması emrini vermiştir. Bu emir, öğrencilere karşı silah kullanmak istemeyen Menderes karşıtı subayların DP'yi devirme kararlığını arttırmış ve Erdelhun'un mesleki kariyerini sona erdirmiştir. Sonuçta Erdelhun, 27 Mayıs İhtilali'nin hemen ardından tutuklanmış ve 3 Haziran 1960 tarihinde TSK'den emekli edilmiştir. Tarihe "Erdelhun Kompleksi" olarak geçen bu kavram, komuta kademesi ile alt düzeyli subaylar arasındaki söz konusu siyasal ayrışmayı anlatmak amacıyla kullanılmaktadır.

Son Yazılar

Clear

27°C

Istanbul